R.Z.:
Kendinizi bize tanitir misiniz?
A.
K.: Ben AABF Genel Baskani Ali Kiliç. Bugün Frankfurtta
Avrupanin dört bir yanindan akin akin buraya
gelen canlarimiz Türkiyedeki karanlik güçlerin
emellerine ulasmamasi için seriat, çete, mafya iliskilerin
su üzerine çiktigi su son günlerde demokratik kitle
güçlerinin de Avrupada yan yana, omuz omuza
yürüdüklerini bir kez daha haykirmak basta olmak üzere,
özellikle Refah hükümetinin adaletsiz Sevket Kazani
Alevilere yönelik olarak söylemis oldugu »bunlar
mum söndü oynuyorlar« ya da ertesi gün yaptigi açiklamada
»bunlarin, Alevilerin Annevi geleneklerinden
bahsetmek istemedim, ben onu kastetmedim« diyerek
bir kez daha densizlik yapan o Sevket Kazani
kinamak ve istifasini saglamak için burada toplandik.
Çok mutluyuz, 10.000nin üzerinde katilim var.
Bu bizi gerçekten çok sevindiriyor. Ümid ediyoruz
ki, Demokratik Kitle Kuruluslarin Avrupada bize
verdigi bu destegi önümüzdeki günlerde daha net bir
sekilde ortaya çikaracak ve buradan bir kez daha güçlü
bir sekilde haykiracagiz.
R.
Z.: Dersimliler ve Zazalar hakkinda ne düsünüyorsunuz?
A.
K.: Ben kendim o yörenin insaniyim. Orada büyüdüm,
orada egitim gördüm. Hasbel kader 80li yillarin
sonunda Avrupaya geldim. Bu noktada benim kendi
insanlarima, özellikle Tunceli basta olmak üzere,
Türkiyenin her tarafinda olan sikintilari görmezlikten
gelmem mümkün degildi. O konulara elbette ki duyarli
davraniyoruz. Köylerimizin bombalanmasi, insanlarimizin
köylerinden edilmesi, yaslilarimiz artik kendi topraklarina
hasret kaldilar. Bunu, yurt disinda da olsak, Avrupanin
neresinde olursaniz olun, birakin orada, Amerikada
olsaniz, dünyanin dört bir bucaginda, herhangi bir
yerinde olsaniz, bu konuya duyarsiz kalamazsiniz.
Bu nedenle hepimizin özellikle yurt disindaki bütün
Tuncelililerin, tüm demokratik kisilerin kuruluslarla
bir araya gelerek bi bölgenin sorunlarini uluslararasi
alana tasimalari gerekmektedir. Biz bu konuda somut
adimlar attik. Konuyu Avrupa Parlamentosuna
kadar getirdik. Avrupa Parlamentosu önümüzdeki aylarda
bir heyet olusturarak Tunceliye götürüp, oradaki
bütün olumsuzluklari artik 2000 yilina iki-üç kala
yasanan o gida ambargosunu, insanlik disi bir gida
ambargosunu Avrupaya tasimak için, gözler önüne
sermek için bir mücadele baslatiyoruz, bir heyet götürüyoruz.
Bu konuda çalismalarimiz devam etmektedir.
R.
Z.: Kendinizi nasil ifade ediyorsunuz, ve konustugunuz
dile ne diyorsunuz?
A.
K.: Zonê Ma vanê Zonê Xiziriyo, böyle biraz Zazaca
konusayim bu arada. Simdi ne yazik ki süreç içerisinde
bu dili unuttuk. En etnik kökenden dillerin bile kendisini
çok rahat ifade ettikleri bir ortamda Zazacanin
yok olmasina karsi seyirci kalmamamiz gerekiyor. Bu
noktada bu isi bilen uzmanlar, bilim adamlari, arastirmacilar
vardir. Bunlarla mutlaka bir araya gelerek bu konuda
somut çalismalar yapmak gerekiyor. Bir kültürün yok
olmasina seyirci kalmamaliyiz. Darmadagan olduk, yurt
disinda yemin ediyorum ki, birileri çikar, hep birlikte
bir araya gelip bu konuda somut adimlar atacaklardir.
Biz de bunu alkislayacagiz.
R.
Z.: Tesekkür ederiz!
A.
K.: Rica ederim.