'Sanatçi ürettigi kadardir'

Yildiz Arslan: Sanatçi dedigin, çagin sorunlarini da sanati ile dile getirendir. Sanatçi üretkendir, ürettigi ile de bütünlesen ve özdesendir. Özü ve sözü bir olandir. Silo Qiz, Alaverdi gibi degerli sanatçilarimizda bu özellikler vardi.”


Ilgili Basliklar
» MKM’li sanatçilara polis tacizi
» Opera sanatçisi Hildegard Behrens yasamini yitirdi
» Mülteci sanatçilardan anlamli gösteri
» ‘Sanatçi kimligimle var olmak istiyorum’
» 50 kadin sanatçidan ‘Kadin Korosu’

Dünya genelinde günümüzde sanatin fazlasiyla metalastirildigini söyleyen müzisyen Yildiz Arslan, “Kadinlarimiz gönüllerindeki, düslerindeki ve arz ettikleri hedeflerinden sakin vazgeçmesinler. Ataerkil bir toplumda yasasak da kadin gücümüz vardir. Metalasmayan kadin gerçek kadindir. Bunun yaninda erkek gibi kadin degil, kadin gibi kadin olmak ve kadin kimligi ile müzik yapmak gerekir” dedi. Müzisyen Yildiz Arslan, yasama ve sanata dair düsüncelerini bizlerle paylasti.

Müzik ile tanisikliginiz küçük yaslarda baslamis. Bizimle bir aninizi paylasir misiniz?

Babam, biz çocuklara hikayeler anlatirken klamlar okurdu. Evimizde, Silo Qiz, Alaverdi gibi yöremizin degerli Kürt müzisyenlerinden olusan Kürtçe dilinde bir kaset arsivimiz vardi. Ki Kürtçe’nin yasakli oldugu dönemde Kürtçe dilinde okumak cesaret isterdi. Sanatçi dedigin, çagin sorunlarini da sanati ile dile getirendir. Sanatçi üretkendir, ürettigi ile de bütünlesen ve özdesendir. Özü ve sözü bir olandir. Silo Qiz, Alaverdi gibi degerli sanatçilarimizda bu özellikler vardi.

Fakat biliyorsunuz, o yillarda, yani 1980-1990’li yillarda Kürtçe müzik ve genel olarak sol müzikler yasakti. Köyde evimiz yüksekte oldugu için köye gelenleri uzaktan görürdük. Annem bu Kürtçe kasetleri her zaman bir torbada hazir tutar ve asker köye girdiginde, evimizin arkasinda olan kayaliklara dogru kosar, kasetleri saklardi. Annemin bu ev ile kayaliklar arasi maratonu epey sürdü. Fakat bu kosturma, saklama ve gömme nedeniyle malesef bir çok kaset zarar gördü ve dinlenilemez hale geldi.

Çocuklugunuz Dersim’de, gençliginiz Istanbul’da ve ardindaki dönem ise Avrupa’da geçti. Toplumumuzdaki kadin-sanat iliskisini nasil degerlendiriyor sunuz?

Ister ülkemizde ister Avrupa’da, toplumumuz feodal yapisindan kurtulmadikça, kadin her zaman ikinci planda kalir. Bunu bir kadin sanatçi olarak her zaman hissediyorum. Ülke kosullari çok farklidir. Eger arkanizda günün müzik piyasasinda sözü geçen bir “Dayiniz“ yok ise, sizi çok kolay dislarlar ve yaptiklariniz küçümsenir. Kürt olmamdan kaynakli zaman zaman kendi deyimleri ile “hey lo lo“ tarzima karsi çikan, Türkçe dilinde müzik yapmaya zorlamak isteyen müzik sirketleri olmustur. Yine barlarda sarki söylemime yönelik teklifler oldu. Eminim bu ve benzer teklifleri bir çok kadin meslektasim almistir. Fakat önemli olan, durusunda, tutumunda ve müziginde tutarli ve güçlü olmaktir. Ben her zaman kadin kimligim, Kürt kimligim ve sanatçi kimligim ile, sanatçi onurum ile müzik yapmaya çalisiyorum. Onurlu sanat yapmak benim için çok daha önemli, çok daha üstün ve degerlidir. Söyle bir durum da var, toplumumuzun feodal olusundan kaynakli sanata ilgisi olan, sanat yapan kadinlar dislanmistir. Buna en güzel örnek Ayse San’dir. Ayse San bana göre Kürt Müziginin Kraliçe’sidir. Fakat bunun degerini büyük acilar çekerek ödemis ve ayni zamanda ailesi ve toplumu tarafindan dislanarak sürgün edilmistir.

Yani geçmiste sanata egilimli olan kadin toplum tarafindan dislaniyordu diyorsunuz. Peki siz, ülke topraklarinda yasayan biri olarak, bunu nasil astiniz?

Bu soruya küçük ve hos bir anim ile cevaplamak istiyorum. Köyümüzde baglamayi ilk 15 yasimda elime aldim. Annem ‘Kiz çocuklarin eline baglama yakismaz!’ derken, babam karismazdi, dayim ise beni tesvik ederdi. Yani saz ögrenmeye çalisirken, buna en çok annem karsi çikmistir. Annemin o yillardaki karsi tutumu beni halen düsündürüyor. Kadin olarak müzik yapmak toplumun feodal degerlerine tersti, ayipti. Fakat ben hedeflerime ulasma konusunda son derece hirsli bir çocuktum. Bizim o zaman büyük un ambarlarimiz vardi. Ben sazi orda saklardim. Annemler ilçeye gitmek için evden çikinca, sazi alir, çalar, onlar eve dönünce un ambarlarina kosar, sazi tekrar saklardim. Annem ‘Saz sesi nereden geliyordu?’ diye sordugunda ’Radyodan geliyordu…’ derdim. Gerçi yakalaninca, annem kafami bir güzel oksamisti. Bugün aklima geldikçe kendisine anlatirim ve beraber güleriz... Dün kararima karsi çikan annem bugün ‘Zaman hizla degisir iste’ diyor. Yani önemli olan sanata olan inanç, baglilik ve sanati gelistirmek için olan hirstir.

2004 yilinda Almanya’ya yerlestiniz. Avrupa kültürü bu konuda nasil bir yapilanma içerisinde? Avrupa yasamini sanata verimliligi açisindan nasil degerlendiriyorsunuz?

Ülkeden Avrupa’ya gelirken beklentilerim ve gördüklerim birbiriyle çok çelisti. Ben Avrupa’daki Kürtleri, Türkleri, genel olarak Türkiyelileri daha entellektüel, daha anlayisli, daha esnek bekliyordum. Fakat burada ne ülke kültürünü tam bulabiliyorsunuz ne de Avrupa kültürünü… Buradaki Türkiyeliler, kendilerine has iki kültürün arsina sikismis bir kültür içinde bocaliyorlar. Bu boslugu sanat alaninda da hissetmek mümkün.

Nasil bir bosluk?

Hani insan, bazen ülkede mahallelerde, çay yapip bahçede muhabbet yapma amaçli toplanan arkadaslarini, sokak ortasinda ‘Dünya Devrimini biz bir günde yapariz’ gibi romantik çikislari özler ya. Burada yasanan o güzel ve sicak ülke duygularini bulamiyorum. Avrupa insani soguk oldugu gibi buralara gelen Türkiyeli insanlarimiz da o ülke sicakligini kaybetmis gibi. Bunu günlük sohbetlerde de, müzikal yorumlamalarda da hissedebiliyorsunuz. Tabi bu gerileme herkes için geçerli degildir. Istisnalar her zaman vardir ve Avrupa’da özünü, kültürünü ve ülke bagliligini koruyan bir çok dostum vardir.

Iki kültürün arsina sikismis bir kültürden bahsettiniz. Sizce bu nasil asilir?

Asilir. Önemli olan sanatinda kendini bulabilmektir. Ürettiginiz sanat bir nebi bir kimlik arayisina baglanir. Kendinizi sanatinizda ararsiniz. Avrupa yasami her ne kadar soguk olsa da bir çok imkanlari da vardir. Avrupa yasami bizlere kültür açisindan ne kadar uzak olsada bir o kadar da kosmopolitik bir yapidadir. Burada nerdeyse dünyanin bütün kültürlerini bulabiliyorsunuz. Bir yandan özünü korumus ve bir halka, bir kültüre bagli bir sanati; diger yandan dünya kültürlerinin birbirleri ile kaynasmis müzikleri ile tanisabiliyorsunuz. Bu kültürel zenginlik içinde yasamak, sanatinizi da etkileyebiliyor. Bu gibi imkanlar Avrupa’nin sanatsal gelisimi açisindan büyük bir avantajdir. Önemli olan bunu degerlendire bilmektir. Avrupa’nin ikinci bir avantaji ise, dillerin, dinlerin, kültürlerin özgür olusudur. Örnegin uzun dönemdir Alman bir ögretmenden san dersi aliyorum. Baglama esliginde anadilim Zazaca ve bildigim tüm dillerden halk müziklerini klasik düzeyde, yani Soprano tarzinda okuyorum. Örnegin dünya klasiklerini büyük bir zevk ile dinlerim, insanin ruhunu rahatlatiyor. Yine maddi olanaklar büyük bir avantajdir.

Son olarak neler söylemek istersiniz? Sizce verimli bir sanat için neler önemlidir?

Bana göre sanat alaninda egitim çok önemli. Sadece diplomadan bahsetmiyorum, genel kültür anlaminda egitim çok önemlidir. Hayatin her alaninda kendini gelistirebilmek ve çok yönlü olabilmek önemlidir. Kadinlarimiz gönüllerindeki, düslerindeki ve arz ettikleri hedeflerinden sakin vazgeçmesinler. Ataerkil bir toplumda yasasak da kadin gücümüz vardir. Metalasmayan kadin gerçek kadindir. Bunun yaninda erkek gibi kadin degil, kadin gibi kadin olmak ve kadin kimligi ile müzik yapmak gerekir. Hepsi bu.

Yildiz Arslan kimdir?
1972 Dersim’in Mazgirt ilçesinin Derik köyünde dünyaya gelen Yildiz Arslan’in müzige karsi ilgisi 15 yasinda baslar. Kiz Meslek Lisesi (Çocuk Gelisimi Bölümü) menzun olan Arslan, 1990-1992 yillari arasi Istanbul’da saz, san ve armoni egtimini alir. Ardindan Dersim derneklerinin ilk müzik grubu olarak Koma Venge Welat Müzik Grubu’nun kuruculari arasinda yer alir. Fakat hayat sartlarina yenik düsen müzik grubu dagilmak zorunda kalir. Saglik nedenlerinden dolayi Almanya’ya gelmek zorunda kalan Arslan, 2004 yilindan bu yana Almanya’nin Mainz kentinde yasamaktadir.

NIHAL BAYRAM

YENI ÖZGÜR POLITIKA