Muhsin Batur (1920 - 1999)
Orgeneral Muhsin Batur, 1920 yilinda Istanbulda dogmustur.
1940 yilinda Harp Okulundan astegmen rütbesiyle
mezun olmustur. 1940 yilinda 1. Tayyare Kesif Birliginde
6 ay kurs gördükten sonra, Eskisehirdeki
Hava Okulunda iki yillik uçus egitimini 1942
yilinda tamamlayarak, Merzifon 4. Tayyare Alayinda
pilot olarak göreve baslamistir.1946 yilinda girdigi
Hava Harp Akademisinden 1949 yilinda mezun olmus ve
Kütahyadaki 7. Tayyare Alayina atanmistir.
Daha sonra 9. Hava Üssü 2. Tabur Komutanligi,
Hava Okulu Ögretmenligi, 191. Filo Komutanligi görevlerinde
bulunmus, 1954-1956 yillari arasinda Napoli Airsouth Karargahi
Harekat Subayliginda görev yapmistir.
1961 yilinda tuggenerallige yükselerek 1. Hava Kuvvet
Komutanligina atanmis, ayni görevde iken 1963
yilinda tümgenerallige terfi etmis ve 5 yil süre
ile 1. Hava Kuvvet Komutanligi görevinde bulunmustur.
1966 yilinda korgenerallige terfi ederek Genelkurmay Lojistik
Baskanligi, Yüksek Askeri Süra Üyeligi görevlerini
yürütmüstür. 1969 yilinda orgenerallige
yükselerek Hava Kuvvetleri Komutanligina atanmistir.
1 Haziran 1970 tarihinde Hava Kuvvetleri Güçlendirme
Vakfini kurmus ve vakfin yönetim kurulu baskanligina
getirilmistir. 30 Agustos 1973 tarihinde emekliye ayrilmistir.
Ingilizce ve Italyanca bilen orgeneral Muhsin Batur evli
olup iki çocuk babasidir. Orgeneral Batur, Türkiye
Cumhurbaskani Seref Madalyasi, Üstün Hizmet Madalyasi,
Italya Cumhurbaskani Grande Ufficiale, ABD Cumhurbaskani
Legion of Merit, Afganistan Krali Dusturu Evvel, Ingiltere
Kraliçesi K.C.V.O., Türk Hava Kurumu Altin Brovesi
ve Hava Kuvvetleri Güçlendirme vakfi Altin Madalyasina
sahiptir. Orgeneral Muhsin Batur, 25 Eylül 1999 tarihinde
vefat etmistir.
Dünyaya Gelis, Ilk ve Orta Ögrenim
Muhsin Batur, elindeki nüfus cüzdanina göre
5 Aralik 1920de dünyaya gelmistir. Babasi Yüzbasi
Salim Beyin Berlin Kara Atase Yardimciligindan
1. Dünya Savasi bitimi ile yurda bekar olarak dönmüs
olmasi dogum tarihini dogrulamaktadir.
Büyükbabasi Agir Topçu Miralayi Ismail
Hakki Bey, Manastir Harp Okulunu bitirip subay olmus,
Geliboluda görevdeyken, Mekke ile Istanbul arasinda
ticaret yaparken Geliboluya gelip yerlesen Haci Sami
Beyin kizi Ayse Hanim ile evlenmis, babasi ve iki
amcasi dünyaya gelmislerdir.
Büyükannesi zamanin üst seviyeli yöneticilerinden
Muhsin Beyin çocuklarindan Seniha Hanimdi.
Seniha Hanim Girit esrafindan Kandiyeli Mehmet Efendinin
oglu ve sonralari Sirketi Hayriyenin kuruculugunu
yapan Hüseyin Haki Efendinin 12 çocugundan
biri olan Ahmet Muhtar Bey ile kisa bir evlilik dönemi
yasamis ve annesi Semiha dünyaya gelmistir. Büyükannesinin
evliligi basarisizlikla sona erince agabeyi Feyzullah Beyin
Abdülhamit tarafindan verilen Üsküdar Toptasindaki
konagina yerlesmis ve annesi burada, çocuksuz olan
diger teyze ve dayilarinin yaninda biraz da simartilarak
el üstünde büyütülmüs ve zamani
gelince de Yüzbasi Salim Bey ile evlendirilmistir.
Muhsin Baturun babasinin Harp Okulunu bitiris
tarihi 1910, sinifiistihkam. 1911 yilinda Harbiye Nezareti
ve Erkani Harbiye Reisligi orduda bir havacilik bölümü
kurulmasi karari alarak bir bölüm subayi Ingiltereye,
bir bölümünü de Fransaya pilotluk
egitimine göndermis, babasi Fransaya giden grupta
yer almis ve pilot olarak Türkiyeye dönmüstür.
Balkan Savasina ünlü Fethi Bey ile birlikte
katilmis ve sonra pilotluktan ayrilarak tekrar istihkam
sinifina dönmüstür. 1. Dünya Savasinda
Çanakkalede Atatürkün birliginde
savasirken Ingilizlerin kullandigi dum dum kursunu ile agir
yaralanmis, tedavi için Almanyaya gönderilmisse
de kol sinirlerinin kesilmis olmasi yüzünden eski
haline dönememistir.Muhsin Batur ilkokula Galatasaray
Lisesinin hemen arkasindaki Italyan Ilkokulunda
baslamistir. Okuma ve yazmayi çabuk ögrendi.
Üçüncü sinifin sonuna kadar bu okulda
okudu. 1929 yilinda, babasi 38 yasinda öldügünde
üçüncü sinifa devam ediyordu, ekonomik
zorluklarla karsilastilar fakat o yili Italyan okulunda
tamamladi. Aile toplantisinda, annesinin aylik geliri ile
iki erkek çocugu büyütmesinin zor olacagi
ve bu sebeple onun, Selimiyede yasayan büyükbabasi
Emekli Albay Ismail Hakki Beyin yanina gönderilmesi
kararlastirildi. 4. sinifa Selimi Salis Ilkokulunda
basladi ve ilk zamanlarinda çok sikinti çekti,
çünkü bazi terimleri Türkçe
olarak bilmiyordu. Sinifindaki ögrenciler arasinda
savastan yeni çikildigi için büyük
yas farklari vardi. Besinci sinifa geçtiginde okul
binalari degisti ve yapimi yeni biten modern Üsküdar
19. Ilkokuluna tasindilar ve ilk mezunlari onlar oldular.1932
yilinda Üsküdar Pasakapisinaki ortaokula
gitmeye basladi. Ortaokulu orada bitirdi. Fakat mezuniyetten
biraz önce iki üzücü olay yasadi. Önce
babaannesi hastalandi, kisa bir süre sonra öldü,
yirmi gün sonra büyükbabasi da acisina dayanamayarak
arkasindan vefat etti. Bilecikte Nafia Müdürü
olan Sami Amcasi onlara para gönderiyordu. O yaz (1935)
tatili geçirmek üzere yanina gitti.
Annesi, kardesi, büyükannesi, dayisi, yengesi
Vaniköyde, Fazli Bey yalisinda kiraci olarak
oturuyorlardi, onlarin yanina gitti. Amcasi da küçümsenmeyecek
maddi yardim yapiyordu. 1935 yilinda Haydarpasa Lisesine
basladi. Fakat Muhsin Baturun hayatinda aksilikler
devam ediyordu. Dayisi Feyzullah Bey seker komasina girerek
öldü ve ev yine erkeksiz kaldi, aile Beylerbeyinde
daha ufak bir yere tasindi. Amcasi da ona yazdigi mektupta
evlenecegini ve yaptigi yardimi kesmek zorunda oldugunu
belirtiyordu. Elindeki parasiyla Selimiyedeki evi
açti ve Haydarpasa Lisesi 10. sinifa devama basladi.
10. sinifin yarisinda Kuleli Askeri Lisesine basvurdu
ve 1937 baslarinda Kuleli Askeri Lisesine basladi
ve liseyi burada bitirdi.
Harp Okulu, Harp Akademisi ve Hava Kuvvetleri
Harp Okuluna baslamadan önce kitalarda 6 ay süre
ile er olarak staj yapmak gerekiyordu. Havacilar, jandarmalar,
levazimlar bir trene ilave edilmis özel yolcu vagonlari
ile Kayserideki 19. Piyade Alayina sevk edildiler.
6 ay sonra staji bitti ve bu sefer normal yolcu vagonlarina
binerek Ankaradaki Harp Okuluna geldi.
Ilk yilin sonunda sinif geçis notlari okundugunda
22. durumda idi. Mezuniyet senesinin yanina mezuniyet derecesi
yazilir ve ömür boyu bu numara kidem sirasini
gösterirdi, sonradan yapilan hiçbir faaliyet
de bu sirayi degistiremezdi. Daha sonra kendisi komutanken
bu usulü degistirdiler ve her rütbe terfisinde
basariya göre bu sirayi degisir hale getirdiler...Mezuniyet
numaralari okundugunda Muhsin Batur 98 kisilik sinifta 8.
idi. 15 Subat 1940 günü törenle subay kiyafetlerini
giyip kiliçlarini kusandilar.
Muhsin Batur daha sonra Hava Okuluna basladi ve 2
Temmuz 1942de pilot tegmen olarak oradan mezun oldu.
Kurada o esnada Kütahyada bulunan fakat Merzifona
intikal edecek olan 4. Tayyare Alayi 58. Bölügünü
çekti. 4. Tayyare Alayi ikiser bölüklü
iki tayyare taburu ve yer destek birliklerinden olusuyordu.
Alayda 103 subay vardi ve evliler azinliktaydi. Kis sonuna
dogru taburu, uçaklarini Merzifonda birakarak
trenle Adanaya intikal emri aldi. Ingilizlerin verdigi
yeni HURRICANE tipi uçaklari teslim alacak ve kis
sartlari Adanada daha iyi oldugu için egitimi
orada göreceklerdi. Egitim 1943 nisaninda bitti ve
uçaklarini alarak tekrar Merzifona döndüler.
Haziranda ise egitimi pekistirmek üzere Misira
gönderildi. Misirdan Merzifona döndügünde
30 Agustos 1943de üstegmen oldu.
Eskisehirde, arkadaslarindan da orada bulunanlarin
katildigi güzel bir törenle, orduevinde 4 Subat
1944de Leman Hanim ile evlendi. 13 Kasim 1944te
ilk çocugunun dünyaya geldigini ve bir kiz çocugu
babasi oldugunu ögrendi.
Muhsin Baturun önünde kurmay olup olmama
sikki duruyordu ve kurmay olmaya karar verdi. Sinavlara
girdi ve 1946 yili basinda sinav sonuçlari ilan edildi;
kazanmisti. 30 Agustos 1946da yüzbasiliga terfi
etti. Ayni yil ekim ayinda akademi ögrenimine basladi.
Akademide birinci yili fire vermeden bitirdiler fakat ikinci
yil 3 kisi refüze oldu. 1949 yili agustosunda kurmay
stajyer subay olarak diplomasini aldi ve Kütahyada
bulunan 7. Tayyare Alayi 1. Bölük Komutanligina
atandi. 1950 yilinda alayi lagvedildi ve yeni tayin yeri
Balikesirdeki 9.Tayyare Üssü 2. Filo Komutan
Vekilligi idi. Agustos 1951de binbasiliga terfi etti
ve 191. Filo Komutanligina asaleten atandi. Kisa bir
süre sonra gelen yeni bir atama listesi ile ilk jet
uçaklarini alacak filonun Harekat ve Egitim Subayligina
atandi.
1952 yili baslarinda ilk jetler Balikesire gelmeye
baslamisti ve akli oraya gitmekte idi. Bu arzusunu Hava
Kuvvetleri Komutani Orgeneral Muzaffer Göksenine
iletti ve haziran 1952de tekrar Balikesirdeki
191. Filo Komutanligina atandi. Bu arada Balikesire
gitmeden biraz önce 28 haziranda 2. çocugu Enis
Batur (Sair, Deneme Yazari, Yayinci) dünyaya geldi.
1953 yili haziran ayinda, içlerinde Muhsin Baturun
da bulundugu, Hava Kuvvetlerinin çesitli birliklerinden
seçilmis 10 subay savas alanlarinda incelemelerde
bulunmak üzere iki ay süre ile Koreye gönderildi.
Böylece yeni savas usullerini Korede görmüs
oldu.
NATO Karargahlarina atanan ikinci devre subaylardan
biri olarak 1954-1956 yillari arasinda iki yil süre
ile Italyanin Napoli kentinde bulundu. Eylül
1956da tekrar yurda döndü. 30 Agustos 1958de
albay oldu ve karargahta bir yil daha çalistiktan
sonra kitaya çikma sirasi geldi. Eskisehirde
bulunan 1. Ana Jet Üs Uçus Grup Komutanligina
agustos 1959da atandi.
1959 yilindaki Usak, Topkapi olaylarindan sonra, 1960 yili
baslarinda Kayseri olayi meydana geldi. Bu olaylarla iktidara
ve muhalefete karsi hosgörü demokrasi anlayisinin
kalmadigi görüldü ve bir anlamda 27 Mayisin
habercisi oldular.27 Mayisa daha sonra ayrintili biçimde
deginecegim. 27 Mayistan sonra kisa bir süre
için de olsa Muhsin Batur Kütahyada Belediye
Baskanligi ve Valilik yapmistir. Fakat bir ay sonra Kütahyadan
tekrar Eskisehire döndü.Kuvvet Komutani
General Kireçtepe, 27 Mayis öncesi ve sonrasi
tutumlarindan dolayi Ankaraya alininca General Tulgan
1. Kuvvete, Muhsin Batur da 1. Ana Jet Üs Komutanligina
vekalet etmeye basladi.
1960 Roma Olimpiyatlarinda Türk kafilesinin
yaninda bulundu. 13 Haziran 1961de 1. Hava Kuvvet
Komutan Vekilligine atandi. 30 Agustos 1961de
tuggenerallige terfi etti ama görev yeri degismedi.
Çok partili özgürlükçü
bir demokratik düzene dogru hizla yönelinmisti
ve bu gidis iyi olmasina ragmen Silahli Kuvvetlerin bir
bölümünde bazi rahatsizliklar hissedilmeye
baslanmisti. Ekimin sonlarina dogru Istanbuldan bir
davet aldi fakat gitmedi. O toplantida bazi general ve subaylarin
katilimi ile 21 Ekim Protokolü diye bir yazili metin
imzalamislar ve 25 ekimden sonraya kalmamak sartiyla yönetime
el koymaya karar vermisler 1962 yilina girildiginde Silahli
Kuvvetler içinde huzursuzluklara paralel olarak disiplinsizlikler
de artti.
Silahli Kuvvetlerdeki kaynasmanin basini Talat Aydemir
ve grubu çekiyordu. Talat Aydemir ve arkadaslarinin
Ankara disina atanmalari sonunda 22 Subat olayi patlak verdi.22
Subat gün ve gecesi Albay Talat Aydemirin emri
ile sehrin bir bölümünü kontrol altina
alan Harp Okulu telas ve kargasa yaratmisti. Cumhurbaskani
Cemal Gürsel, Mürted Havaalanina götürülüp
güvence altina alindi. Basbakan Inönü, hükümet
üyeleri ve parti üyeleri ise Hava Kuvvetleri Karargahina
geldiler ve geceyi orada geçirdiler. 1962 yilinin
sonlarina dogru da sonradan 11 Havaci Subay diye adlandirilacak
olayin ilk belirtileri açikça görülmeye
baslandi. 11 Subay olayi emeklilik islemleri ile kapandi,
konu ile ilgili baska emeklilik islemleri de sonradan yapildi
ve Hava Kuvvetleri yine kayiplara ugradi.
Istanbul civarinda bulunan füze birlikleri de Yesilköyde
yapilan bir törenle 1. Kuvvete devredilmis ve
Muhsin Baturun sorumluluklari artti. 30 Agustos 1963de
tümgenerallige terfi etti ama ayni görevine devam
etti. 1966-1968 yillari arasinda Genelkurmay Lojistik baskanligi
görevini yürütmüstür. 1968de
Fransanin daveti üzerine, iki yilda bir Paris
civarindaki Bourget alaninda düzenlenen uluslar arasi
uçak sanayi sergisine gitti. Fransizlarin sesten
iki kat hizli uçaklari MIRAGE ile basarili bir uçus
gerçeklestirdi. 1968 yili eylül ayi basinda
Yüksek Askeri Süra Üyeligine basladi.
1969 yili ise Muhsin Batur için ayri bir önem
tasiyordu. Gelmek istedigi yere en sonunda ulasti; Hava
Kuvvetleri Komutani. Bu haberi ona agustos 1969da
Genelkurmay Baskani Orgeneral Tagmaçtan önce
Milli Savunma Bakani Ahmet Topaloglu verdi.
Hava Kuvvetleri Komutanligi
Muhsin Batur ulasmak istedigi noktaya ulasmisti. Agustos
1969da komuta kati söyle düzenlenmisti;
Genelkurmay Baskani Orgeneral Memduh Tagmaç, Kara
Kuvvetleri Komutani OrgeneralNazmi Karakoç, Deniz
Kuvvetleri Komutani Oramiral Celal Eyiceoglu ve Hava Kuvvetleri
Komutani Orgeneral Muhsin Batur.
Ilk is olarak Ankaradaki protokol halletti, daha
sonra Anadolunun çesitli yerlerine dagilmis
birlikleri dolasti. Bu geziler bitince de Genelkurmayda
bos zamanlarinda tasarladigi Komutanlik Direktifini
yazip bir kitapçik bastirarak birliklere gönderdi.
Her Kuvvet Komutani gibi Muhsin Baturun da amaçlari
vardi. Daha güçlü, daha egitimli, daha
inançli ve yavas yavas disa bagimliligi azalan bir
Hava Kuvvetleri. Bu amaçlarinin bir kismina ulastigi
söylenebilir. Bakim ve onarim tesisleri gelisirken,
dis yardimlardan temin edilen savas, nakliye ve egitim tipi
uçaklarla Hava Kuvvetleri oldukça güçlendi.
Atatürk döneminden sonra ilk defa milli bütçe
olanaklari ile FANTOM savas uçaklarinin alinmasi
ile ilgili anlasmayi Muhsin Batur imzaladi. Ayrica Muhsin
Baturun komutanligi döneminde her yil bir ülkede
olmak üzere Amerikan, Italyan, Yunan ve Türk hava
kuvvetleri timlerinin katilimi ile NATO atis müsabakalari
düzenlendi.
26 Agustos 1973 günü, Senato Baskani Tekin Ariburun,
Basbakan Naim Talu, Genelkurmay Baskani Orgeneral Sancar,
komutanlar, generaller, subaylar ve assubaylarin katildigi
bir törenle görevini orgeneral Emin Alpkayaya
devretti.
Emeklilik
Muhsin Batur emekli olduktan sonra günlerini genelde
okuyarak, istendiginde basina demeç vererek, arkadaslariyla
ava çikarak ve yurt içinde seyahatle geçiriyordu.
1974 haziraninda cumhurbaskanindan bir davet aldi ve senatör
seçilecegi yeniden belirtildi. Muhsin Batura
resmen senatör seçildigi Cumhurbaskani Genel
Sekreteri Fuat Bayramoglunun imzasini tasiyan bir
yazi ile bildirildi. Senato kürsüsünden and
içtikten sonra da hukuki formalite tamamlanmis oldu.
Meclis kürsüsüne ise ilk defa Kibris baris
Harekati yapilan gizli oturum sirasinda çikti.
CHP-MSP koalisyonu dagildiktan sonra CHPden kendi
saflarina katilmasi için teklif aldi. Bu teklifi
olumlu karsiladi ve CHPye katildi. CHP adina ilk konusmasini
1975 yili Milli Savunma bütçesi üzerinde
Senatoda yapti. Senatör olarak genellikle askeri
konulara deginmekle yetiniyordu. 6 yillik senatörlük
döneminde diger bir ugras alani da NATO ile ilgili
konularda oldu. Kuzey Atlantik Asamblesi toplantilarina
Türkiye, milletvekili ve senatörlerden olusan
on kisilik bir heyetle katiliyordu. Heyette partiler güçleri
oraninda temsil ediliyordu ve her partiden parlamenter bulunuyordu.
Iki yil üye ve üç yil baskan olarak bes
yil heyette bulundu. CHP saflarinda halkla ilk temasi, bir
heyet halinde gittikleri Serik ve Elmali olaylari dolayisiyla
Antalyada oldu.
16 nisan 1980 günü, dört grup baskanvekilinin
imzasi ile cumhurbaskanligi adayligini açikladi.
CHP kendi içinden birini cumhurbaskani seçtirme
sansini büyük ölçüde 1979 seçimleri
sonuçlari ile kaybetmisti. Çünkü
seçimler sonrasi senatör adedi 14 eksilmis,
daha önceden onlarin olan iki milletvekilligi kazanilamamis
ve bir milletvekilleri de vefat etmisti. Yani toplam 17
oy kayiplari vardi. 16 nisandan sonra yapilan 4 tur oylamada
sirasi ile 263, 261, 258, 252 oy aldi. 15 mayista adayliktan
çekildi, 3 haziranda tekrar adayligi ilan edildi.
6 haziranda adayliktan tekrar çekildi çünkü
7 haziranda senatörlügü sona eriyordu. Senatörlügü
sona özledigi sade bir vatandas yasaminin rahatligina
kavustu.
27 Mayis Devrimi
Türkiyede 27 Mayis 1960 sabahi yapilan devrimin
nedenlerini demokrat iktidarin iç politika tutumunda,
özellikle ekonomik huzursuzlukta aramak gerekir. Demokrat
Partinin dis politika tutumunun bu devrimin yapilmasinda
önemli bir payi oldugunu söylemek oldukça
güçtür. Nitekim 27 Mayis devrini yapanlar,
daha devrimin ilk günü Türkiye radyolarinda
yayinladiklari bildiride bu devrimin dis politika meselelerinden
yapilmadigini dolayli da olsa belirtmislerdi. 27 Mayisa
nasil gelindigini, 27 Mayis öncesi ve gecesi neler
yasandigini, bizzat devrimin içinde bulunan Muhsin
Baturun Anilar ve Görüsler adli
kitabinda yazdigi sekilde geçiriyorum.
Anlatan: Hava Kur. Alb. Muhsin Batur
27 Mayis 1960 tarihine tekaddüm eden gün, ay ve
yillarda, yurtta cereyan etmis ve etmekte bulunan hadiseler
akli selim sahibi vatanseverlerin ruhlarinda derin akisler
ve üzüntüler yaratmis ve yaratmakta devam
ediyordu. Hele, Türk tarihinde isgal ettigi önemli
rolü ile biz Silahli Kuvvetler mensuplari, ettigimiz
yemine aykiri hadiselerin cereyani karsisinda hareketsiz
kalmakla büsbütün mustarip idik. Türk
Havaciliginin en büyük merkezi olan Eskisehir
garnizon mensuplari, bilhassa 28 Nisan olaylarindan sonra
gergin, kederli, azimli fakat kararsiz bir hava içerisinde
idiler.Inkilaba ve intihale tekaddüm eden son bir ay
içinde sahit oldugum, basit gözüken, haddizatinda
önemli olan 4 küçük hadiseyi zikretmekle
bu havayi belki biraz canlandirabilirim.
Birinci Hadise :
Mayis 1960, ilk haftasinda bir gece evde yalniz otururken
kari çalindi, açtim. Üsse mensup genç
subaylardan Yzb. Ruhi Köni içeri girebilir
miyim dedi. Gel bakayim, hayir ola, ne var?
dedim. Oturdu, biraz durdu ve birdenbire aglamaya basladi.
Biraz sonra aglamasi durdu ve ciddi bir ifade ile
Albayim, bu cereyan eden hadiseler karsisinda ne düsünüyorsunuz?
Biz hiçbir sey yapmadan böyle bekleyecek miyiz?
Benim üç tane çocugum var, bunlar büyüdükleri
zaman: Baba, Istanbulda, Ankarada talebeler
öldürülürken sen subaymissin, bir sey
yapmadin mi o zaman? Diye sorarlarsa benim vaziyetim ne
olur dedi.Ben kendisini teskine çalistim, Farzet
ki kendi çapimizda bir harekete tevessül edelim,
münferit yapilacak islerden basari beklenemeyecegi
gibi, bu, istikbale ait ümitleri de baltalayabilir.
dedim. Yüzbasi Köni ile bu gibi nazik meseleleri
konusacak baglantida degildik. Kendisi belki bana fazla
itimat ediyordu, fakat yaptigi hareketin tehlikesini vatan
sevgisinden görecek halde degildi.
Ikinci Hadise :
Tahkikat Komisyonunun faaliyetini kesiflestirdigi
en kritik günlerden birinde sehre askeri otobüslerle
mesaiden dönen subaylar, sehrin ana caddesinden Dag
basini duman almis marsini söyleyerek geçmis,
bu hal Vilayet ve Demokrat Parti teskilatinin sikayetini
mucip olmussa da alinacak tedbir veya verilecek cezanin
yaratacagi aksülamelden korkuldugu için olacak,
mesele kapatilmisti.
Üçüncü Hadise :
25 Mayis 1960 günü Adnan Menderes Eskisehire
gelecekti. Fakat gelisi mütemadiyen gecikiyordu. Garnizon
Komutani durumdan pek emin olmadigindan olacak karsilamaya
üst rütbeli subaylardan kimseyi çagirmamisti.
Mesai saati bitti, genç subaylarin yavas yavas, Menderesin
tayyareden indikten sonra geçecegi güzergahta
bulunan malzeme sandiklarinin gerisinde toplandiklarini
ve gizlendiklerini gördük. General Tulgan ile
vasitalarimiza binip evlerimize gittik.
Ertesi sabah, bizim gençlerin karsilama töreninin
ne oldugunu ögrendik.Basit bir karsilama töreni.
Tam Menderesin otomobil kafilesi mezkür yere
yaklasirken, subaylar sandiklarin arkasindan ortaya çikip
muntazam bir sira teskil ediyorlar, bu subay toplulugunu
lehte kabul eden Menderes, otomobilini yavaslatarak selam
almak için hazirlaniyor, tam selam verecegi sirada
subaylardan biri Geri dön komutu veriyor.
Subaylar, elleri ile, arkada kalan Menderes ve kafilesine,
özel bir el isareti verdikten sonra Dag basini
duman almis marsini söyleyerek uzaklasiyorlar.
Garnizon Komutani 26 mayis sabahi üsse gelerek bu subaylarin
derhal bulunmasini, esasen içlerinden bir iki tanesini
teshis ettigini, bunlar vasitasi ile hepsini bulacagini
ve rütbelerini söktürecegini beyan ediyorsa
da, muhataplarinin azimli ifadeleri karsisinda baska bir
sey yapamadan geri dönüyor.
Dördüncü Hadise :
Demokrat Partinin kendinden emin oldugu dönemlerde
protokole riayet edilmez, devlet erkani, protokole tabi
olmak söyle dursun, bir yemek masasinda oturmasini
dahi bilmez kisiler, parti mensuplari olduklari için
davet edilirler, fakat bizleri davet lüzumu görülmezdi.
Adnan Menderesin 25 mayista Eskisehire gelisinde,
herhalde Silahli Kuvvetlerin halihazir idare ve gidisi destekledikleri
manasina alinsin diye, garnizonda bulunan bütün
general, albay, yarbay rütbesindeki subaylari aksam
yemegine çagirmak lütfunda bulunmuslar. Bu haber
yayilinca genç rütbeli subaylardan bazilari
ve Kuvvet Lojistik Baskani Kur. Albay Sekip Saybasli tarafindan
bizlere ricada bulunularak, yemege gitmememiz istendi. Davetiyeleri
almamak için makamlarimizda oturmamaya karar verdik.
Garnizon Komutani davetiyeleri bizlere resmi evrak tarzinda
göndermekle tedbirimizi bosa çikardi ve mecburen
yemegin verilecegi seker fabrikasina gittik.
Salonun giris methali gittikçe kalabaliklasmaya
basladi. Öyle bir kalabalik ki, tabir biraz fena fakat
ne çare ki dogru; ayaklarin bas oldugu, memleketin
idaresinde bunlar mi söz sahibi olacak dedirtecek bir
topluluk. Subay ve üniformali olarak böyle bir
parti toplulugu içinde bulunmaktan üzüntü
duymaya ve burayi terketme çaresini arastirmaya koyulduk.
General Tulgan Gece uçusunda bir tayyare kirilmis,
gidip bakalim geliriz diye yüksekçe sesle
konustu ve Albay Azakli, Albay Çelensü, Albay
Atayurt ile hep beraber salonu terkettik. Disariya çiktigimizda
teneffüs ettigimiz hava bize her zamankinden daha temiz
geldi.
Iste bu anlattigim hadiseler Eskisehirde havacilarin
ruhi durumunu izaha kafidir zannederim. 26 mayis aksami,
hepimiz üzüntülü, kaygili bedbin fakat
ayni zamanda bir hissikablelvuku ile ümitli, heyecanli
ve korkusuzduk. Saat 20:30 siralari idi. Evde yalnizdim.
Esim Istanbulda okulda bulunan kizimizi almak üzere
gitmisti. Kapi çalindi, açtim, resmi kiyafetli
fakat sapkasiz ve rengi sararmis, heyecanli bir vaziyette
Yarbay Agasi Seni gördüm. Hayrola,
ne ariyorsun burada? dedim. Aramizda su muhavere geçti;
- Albayim, hemen resmi giyin, silahini al gel, gidelim
- Anladik, gelirim ama sen gir içeri anlat, evde
kimse yok.
- Yenge, çocuk yok mu?
- Yok.
- Ev sahipleri ses isitir mi?
- Isitmez, haydi gel içeri.
- O halde kapida Yarbay Kaymakli var, onu da çagirayim.
Kaymakli da geldi, oturduk. Kah biri, kah digeri üç
dört dakikalik bir izahatla Istanbul ve Ankarada
icra edilecek harekatin gaye ve icrasina ait açiklamalarda
bulundular ve Eskisehirin hava birliklerinin en kesif
oldugu yer olmasi ve Hava Kuvvetlerimizin de bu harekata
katilmasi, ayrica Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve takriben
25 kadar DP milletvekilinin burada bulunmasi dikkate alinarak
hemen icraata geçmeyi teklif ettiler. Heyecan, biraz
korku, ayni zamanda sevinç içinde, yani karmakarisik
bir haleti ruhiye içindeydim.
Gerekli tedbirleri alip icraata geçebilmek için
kuvvet ve kumanda sahibi arkadaslarimizla konusmaya karar
verdik. Ilk olarak General Tulgana haber verilmesini
teklif ettim. Yarbay Kaymakli otomobili ile gidip kendisini
evinden alip getirdi. Gayet kisa bir izahattan sonra derhal
bize iltihak etti. Telefonla 4. Hava Üs Komutani olan
Kur. Albay Mustafa Azakliyi aradim. Telefona çikinca
Biraz bize gelsene, birkaç arkadas daha var,
oturur konusuruz dedim. Anladim, geliyorum
dedi ve evden içeri girer girmez Haydi, basliyor
muyuz dedi.
Halbuki daha önce bu mevzuda hiçbir konusma
geçmemisti. Demek ki hepimiz teker teker ayni seyi
düsünmekte, fakat harekete geçmek için
ufak bir isaret beklemekteydik. Önemli bir silah kudretine
sahip uçaksavar birlikleri de isbirligine davet gerekiyordu.
Bu maksatla, eski bir havaci büyügümüzün
kardesi olan Uçaksavar Tugay Komutan Muavini Albay
Nadir Bürgütü, Yarbay Kaymakli otomobili
ile alip getirdi. Albay Bürgüte maksat ve
gaye anlatildi, kendisi de memnuniyetle ayni safta yer alacagini,
yalniz evinde esinin ve kizinin telaslandigini, kendisinin
eve dönüp ailesine bir sebeple vazifesine gidecegini
söylemek üzere, yarim saatlik bir zamana ihtiyaci
oldugunu söyledi. Üzülerek itiraf etmem lazim
ki, hepimiz süpheli nazarlarla birbirimize baktik.
Hiç ayrilmasak daha dogru olmaz mi? dedik.
Nihayet Yarbay Kaymaklinin onu götürmesine
karar verdik. Gittiler, yarim saat sonra Albay Bürgüt
geldi, seferi elbisesini giymis, silahini almisti. Hepimiz
utandik, sevindik ve gözlerimiz yasardi. Bundan sonra
ne tarzda hareket edilecegine dair fikir münakasalari
yapildi ve nihai karara varildi. Kararin gerekçesi
ve kendisi söyle hülasa edilebilir; Ankara ve
Istanbul ile irtibat müskül ve esasen irtibat
aramak tehlikeli, gecenin erken saatlerinde Eskisehirde
harekata baslamak, herhangi bir sebeple Ankara ve Istanbulda
bir tehir vaki olursa harekatin mahalli olarak açiga
vurulmasi ve neticeye ulasmamasini ihtaç eder, bu
sebeple bütün tedbirleri alip icraya radyo yayini
ile baslamak...
Bu esasa göre hareket edilerek, Albay Azakli 1. ve
4. Üs erati ile garnizonda yatan genç subaylari
ve Albay Bürgüt Uçaksavar Birligine
giderek gerekli ikazlari yapip, tedbirleri aldiktan sonra
eve döndüler.
Gece saat 2de muhtelif vasitalarla, arka yollardan
meydana geldik, sehir telefonu ve radyosu bulunan Albay
Azaklinin odasina girdik.Yarbay Nüzhet Yolaç
da bize iltihak etti.Zaman mefhumu ve ölçüleri
sanki degismisti. Dakikalar saat olmustu. Sigara dumanindan
göz gözü görmüyor, bazen sanki
hiçbir sey yokmus gibi sakalasip gülüsülüyor,
bazen odayi derin bir sessizlik kapliyordu. Saat 3e
dogru askeri telefon hatti üzerinden Hava Kuvvetleri
Komutanligini aradik, cevap alamadik. Biraz sonra
sehir telefonu ile Istanbulda lalettayin bir aboneyi
istedik.Postanedeki memur Muhtelif güzergahlar
üzerinden Istanbula irtibat temin edemedim
deyince heyecanlandik ve sevindik, demek ki bir seyler baslamisti.
Mütemadiyen Istanbul ve Ankara radyolarini karistiriyorduk.
Saat 3:30da Istanbul radyosu cihazinin çalistigi
belli oldu. Saat 4:16da katibim sinyalini vurmaya
basladi. Saat 4:30da dikkat kelimesini duyar duymaz
sevinç gözyaslari içinde birbirimize
sarilip radyo yayininin tamamini dinlemeden kosarak odayi
terkedip otomobillere binerek, meydanin diger tarafinda
bulunan erat karargahina geldik. Hazir ve cephaneleri bulunan
genç subaylar kumandasinda evvelce kararlastirilmis
noktalari tutmaya ve Adnan Menderesin bulundugu seker
fabrikasini kusatmaya sevk edildiler. Burada bir noktanin
kismen açiklamasinda zaruret vardir. Kuvvet karargahinda
emri kumandaya sahip olmak, seker fabrikasindan sabik basvekilin
ve Hasan Polatkanin birer dakikalik fasilalarla mütemadiyen
Kuvvet Komutani ile temas aramaya çalismalari ve
hazir kuvvetlerin sehre sevki esnasinda 15 ile 20 dakika
kadar bir zaman kaybedildi. Bu sebeple Albay Azakli kafilesi
Adnan Menderesi tevkif için seker fabrikasina
gittiginde mebuslardan baska kimseyi bulamadi. Vali, Emniyet
Müdürü isin ciddiyetine inanmiyorlar veya
korkudan söylenileni anlamaktan aciz olarak emrivakiyi
kabul etmek istemiyorlardi. Derhal cebren getirilmeleri
yoluna gidildi.
Menderes, Polatkan ve ufak çapli bir maiyetin, otomobillerle
sehri terk ettigi ögrenildi. Bir kisim jet tayyareleri
Istanbul ve Ankarada inkilabin zafer tonolarini atmak
üzere kaldirilmislardi. Menderesin kaçis
haberi gelince, kisa bir fikir teatisinden sonra bilhassa
Konyaya iltica tehlikeli görüldü. Derhal
4. Üsse ait F86 tayyareleri kaldirilarak kafilenin
kesfine gönderildi. Biraz sonra kafileyi bulan ve otomobillerin
üstünden çarpacakmis gibi, alçak
irtifadan geçen havacilarimizdan haberler gelmeye
basladi. Kafile Kütahyaya 10 dakikalik
mesafede , 5 dakikalik mesafede, ....
Kiymetli av bulunmus yakalanmasi kalmisti. Derhal Kütahyadaki
Hava Egitim Er Tugayina telefon edilerek Menderes
ve maiyetindekilerin, bir hadiseye mahal verilmeden tugaya
getirilmesi ve muhafaza altina alinmasi emredildi. Biraz
sonra Binbasi Biltan idaresindekiC47 tayyaresi ile Kütahyaya
dogru havalandik. Vazifeyi almak için, birkaç
yolcu tayyarelik gönüllü subay vardi fakat
bu arzuyu yerine getirmeye imkan yoktu. Gönüllülerden
ancak Kur. Alb. Sekip Saybasli, Bnb. Necati Gültekin,
Bnb. Cihat Üstündag, Üstegm. Erhan Suar ve
Tegm. Aytekin Bilgi ile Tegm. Vurali almistim. Hepimizde
ikiser tabanca ve yalniz bir genç subayda makineli
tüfek vardi.
Tayyarede, bütün subaylari topladim ve ne sekilde
hareket
edecegimize dair kendilerine talimat verdim. Meydana indigimiz
zaman, Tugay Komutani Albay Süleyman Demet ve Vilayet
Jandarma Komutani Albay Hamdi Alkan tarafindan karsilandik.
Albay Demet, Menderes ve maiyetindekilerin kendi odasinda
oldugunu söyledi. Ben ve beraber gelen subaylar derhal
binaya girerek üst kattaki odaya çiktik. Odaya
girdigim zaman Adnen Menderes, Tahsin Yazici ve Zihni Üner
odanin ortasinda ayakta, Hasan Polatkan kumandanin masasi
yaninda telefonla görüsmek üzere idi. Ben
ve yanimdakiler odadakilere askerce selam verdik.Adnan Menderes
bana dogru ilerledi. Elimi sikti ve vaziyet nedir gibilerinden
basini bir tarafa egerek bakti, bekledi. Kendisine Silahli
Kuvvetler memleket idaresini ele aldi, benim vazifem sizi
Eskisehire götürmektir dedim. Biraz
duraladi. Yani beni tevkif mi ediyorsunuz sualini
sordu. Sizi emniyet altina alarak Eskisehire
götürecegim cevabini verdim. Suçum
nedir dedi. Ben size suç izafe etmekle
vazifeli degilim dedim. Bu sirada Bnb. Necati Gültekin
masanin yanina giderek, Hasan Polatkanin telefon muhaveresine
mani oldu.
Adnan Menderes hepimizin yüzüne teker teker bakiyor,
sanki tesir altina almaya çalisiyordu. Müsaade
ederseniz ben arkadaslara istisare edeyim dedi. Buyrun
edin cevabini verdim. Odadan çikmamizi arzu
eden bir halleri vardi. Albay Saybasli da bana çikmayalim
isareti veriyordu. Biz odayi terk etmeyince de konusmaktan
vazgeçtiler. Üstegm. Suar ilerledi ve kendilerine
tayyareye binecekleri için üzerlerinde silah
aramasi yapacagini söyledi, üzerlerinden silah
çikmadi.
Sirasi gelmisken, o esnada cereyan eden ufak bir husus
üzerinde eksik hareket ettigimi ifade etmek isterim.
Hadise su: Emekli General Tahsin Yazici, bilindigi gibi
Kore Tugayimizin ilk kumandanidir. Simdi ise sakit bir milletvekili
idi. Üzerinde silah olup olmadigi arastirilirken gözleri
yasla doldu, dudaklari heyecandan titremeye basladi. Iste
o esnada kendisine su suali sormamakla hata ettim: generalim,
üstünüzün sizden yasça ve rütbece
çok küçük bir subay tarafindan aranmasina
üzüldügünüz için mi, yoksa
mensup oldugunuz serefli Türk Silahli Kuvvetlerinin,
memleketin uçuruma gitmesinin önüne geçerek
sizi bir yanlislikla girdiginiz, fena bir topluluktan çekip
kurtardigi için sevinçten mi agliyorsunuz?
Belki o siralar sorulmayan bu sorunun cevabini ileride kendisi
verir.
Arama isine müteakip, kendilerini ortamiza alarak merdivenleri
indik, alt odanin kapisinin önünden geçerken,
bir kalabalikla karsilasinca kimsiniz siz dedim.
Içeride 8 kadar muhafiz polis, hususi kalemden ve
hariciyeden birer memur vardi. Derhal silah aramasi yaptirarak
silahlari toplattim. Üzerlerinde bizim kafilenin üzerinde
bulunandan fazla silah çikti. Polisleri orada nezarette
birakarak, memurlari kafileye katip tayyareye bindik.
Önce Eskisehire indik, fakat tayyareden benden
baska kimse indirilmedi, orada 5 dakikalik bir duraklamayi
ve yeni talimati alisi müteakip, Ankaraya dogru
havalandik. Tayyarede, Tahsin Yazici ve Zihni Üzerin
bana Bu harekatin basinda kim var ve benim
de kendilerine Bilmem, herhalde biri vardir
cevabimdan baska bir konusma geçmedi. Adnan Menderes
devamli olarak sigara içiyordu. Nihayet cebindeki
paketi bitirdi, arkadaslar kendisine sigara verdiler. Ankaranin
güvercinlik hava meydanina inip tayyarenin kapisi açilinca,
basta General Burhanettin Uluç olmak üzere kalabalik
bir subay grubunun heyecanla beklestiklerini gördük.
Eskisehirdeki havacilarin ilk safhadaki vazifesi bitmis,
emanetler teslim edilmisti. Millet çogunlugunun ruhen
hazir oldugu ve inandigi hamle yapilmis ve basariya ulasmisti.
Milletimizi böyle kabus ve basarilarin tekrarindan
tanri korusun.
Ankaraya yaklasirken, uçagimiz Izmirden
gelmekte olan baska bir uçakla telsiz irtibatina
geçti. Uçakta Orgeneral Cemal Gürselin
bulundugunu, yani yönetimin basina geçecek insanin
Cemal Gürsel oldugunu ancak o zaman ögrendim.
Öyle bir ortamda idik ki herhangi bir kisinin kibriti
çakmasi yeterli idi. Sorgusuz, sualsiz kendimizi
bu isin içine atmis ve basarisizlik halinde basimiza
neler gelebilecegini düsünmek aklimiza bile gelmemisti.
12 Mart Dönemi
12 Mart Dönemine yine Muhsin Baturun agzindan,
Yeni Safak gazetesinde çikan 12 Mart Muhtirasi
yazi dizisinin bir bölümünü aynen buraya
geçirerek devam edecegim.
Batur: 12 Mart basarisizdi
12 Mart 1971 Muhtirasi`ni kaleme alan, o dönemde Türkiye`nin
en güçlü kisisi olarak belirtilen Hava
Kuvvetleri Komutani Muhsin Batur, askeri müdahalelerin
çözüm olmadigini söylemisti. 12 Mart
Muhtirasi`nin 25. yilinda, 15 Ocak 1996 tarihinde, Istanbul
Fenerbahçe Orduevi`nde yaptigimiz görüsmede
emekli Orgeneral Muhsin Batur, 12 Mart`in basarili olamadigini
vurgulamaktan çekinmedi. 27 Mayis Ihtilali`nden sonra
ülkede siyasi kamplasmanin bitmedigini, dolayisiyla
61 Anayasasi`nin öngördügü reformlarin
yapilmadigini, uygulamada sorunlar yasandigini belirten
Batur, o günlerde Silahli Kuvvetler`i rahatsiz eden
suistimallerin bugünküler karsisinda `devede kulak`
kaldigini kaydediyordu.
Orgeneral Muhsin Batur, Silahli Kuvvetler`in isteklerini
Milli Güvenlik Kurulu`nda dile getirdigini, `saman
altindan su yürütülmedigini` ileri sürdü.
Batur, su tespitlerde bulundu:
"25 yil önce yapilmasini istedigimiz vergi reformu,
saglik reformu, egitim reformu, yerel yönetimlerin
kuvvetlendirilmesini saglamak gibi konular iki askeri ihtilal
ve bu kadar sivil yönetimler tarafindan hâlâ
gerçeklestirilemedi. Bunlar hâlâ Türkiye`nin
gündeminin birinci maddesini teskil ediyor."
`Silahli Kuvvetler ikiye bölündü`
Muhsin Batur, muhtiraya giden süreci ise söyle
anlati:
"O dönemde Silahli Kuvvetler Dogan Avcioglu grubu
ile siyasete bulasti ve ikiye bölündü. Bu
bölünme hem devlet erkani tarafindan, hem askerler
tarafindan biliniyordu. Ben kendi raporumda da onu belirttim.
Peki niye onlara karsi tedbir alinmadi? Alinamadi çünkü
Türkiye`yi onlar bu hale getirmemisti. Onlar da hal
çaresi ariyordu. Onlarin hal çaresi çok
kati idi. Biz uyum göstermiyorduk. Dogan Avcioglu`nun
planina göre bütün partiler kapanacak, sendikalar
kapanacak, devrim konseyi kurulacak, bütün devlet
erkani mostralik olacak, ithalat-ihracat devletlesecek...
Böyle bir düzen. Ama biz hiçbir sey yapmasak
alt taraftan bir hareket gelecekti. 27 Mayis örnegi
gibi. Biz 12 Mart Muhtirasi vererek orta yolu bulmak istedik.
Ama sonunda basarili olamadik. Yapmayi düsündügümüz
hiçbir isi yapamadik. Hâlâ ayni sorunlar
Türkiye`nin gündeminde"
Cuntalari biliyorduk
12 Mart`in 9 Mart`a yani Madanoglu Cuntasi`na karsi yapildigini
söyleyebilir miyiz?" sorusuna Muhsin Batur, su
karsiligi verdi:
"Asagi yukari. Ama eninde sonunda müdahale olacakti.
9 Mart büyütülmüs bir olaydir. Bunlarin
kadrolari belliydi ve gizlisi yoktu. O hareketin toplantilarina
katilan bazi generaller gelip Genelkurmay Baskani`na bilgi
veriyorlar, ikili oynuyorlardi. 12 Mart olmaz da 15 Mart
olurdu. Bir müdahale kaçinilmazdi. Fakat müdahalenin
27 Mayis yahut 12 Eylül gibi olmasina hiçbirimiz
yanasmadik. Hakikaten memlekette gerçeklestirilmesi
lazim gelen bazi isler varsa iste biz müdahale ediyoruz,
size süre taniyoruz sunu Meclis yapsin dedik. Particilikten
bir süre siyrilsinlar, bir müsterek zemin bulsunlar
dedik ama olmadi maalesef."
Emekli orgeneral Muhsin Batur, konusmasinda 12 Eylül`ün
12 Mart`tan ders aldigini, aralarinda en büyük
farkin ise 12 Eylül`ün komuta kademesinde birlik
ve beraberlik varken 12 Mart`in komuta kademesinde uyumun
olmadigini belirtti.
`TSK AYRINTIYA GIREMEZ`
Muhsin Batur, röportajda artik sivillerin kültür
seviyesi ve kültürlü sivil sayisinin askerleri
geçtigini söyledikten sonra su tespitlerde bulunuyordu:
"Benim görüsüm, Türkiye sikistigi
zaman Türk Silahli Kuvvetleri kötülüge
dur desin ve orada biraksin, detaya girmesin. Çünkü
askerlerin yetisme tarzi detaya girmeye müsait degildir.
Ben valilik de yaptim ihtilal zamaninda. Ama yaptim mi yaptim
iste. Biz valilige, hukukçuluga, maliyecilige hazirlanmis
degiliz ki. Bu bakimdan bu islere girmek macera olur. Biz
azami dur diyelim, ötesine girmeyelim."
12 Mart`ta dis destek yok
Muhsin Batur 12 Mart Muhtirasi`na oldugu günden bu
yana dis tesirlerle yapildiginin söylendigini ancak
kendisinin 3 defa ABD`ye gittiginde kimsenin bir sey sormadigini
söyledi. Batur, iddialari söyle yalanliyordu:
"Biz dis müdahale görmedik. Su kanaate vardim.
Amerika`yi karsina almadan ne yaparsan yap Amerika`yi çok
ilgilendirmiyordu. Demokrasi varmis yokmus bu Amerika için
önemli degildir. 12 Eylül`ü de gördükten
sonra bu kanaatim pekismistir. Eger bizi sömürüyor
iddialari ile karsisina çikmazsaniz ABD aldirmaz
ama Avrupa aldirir." `Ordu tekrar müdahale yapar
mi?` sorumuza Batur Pasa, (o günlerde post modern darbe
henüz gündemde olmadigindan) klasik darbenin yapilmasina
hiç ihtimal vermiyor, bunun gerekçesi olarak
da "Enflasyon emirle düsmez ki..." diyordu.
KAYNAKÇA
- Anilar ve Görüsler Üç Dönemin
Perde Arkasi, Muhsin Batur, Milliyet Yayinlari
- Bay Pipo, Dogan Yurdakul-Soner Yalçin, Dogan Kitap