RADIO ZAZA Tv ZONÊ MA KAMIYA MAWA ! BUMISÊ QÊSEY BIKE XU VIRA MÊKE ! Vila Kę

Dersim harekati arsivlerini kim acacak
Khulê 74 Duisburg 20.11.11
Tecavüze ugradigini yazdi...Tuncelide Intihar

Sabiha Gökçen'in Dersim ile ilgili sözleri

Khule 74 Serri / Berlin

Erzincan Cayirlilar Gecesi
Dersim tartismalari dinmiyor
Iclal Aydin'in Dersim yazisi
Ayip ve zulüm günleri

CHP'li Aygün: Dersim'in sorumlusu devlet ve CHP'dir
Seyit Riza'nin torunu Çankaya Köskü'ne çikiyor!

Güner'i Civaoglu: Atatürk'ün hayatini Dersimli kurtardi

Dersim Celladi Muhsin Batur Kimdir?

Atatürk ve Inönü dönemlerinde CHP'nin yaptigi ve Erdogan'in belgelerini açikladigi Dersim katliaminin sorumlularindan Muhsin Batur kimdir?


Muhsin Batur (1920 - 1999)



Orgeneral Muhsin Batur, 1920 yilinda Istanbul’da dogmustur. 1940 yilinda Harp Okulu’ndan astegmen rütbesiyle mezun olmustur. 1940 yilinda 1. Tayyare Kesif Birligi’nde 6 ay kurs gördükten sonra, Eskisehir’deki Hava Okulu’nda iki yillik uçus egitimini 1942 yilinda tamamlayarak, Merzifon 4. Tayyare Alayi’nda pilot olarak göreve baslamistir.1946 yilinda girdigi Hava Harp Akademisi’nden 1949 yilinda mezun olmus ve Kütahya’daki 7. Tayyare Alayi’na atanmistir. Daha sonra 9. Hava Üssü 2. Tabur Komutanligi, Hava Okulu Ögretmenligi, 191. Filo Komutanligi görevlerinde bulunmus, 1954-1956 yillari arasinda Napoli Airsouth Karargahi Harekat Subayligi’nda görev yapmistir.

1961 yilinda tuggenerallige yükselerek 1. Hava Kuvvet Komutanligi’na atanmis, ayni görevde iken 1963 yilinda tümgenerallige terfi etmis ve 5 yil süre ile 1. Hava Kuvvet Komutanligi görevinde bulunmustur. 1966 yilinda korgenerallige terfi ederek Genelkurmay Lojistik Baskanligi, Yüksek Askeri Süra Üyeligi görevlerini yürütmüstür. 1969 yilinda orgenerallige yükselerek Hava Kuvvetleri Komutanligi’na atanmistir. 1 Haziran 1970 tarihinde Hava Kuvvetleri Güçlendirme Vakfi’ni kurmus ve vakfin yönetim kurulu baskanligina getirilmistir. 30 Agustos 1973 tarihinde emekliye ayrilmistir.

Ingilizce ve Italyanca bilen orgeneral Muhsin Batur evli olup iki çocuk babasidir. Orgeneral Batur, Türkiye Cumhurbaskani Seref Madalyasi, Üstün Hizmet Madalyasi, Italya Cumhurbaskani Grande Ufficiale, ABD Cumhurbaskani Legion of Merit, Afganistan Krali Dusturu Evvel, Ingiltere Kraliçesi K.C.V.O., Türk Hava Kurumu Altin Brovesi ve Hava Kuvvetleri Güçlendirme vakfi Altin Madalyasina sahiptir. Orgeneral Muhsin Batur, 25 Eylül 1999 tarihinde vefat etmistir.

Dünyaya Gelis, Ilk ve Orta Ögrenim
Muhsin Batur, elindeki nüfus cüzdanina göre 5 Aralik 1920’de dünyaya gelmistir. Babasi Yüzbasi Salim Bey’in Berlin Kara Atase Yardimciligi’ndan 1. Dünya Savasi bitimi ile yurda bekar olarak dönmüs olmasi dogum tarihini dogrulamaktadir.

Büyükbabasi Agir Topçu Miralayi Ismail Hakki Bey, Manastir Harp Okulu’nu bitirip subay olmus, Gelibolu’da görevdeyken, Mekke ile Istanbul arasinda ticaret yaparken Gelibolu’ya gelip yerlesen Haci Sami Bey’in kizi Ayse Hanim ile evlenmis, babasi ve iki amcasi dünyaya gelmislerdir.

Büyükannesi zamanin üst seviyeli yöneticilerinden Muhsin Bey’in çocuklarindan Seniha Hanimdi. Seniha Hanim Girit esrafindan Kandiyeli Mehmet Efendi’nin oglu ve sonralari Sirketi Hayriye’nin kuruculugunu yapan Hüseyin Haki Efendi’nin 12 çocugundan biri olan Ahmet Muhtar Bey ile kisa bir evlilik dönemi yasamis ve annesi Semiha dünyaya gelmistir. Büyükannesinin evliligi basarisizlikla sona erince agabeyi Feyzullah Bey’in Abdülhamit tarafindan verilen Üsküdar Toptasi’ndaki konagina yerlesmis ve annesi burada, çocuksuz olan diger teyze ve dayilarinin yaninda biraz da simartilarak el üstünde büyütülmüs ve zamani gelince de Yüzbasi Salim Bey ile evlendirilmistir.

Muhsin Batur’un babasinin Harp Okulu’nu bitiris tarihi 1910, sinifiistihkam. 1911 yilinda Harbiye Nezareti ve Erkani Harbiye Reisligi orduda bir havacilik bölümü kurulmasi karari alarak bir bölüm subayi Ingiltere’ye, bir bölümünü de Fransa’ya pilotluk egitimine göndermis, babasi Fransa’ya giden grupta yer almis ve pilot olarak Türkiye’ye dönmüstür. Balkan Savasi’na ünlü Fethi Bey ile birlikte katilmis ve sonra pilotluktan ayrilarak tekrar istihkam sinifina dönmüstür. 1. Dünya Savasi’nda Çanakkale’de Atatürk’ün birliginde savasirken Ingilizlerin kullandigi dum dum kursunu ile agir yaralanmis, tedavi için Almanya’ya gönderilmisse de kol sinirlerinin kesilmis olmasi yüzünden eski haline dönememistir.Muhsin Batur ilkokula Galatasaray Lisesi’nin hemen arkasindaki Italyan Ilkokulu’nda baslamistir. Okuma ve yazmayi çabuk ögrendi. Üçüncü sinifin sonuna kadar bu okulda okudu. 1929 yilinda, babasi 38 yasinda öldügünde üçüncü sinifa devam ediyordu, ekonomik zorluklarla karsilastilar fakat o yili Italyan okulunda tamamladi. Aile toplantisinda, annesinin aylik geliri ile iki erkek çocugu büyütmesinin zor olacagi ve bu sebeple onun, Selimiye’de yasayan büyükbabasi Emekli Albay Ismail Hakki Bey’in yanina gönderilmesi kararlastirildi. 4. sinifa Selimi Salis Ilkokulu’nda basladi ve ilk zamanlarinda çok sikinti çekti, çünkü bazi terimleri Türkçe olarak bilmiyordu. Sinifindaki ögrenciler arasinda savastan yeni çikildigi için büyük yas farklari vardi. Besinci sinifa geçtiginde okul binalari degisti ve yapimi yeni biten modern Üsküdar 19. Ilkokulu’na tasindilar ve ilk mezunlari onlar oldular.1932 yilinda Üsküdar Pasakapisi’naki ortaokula gitmeye basladi. Ortaokulu orada bitirdi. Fakat mezuniyetten biraz önce iki üzücü olay yasadi. Önce babaannesi hastalandi, kisa bir süre sonra öldü, yirmi gün sonra büyükbabasi da acisina dayanamayarak arkasindan vefat etti. Bilecik’te Nafia Müdürü olan Sami Amcasi onlara para gönderiyordu. O yaz (1935) tatili geçirmek üzere yanina gitti.

Annesi, kardesi, büyükannesi, dayisi, yengesi Vaniköy’de, Fazli Bey yalisinda kiraci olarak oturuyorlardi, onlarin yanina gitti. Amcasi da küçümsenmeyecek maddi yardim yapiyordu. 1935 yilinda Haydarpasa Lisesi’ne basladi. Fakat Muhsin Batur’un hayatinda aksilikler devam ediyordu. Dayisi Feyzullah Bey seker komasina girerek öldü ve ev yine erkeksiz kaldi, aile Beylerbeyi’nde daha ufak bir yere tasindi. Amcasi da ona yazdigi mektupta evlenecegini ve yaptigi yardimi kesmek zorunda oldugunu belirtiyordu. Elindeki parasiyla Selimiye’deki evi açti ve Haydarpasa Lisesi 10. sinifa devama basladi. 10. sinifin yarisinda Kuleli Askeri Lisesi’ne basvurdu ve 1937 baslarinda Kuleli Askeri Lisesi’ne basladi ve liseyi burada bitirdi.

Harp Okulu, Harp Akademisi ve Hava Kuvvetleri
Harp Okulu’na baslamadan önce kitalarda 6 ay süre ile er olarak staj yapmak gerekiyordu. Havacilar, jandarmalar, levazimlar bir trene ilave edilmis özel yolcu vagonlari ile Kayseri’deki 19. Piyade Alayina sevk edildiler. 6 ay sonra staji bitti ve bu sefer normal yolcu vagonlarina binerek Ankara’daki Harp Okulu’na geldi.

Ilk yilin sonunda sinif geçis notlari okundugunda 22. durumda idi. Mezuniyet senesinin yanina mezuniyet derecesi yazilir ve ömür boyu bu numara kidem sirasini gösterirdi, sonradan yapilan hiçbir faaliyet de bu sirayi degistiremezdi. Daha sonra kendisi komutanken bu usulü degistirdiler ve her rütbe terfisinde basariya göre bu sirayi degisir hale getirdiler...Mezuniyet numaralari okundugunda Muhsin Batur 98 kisilik sinifta 8. idi. 15 Subat 1940 günü törenle subay kiyafetlerini giyip kiliçlarini kusandilar.

Muhsin Batur daha sonra Hava Okulu’na basladi ve 2 Temmuz 1942’de pilot tegmen olarak oradan mezun oldu. Kurada o esnada Kütahya’da bulunan fakat Merzifon’a intikal edecek olan 4. Tayyare Alayi 58. Bölügü’nü çekti. 4. Tayyare Alayi ikiser bölüklü iki tayyare taburu ve yer destek birliklerinden olusuyordu. Alayda 103 subay vardi ve evliler azinliktaydi. Kis sonuna dogru taburu, uçaklarini Merzifon’da birakarak trenle Adana’ya intikal emri aldi. Ingilizlerin verdigi yeni HURRICANE tipi uçaklari teslim alacak ve kis sartlari Adana’da daha iyi oldugu için egitimi orada göreceklerdi. Egitim 1943 nisaninda bitti ve uçaklarini alarak tekrar Merzifon’a döndüler. Haziranda ise egitimi pekistirmek üzere Misir’a gönderildi. Misir’dan Merzifon’a döndügünde 30 Agustos 1943’de üstegmen oldu.

Eskisehir’de, arkadaslarindan da orada bulunanlarin katildigi güzel bir törenle, orduevinde 4 Subat 1944’de Leman Hanim ile evlendi. 13 Kasim 1944’te ilk çocugunun dünyaya geldigini ve bir kiz çocugu babasi oldugunu ögrendi.

Muhsin Batur’un önünde kurmay olup olmama sikki duruyordu ve kurmay olmaya karar verdi. Sinavlara girdi ve 1946 yili basinda sinav sonuçlari ilan edildi; kazanmisti. 30 Agustos 1946’da yüzbasiliga terfi etti. Ayni yil ekim ayinda akademi ögrenimine basladi. Akademide birinci yili fire vermeden bitirdiler fakat ikinci yil 3 kisi refüze oldu. 1949 yili agustosunda kurmay stajyer subay olarak diplomasini aldi ve Kütahya’da bulunan 7. Tayyare Alayi 1. Bölük Komutanligina atandi. 1950 yilinda alayi lagvedildi ve yeni tayin yeri Balikesir’deki 9.Tayyare Üssü 2. Filo Komutan Vekilligi idi. Agustos 1951’de binbasiliga terfi etti ve 191. Filo Komutanligi’na asaleten atandi. Kisa bir süre sonra gelen yeni bir atama listesi ile ilk jet uçaklarini alacak filonun Harekat ve Egitim Subayligi’na atandi.

1952 yili baslarinda ilk jetler Balikesir’e gelmeye baslamisti ve akli oraya gitmekte idi. Bu arzusunu Hava Kuvvetleri Komutani Orgeneral Muzaffer Göksenin’e iletti ve haziran 1952’de tekrar Balikesir’deki 191. Filo Komutanligi’na atandi. Bu arada Balikesir’e gitmeden biraz önce 28 haziranda 2. çocugu Enis Batur (Sair, Deneme Yazari, Yayinci) dünyaya geldi.

1953 yili haziran ayinda, içlerinde Muhsin Batur’un da bulundugu, Hava Kuvvetleri’nin çesitli birliklerinden seçilmis 10 subay savas alanlarinda incelemelerde bulunmak üzere iki ay süre ile Kore’ye gönderildi. Böylece yeni savas usullerini Kore’de görmüs oldu.

NATO Karargahlari’na atanan ikinci devre subaylardan biri olarak 1954-1956 yillari arasinda iki yil süre ile Italya’nin Napoli kentinde bulundu. Eylül 1956’da tekrar yurda döndü. 30 Agustos 1958’de albay oldu ve karargahta bir yil daha çalistiktan sonra kitaya çikma sirasi geldi. Eskisehir’de bulunan 1. Ana Jet Üs Uçus Grup Komutanligi’na agustos 1959’da atandi.

1959 yilindaki Usak, Topkapi olaylarindan sonra, 1960 yili baslarinda Kayseri olayi meydana geldi. Bu olaylarla iktidara ve muhalefete karsi hosgörü demokrasi anlayisinin kalmadigi görüldü ve bir anlamda 27 Mayis’in habercisi oldular.27 Mayis’a daha sonra ayrintili biçimde deginecegim. 27 Mayis’tan sonra kisa bir süre için de olsa Muhsin Batur Kütahya’da Belediye Baskanligi ve Valilik yapmistir. Fakat bir ay sonra Kütahya’dan tekrar Eskisehir’e döndü.Kuvvet Komutani General Kireçtepe, 27 Mayis öncesi ve sonrasi tutumlarindan dolayi Ankara’ya alininca General Tulgan 1. Kuvvete, Muhsin Batur da 1. Ana Jet Üs Komutanligi’na vekalet etmeye basladi.

1960 Roma Olimpiyatlari’nda Türk kafilesinin yaninda bulundu. 13 Haziran 1961’de 1. Hava Kuvvet Komutan Vekilligi’ne atandi. 30 Agustos 1961’de tuggenerallige terfi etti ama görev yeri degismedi.

Çok partili özgürlükçü bir demokratik düzene dogru hizla yönelinmisti ve bu gidis iyi olmasina ragmen Silahli Kuvvetlerin bir bölümünde bazi rahatsizliklar hissedilmeye baslanmisti. Ekimin sonlarina dogru Istanbul’dan bir davet aldi fakat gitmedi. O toplantida bazi general ve subaylarin katilimi ile 21 Ekim Protokolü diye bir yazili metin imzalamislar ve 25 ekimden sonraya kalmamak sartiyla yönetime el koymaya karar vermisler 1962 yilina girildiginde Silahli Kuvvetler içinde huzursuzluklara paralel olarak disiplinsizlikler de artti.

Silahli Kuvvetler’deki kaynasmanin basini Talat Aydemir ve grubu çekiyordu. Talat Aydemir ve arkadaslarinin Ankara disina atanmalari sonunda 22 Subat olayi patlak verdi.22 Subat gün ve gecesi Albay Talat Aydemir’in emri ile sehrin bir bölümünü kontrol altina alan Harp Okulu telas ve kargasa yaratmisti. Cumhurbaskani Cemal Gürsel, Mürted Havaalani’na götürülüp güvence altina alindi. Basbakan Inönü, hükümet üyeleri ve parti üyeleri ise Hava Kuvvetleri Karargahi’na geldiler ve geceyi orada geçirdiler. 1962 yilinin sonlarina dogru da sonradan 11 Havaci Subay diye adlandirilacak olayin ilk belirtileri açikça görülmeye baslandi. 11 Subay olayi emeklilik islemleri ile kapandi, konu ile ilgili baska emeklilik islemleri de sonradan yapildi ve Hava Kuvvetleri yine kayiplara ugradi.

Istanbul civarinda bulunan füze birlikleri de Yesilköy’de yapilan bir törenle 1. Kuvvet’e devredilmis ve Muhsin Batur’un sorumluluklari artti. 30 Agustos 1963’de tümgenerallige terfi etti ama ayni görevine devam etti. 1966-1968 yillari arasinda Genelkurmay Lojistik baskanligi görevini yürütmüstür. 1968’de Fransa’nin daveti üzerine, iki yilda bir Paris civarindaki Bourget alaninda düzenlenen uluslar arasi uçak sanayi sergisine gitti. Fransizlarin sesten iki kat hizli uçaklari MIRAGE ile basarili bir uçus gerçeklestirdi. 1968 yili eylül ayi basinda Yüksek Askeri Süra Üyeligi’ne basladi. 1969 yili ise Muhsin Batur için ayri bir önem tasiyordu. Gelmek istedigi yere en sonunda ulasti; Hava Kuvvetleri Komutani. Bu haberi ona agustos 1969’da Genelkurmay Baskani Orgeneral Tagmaç’tan önce Milli Savunma Bakani Ahmet Topaloglu verdi.

Hava Kuvvetleri Komutanligi
Muhsin Batur ulasmak istedigi noktaya ulasmisti. Agustos 1969’da komuta kati söyle düzenlenmisti; Genelkurmay Baskani Orgeneral Memduh Tagmaç, Kara Kuvvetleri Komutani OrgeneralNazmi Karakoç, Deniz Kuvvetleri Komutani Oramiral Celal Eyiceoglu ve Hava Kuvvetleri Komutani Orgeneral Muhsin Batur.

Ilk is olarak Ankara’daki protokol halletti, daha sonra Anadolu’nun çesitli yerlerine dagilmis birlikleri dolasti. Bu geziler bitince de Genelkurmay’da bos zamanlarinda tasarladigi Komutanlik Direktifi’ni yazip bir kitapçik bastirarak birliklere gönderdi.

Her Kuvvet Komutani gibi Muhsin Batur’un da amaçlari vardi. Daha güçlü, daha egitimli, daha inançli ve yavas yavas disa bagimliligi azalan bir Hava Kuvvetleri. Bu amaçlarinin bir kismina ulastigi söylenebilir. Bakim ve onarim tesisleri gelisirken, dis yardimlardan temin edilen savas, nakliye ve egitim tipi uçaklarla Hava Kuvvetleri oldukça güçlendi. Atatürk döneminden sonra ilk defa milli bütçe olanaklari ile FANTOM savas uçaklarinin alinmasi ile ilgili anlasmayi Muhsin Batur imzaladi. Ayrica Muhsin Batur’un komutanligi döneminde her yil bir ülkede olmak üzere Amerikan, Italyan, Yunan ve Türk hava kuvvetleri timlerinin katilimi ile NATO atis müsabakalari düzenlendi.

26 Agustos 1973 günü, Senato Baskani Tekin Ariburun, Basbakan Naim Talu, Genelkurmay Baskani Orgeneral Sancar, komutanlar, generaller, subaylar ve assubaylarin katildigi bir törenle görevini orgeneral Emin Alpkaya’ya devretti.

Emeklilik
Muhsin Batur emekli olduktan sonra günlerini genelde okuyarak, istendiginde basina demeç vererek, arkadaslariyla ava çikarak ve yurt içinde seyahatle geçiriyordu. 1974 haziraninda cumhurbaskanindan bir davet aldi ve senatör seçilecegi yeniden belirtildi. Muhsin Batur’a resmen senatör seçildigi Cumhurbaskani Genel Sekreteri Fuat Bayramoglu’nun imzasini tasiyan bir yazi ile bildirildi. Senato kürsüsünden and içtikten sonra da hukuki formalite tamamlanmis oldu. Meclis kürsüsüne ise ilk defa Kibris baris Harekati yapilan gizli oturum sirasinda çikti.

CHP-MSP koalisyonu dagildiktan sonra CHP’den kendi saflarina katilmasi için teklif aldi. Bu teklifi olumlu karsiladi ve CHP’ye katildi. CHP adina ilk konusmasini 1975 yili Milli Savunma bütçesi üzerinde Senato’da yapti. Senatör olarak genellikle askeri konulara deginmekle yetiniyordu. 6 yillik senatörlük döneminde diger bir ugras alani da NATO ile ilgili konularda oldu. Kuzey Atlantik Asamblesi toplantilarina Türkiye, milletvekili ve senatörlerden olusan on kisilik bir heyetle katiliyordu. Heyette partiler güçleri oraninda temsil ediliyordu ve her partiden parlamenter bulunuyordu. Iki yil üye ve üç yil baskan olarak bes yil heyette bulundu. CHP saflarinda halkla ilk temasi, bir heyet halinde gittikleri Serik ve Elmali olaylari dolayisiyla Antalya’da oldu.

16 nisan 1980 günü, dört grup baskanvekilinin imzasi ile cumhurbaskanligi adayligini açikladi. CHP kendi içinden birini cumhurbaskani seçtirme sansini büyük ölçüde 1979 seçimleri sonuçlari ile kaybetmisti. Çünkü seçimler sonrasi senatör adedi 14 eksilmis, daha önceden onlarin olan iki milletvekilligi kazanilamamis ve bir milletvekilleri de vefat etmisti. Yani toplam 17 oy kayiplari vardi. 16 nisandan sonra yapilan 4 tur oylamada sirasi ile 263, 261, 258, 252 oy aldi. 15 mayista adayliktan çekildi, 3 haziranda tekrar adayligi ilan edildi. 6 haziranda adayliktan tekrar çekildi çünkü 7 haziranda senatörlügü sona eriyordu. Senatörlügü sona özledigi sade bir vatandas yasaminin rahatligina kavustu.

27 Mayis Devrimi
Türkiye’de 27 Mayis 1960 sabahi yapilan devrimin nedenlerini demokrat iktidarin iç politika tutumunda, özellikle ekonomik huzursuzlukta aramak gerekir. Demokrat Parti’nin dis politika tutumunun bu devrimin yapilmasinda önemli bir payi oldugunu söylemek oldukça güçtür. Nitekim 27 Mayis devrini yapanlar, daha devrimin ilk günü Türkiye radyolarinda yayinladiklari bildiride bu devrimin dis politika meselelerinden yapilmadigini dolayli da olsa belirtmislerdi. 27 Mayis’a nasil gelindigini, 27 Mayis öncesi ve gecesi neler yasandigini, bizzat devrimin içinde bulunan Muhsin Batur’un ‘Anilar ve Görüsler’ adli kitabinda yazdigi sekilde geçiriyorum.

Anlatan: Hava Kur. Alb. Muhsin Batur


27 Mayis 1960 tarihine tekaddüm eden gün, ay ve yillarda, yurtta cereyan etmis ve etmekte bulunan hadiseler akli selim sahibi vatanseverlerin ruhlarinda derin akisler ve üzüntüler yaratmis ve yaratmakta devam ediyordu. Hele, Türk tarihinde isgal ettigi önemli rolü ile biz Silahli Kuvvetler mensuplari, ettigimiz yemine aykiri hadiselerin cereyani karsisinda hareketsiz kalmakla büsbütün mustarip idik. Türk Havaciliginin en büyük merkezi olan Eskisehir garnizon mensuplari, bilhassa 28 Nisan olaylarindan sonra gergin, kederli, azimli fakat kararsiz bir hava içerisinde idiler.Inkilaba ve intihale tekaddüm eden son bir ay içinde sahit oldugum, basit gözüken, haddizatinda önemli olan 4 küçük hadiseyi zikretmekle bu havayi belki biraz canlandirabilirim.


Birinci Hadise :
Mayis 1960, ilk haftasinda bir gece evde yalniz otururken kari çalindi, açtim. Üsse mensup genç subaylardan Yzb. Ruhi Köni ‘içeri girebilir miyim’ dedi. ‘Gel bakayim, hayir ola, ne var?’ dedim. Oturdu, biraz durdu ve birdenbire aglamaya basladi. Biraz sonra aglamasi durdu ve ciddi bir ifade ile ‘ Albayim, bu cereyan eden hadiseler karsisinda ne düsünüyorsunuz? Biz hiçbir sey yapmadan böyle bekleyecek miyiz? Benim üç tane çocugum var, bunlar büyüdükleri zaman: Baba, Istanbul’da, Ankara’da talebeler öldürülürken sen subaymissin, bir sey yapmadin mi o zaman? Diye sorarlarsa benim vaziyetim ne olur’ dedi.Ben kendisini teskine çalistim, ‘Farzet ki kendi çapimizda bir harekete tevessül edelim, münferit yapilacak islerden basari beklenemeyecegi gibi, bu, istikbale ait ümitleri de baltalayabilir.’ dedim. Yüzbasi Köni ile bu gibi nazik meseleleri konusacak baglantida degildik. Kendisi belki bana fazla itimat ediyordu, fakat yaptigi hareketin tehlikesini vatan sevgisinden görecek halde degildi.


Ikinci Hadise :
Tahkikat Komisyonu’nun faaliyetini kesiflestirdigi
en kritik günlerden birinde sehre askeri otobüslerle mesaiden dönen subaylar, sehrin ana caddesinden ‘Dag basini duman almis’ marsini söyleyerek geçmis, bu hal Vilayet ve Demokrat Parti teskilatinin sikayetini mucip olmussa da alinacak tedbir veya verilecek cezanin yaratacagi aksülamelden korkuldugu için olacak, mesele kapatilmisti.


Üçüncü Hadise :
25 Mayis 1960 günü Adnan Menderes Eskisehir’e gelecekti. Fakat gelisi mütemadiyen gecikiyordu. Garnizon Komutani durumdan pek emin olmadigindan olacak karsilamaya üst rütbeli subaylardan kimseyi çagirmamisti. Mesai saati bitti, genç subaylarin yavas yavas, Menderes’in tayyareden indikten sonra geçecegi güzergahta bulunan malzeme sandiklarinin gerisinde toplandiklarini ve gizlendiklerini gördük. General Tulgan ile vasitalarimiza binip evlerimize gittik.

Ertesi sabah, bizim gençlerin karsilama töreninin ne oldugunu ögrendik.Basit bir karsilama töreni. Tam Menderes’in otomobil kafilesi mezkür yere yaklasirken, subaylar sandiklarin arkasindan ortaya çikip muntazam bir sira teskil ediyorlar, bu subay toplulugunu lehte kabul eden Menderes, otomobilini yavaslatarak selam almak için hazirlaniyor, tam selam verecegi sirada subaylardan biri ‘Geri dön’ komutu veriyor. Subaylar, elleri ile, arkada kalan Menderes ve kafilesine, özel bir el isareti verdikten sonra ‘Dag basini duman almis’ marsini söyleyerek uzaklasiyorlar. Garnizon Komutani 26 mayis sabahi üsse gelerek bu subaylarin derhal bulunmasini, esasen içlerinden bir iki tanesini teshis ettigini, bunlar vasitasi ile hepsini bulacagini ve rütbelerini söktürecegini beyan ediyorsa da, muhataplarinin azimli ifadeleri karsisinda baska bir sey yapamadan geri dönüyor.


Dördüncü Hadise :
Demokrat Parti’nin kendinden emin oldugu dönemlerde protokole riayet edilmez, devlet erkani, protokole tabi olmak söyle dursun, bir yemek masasinda oturmasini dahi bilmez kisiler, parti mensuplari olduklari için davet edilirler, fakat bizleri davet lüzumu görülmezdi. Adnan Menderes’in 25 mayista Eskisehir’e gelisinde, herhalde Silahli Kuvvetlerin halihazir idare ve gidisi destekledikleri manasina alinsin diye, garnizonda bulunan bütün general, albay, yarbay rütbesindeki subaylari aksam yemegine çagirmak lütfunda bulunmuslar. Bu haber yayilinca genç rütbeli subaylardan bazilari ve Kuvvet Lojistik Baskani Kur. Albay Sekip Saybasli tarafindan bizlere ricada bulunularak, yemege gitmememiz istendi. Davetiyeleri almamak için makamlarimizda oturmamaya karar verdik. Garnizon Komutani davetiyeleri bizlere resmi evrak tarzinda göndermekle tedbirimizi bosa çikardi ve mecburen yemegin verilecegi seker fabrikasina gittik.

Salonun giris methali gittikçe kalabaliklasmaya basladi. Öyle bir kalabalik ki, tabir biraz fena fakat ne çare ki dogru; ayaklarin bas oldugu, memleketin idaresinde bunlar mi söz sahibi olacak dedirtecek bir topluluk. Subay ve üniformali olarak böyle bir parti toplulugu içinde bulunmaktan üzüntü duymaya ve burayi terketme çaresini arastirmaya koyulduk. General Tulgan ‘Gece uçusunda bir tayyare kirilmis, gidip bakalim geliriz’ diye yüksekçe sesle konustu ve Albay Azakli, Albay Çelensü, Albay Atayurt ile hep beraber salonu terkettik. Disariya çiktigimizda teneffüs ettigimiz hava bize her zamankinden daha temiz geldi.
Iste bu anlattigim hadiseler Eskisehir’de havacilarin ruhi durumunu izaha kafidir zannederim. 26 mayis aksami, hepimiz üzüntülü, kaygili bedbin fakat ayni zamanda bir hissikablelvuku ile ümitli, heyecanli ve korkusuzduk. Saat 20:30 siralari idi. Evde yalnizdim. Esim Istanbul’da okulda bulunan kizimizi almak üzere gitmisti. Kapi çalindi, açtim, resmi kiyafetli fakat sapkasiz ve rengi sararmis, heyecanli bir vaziyette Yarbay Agasi Sen’i gördüm. ‘Hayrola, ne ariyorsun burada?’ dedim. Aramizda su muhavere geçti;
- Albayim, hemen resmi giyin, silahini al gel, gidelim
- Anladik, gelirim ama sen gir içeri anlat, evde kimse yok.
- Yenge, çocuk yok mu?
- Yok.
- Ev sahipleri ses isitir mi?
- Isitmez, haydi gel içeri.
- O halde kapida Yarbay Kaymakli var, onu da çagirayim.
Kaymakli da geldi, oturduk. Kah biri, kah digeri üç dört dakikalik bir izahatla Istanbul ve Ankara’da icra edilecek harekatin gaye ve icrasina ait açiklamalarda bulundular ve Eskisehir’in hava birliklerinin en kesif oldugu yer olmasi ve Hava Kuvvetleri’mizin de bu harekata katilmasi, ayrica Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve takriben 25 kadar DP milletvekilinin burada bulunmasi dikkate alinarak hemen icraata geçmeyi teklif ettiler. Heyecan, biraz korku, ayni zamanda sevinç içinde, yani karmakarisik bir haleti ruhiye içindeydim.

Gerekli tedbirleri alip icraata geçebilmek için kuvvet ve kumanda sahibi arkadaslarimizla konusmaya karar verdik. Ilk olarak General Tulgan’a haber verilmesini teklif ettim. Yarbay Kaymakli otomobili ile gidip kendisini evinden alip getirdi. Gayet kisa bir izahattan sonra derhal bize iltihak etti. Telefonla 4. Hava Üs Komutani olan Kur. Albay Mustafa Azakli’yi aradim. Telefona çikinca ‘Biraz bize gelsene, birkaç arkadas daha var, oturur konusuruz’ dedim. ‘Anladim, geliyorum’ dedi ve evden içeri girer girmez ‘Haydi, basliyor muyuz’ dedi.

Halbuki daha önce bu mevzuda hiçbir konusma geçmemisti. Demek ki hepimiz teker teker ayni seyi düsünmekte, fakat harekete geçmek için ufak bir isaret beklemekteydik. Önemli bir silah kudretine sahip uçaksavar birlikleri de isbirligine davet gerekiyordu. Bu maksatla, eski bir havaci büyügümüzün kardesi olan Uçaksavar Tugay Komutan Muavini Albay Nadir Bürgüt’ü, Yarbay Kaymakli otomobili ile alip getirdi. Albay Bürgüt’e maksat ve gaye anlatildi, kendisi de memnuniyetle ayni safta yer alacagini, yalniz evinde esinin ve kizinin telaslandigini, kendisinin eve dönüp ailesine bir sebeple vazifesine gidecegini söylemek üzere, yarim saatlik bir zamana ihtiyaci oldugunu söyledi. Üzülerek itiraf etmem lazim ki, hepimiz süpheli nazarlarla birbirimize baktik. ‘Hiç ayrilmasak daha dogru olmaz mi?’ dedik. Nihayet Yarbay Kaymakli’nin onu götürmesine karar verdik. Gittiler, yarim saat sonra Albay Bürgüt geldi, seferi elbisesini giymis, silahini almisti. Hepimiz utandik, sevindik ve gözlerimiz yasardi. Bundan sonra ne tarzda hareket edilecegine dair fikir münakasalari yapildi ve nihai karara varildi. Kararin gerekçesi ve kendisi söyle hülasa edilebilir; Ankara ve Istanbul ile irtibat müskül ve esasen irtibat aramak tehlikeli, gecenin erken saatlerinde Eskisehir’de harekata baslamak, herhangi bir sebeple Ankara ve Istanbul’da bir tehir vaki olursa harekatin mahalli olarak açiga vurulmasi ve neticeye ulasmamasini ihtaç eder, bu sebeple bütün tedbirleri alip icraya radyo yayini ile baslamak...

Bu esasa göre hareket edilerek, Albay Azakli 1. ve 4. Üs erati ile garnizonda yatan genç subaylari ve Albay Bürgüt Uçaksavar Birligi’ne giderek gerekli ikazlari yapip, tedbirleri aldiktan sonra eve döndüler.

Gece saat 2’de muhtelif vasitalarla, arka yollardan meydana geldik, sehir telefonu ve radyosu bulunan Albay Azakli’nin odasina girdik.Yarbay Nüzhet Yolaç da bize iltihak etti.Zaman mefhumu ve ölçüleri sanki degismisti. Dakikalar saat olmustu. Sigara dumanindan göz gözü görmüyor, bazen sanki hiçbir sey yokmus gibi sakalasip gülüsülüyor, bazen odayi derin bir sessizlik kapliyordu. Saat 3’e dogru askeri telefon hatti üzerinden Hava Kuvvetleri Komutanligi’ni aradik, cevap alamadik. Biraz sonra sehir telefonu ile Istanbul’da lalettayin bir aboneyi istedik.Postanedeki memur ‘ Muhtelif güzergahlar üzerinden Istanbul’a irtibat temin edemedim’ deyince heyecanlandik ve sevindik, demek ki bir seyler baslamisti.

Mütemadiyen Istanbul ve Ankara radyolarini karistiriyorduk. Saat 3:30’da Istanbul radyosu cihazinin çalistigi belli oldu. Saat 4:16’da katibim sinyalini vurmaya basladi. Saat 4:30’da dikkat kelimesini duyar duymaz sevinç gözyaslari içinde birbirimize sarilip radyo yayininin tamamini dinlemeden kosarak odayi terkedip otomobillere binerek, meydanin diger tarafinda bulunan erat karargahina geldik. Hazir ve cephaneleri bulunan genç subaylar kumandasinda evvelce kararlastirilmis noktalari tutmaya ve Adnan Menderes’in bulundugu seker fabrikasini kusatmaya sevk edildiler. Burada bir noktanin kismen açiklamasinda zaruret vardir. Kuvvet karargahinda emri kumandaya sahip olmak, seker fabrikasindan sabik basvekilin ve Hasan Polatkan’in birer dakikalik fasilalarla mütemadiyen Kuvvet Komutani ile temas aramaya çalismalari ve hazir kuvvetlerin sehre sevki esnasinda 15 ile 20 dakika kadar bir zaman kaybedildi. Bu sebeple Albay Azakli kafilesi Adnan Menderes’i tevkif için seker fabrikasina gittiginde mebuslardan baska kimseyi bulamadi. Vali, Emniyet Müdürü isin ciddiyetine inanmiyorlar veya korkudan söylenileni anlamaktan aciz olarak emrivakiyi kabul etmek istemiyorlardi. Derhal cebren getirilmeleri yoluna gidildi.

Menderes, Polatkan ve ufak çapli bir maiyetin, otomobillerle sehri terk ettigi ögrenildi. Bir kisim jet tayyareleri Istanbul ve Ankara’da inkilabin zafer tonolarini atmak üzere kaldirilmislardi. Menderes’in kaçis haberi gelince, kisa bir fikir teatisinden sonra bilhassa Konya’ya iltica tehlikeli görüldü. Derhal 4. Üsse ait F86 tayyareleri kaldirilarak kafilenin kesfine gönderildi. Biraz sonra kafileyi bulan ve otomobillerin üstünden çarpacakmis gibi, alçak irtifadan geçen havacilarimizdan haberler gelmeye basladi.’ Kafile Kütahya’ya 10 dakikalik mesafede’ , ‘5 dakikalik mesafede’, ....

Kiymetli av bulunmus yakalanmasi kalmisti. Derhal Kütahya’daki Hava Egitim Er Tugayi’na telefon edilerek Menderes ve maiyetindekilerin, bir hadiseye mahal verilmeden tugaya getirilmesi ve muhafaza altina alinmasi emredildi. Biraz sonra Binbasi Biltan idaresindekiC47 tayyaresi ile Kütahya’ya dogru havalandik. Vazifeyi almak için, birkaç yolcu tayyarelik gönüllü subay vardi fakat bu arzuyu yerine getirmeye imkan yoktu. Gönüllülerden ancak Kur. Alb. Sekip Saybasli, Bnb. Necati Gültekin, Bnb. Cihat Üstündag, Üstegm. Erhan Suar ve Tegm. Aytekin Bilgi ile Tegm. Vural’i almistim. Hepimizde ikiser tabanca ve yalniz bir genç subayda makineli tüfek vardi.
Tayyarede, bütün subaylari topladim ve ne sekilde hareket
edecegimize dair kendilerine talimat verdim. Meydana indigimiz zaman, Tugay Komutani Albay Süleyman Demet ve Vilayet Jandarma Komutani Albay Hamdi Alkan tarafindan karsilandik. Albay Demet, Menderes ve maiyetindekilerin kendi odasinda oldugunu söyledi. Ben ve beraber gelen subaylar derhal binaya girerek üst kattaki odaya çiktik. Odaya girdigim zaman Adnen Menderes, Tahsin Yazici ve Zihni Üner odanin ortasinda ayakta, Hasan Polatkan kumandanin masasi yaninda telefonla görüsmek üzere idi. Ben ve yanimdakiler odadakilere askerce selam verdik.Adnan Menderes bana dogru ilerledi. Elimi sikti ve vaziyet nedir gibilerinden basini bir tarafa egerek bakti, bekledi. Kendisine ‘Silahli Kuvvetler memleket idaresini ele aldi, benim vazifem sizi Eskisehir’e götürmektir’ dedim. Biraz duraladi. ‘Yani beni tevkif mi ediyorsunuz’ sualini sordu. ‘Sizi emniyet altina alarak Eskisehir’e götürecegim’ cevabini verdim. ‘Suçum nedir’ dedi. ‘Ben size suç izafe etmekle vazifeli degilim’ dedim. Bu sirada Bnb. Necati Gültekin masanin yanina giderek, Hasan Polatkan’in telefon muhaveresine mani oldu.

Adnan Menderes hepimizin yüzüne teker teker bakiyor, sanki tesir altina almaya çalisiyordu. ‘Müsaade ederseniz ben arkadaslara istisare edeyim’ dedi. ‘Buyrun edin’ cevabini verdim. Odadan çikmamizi arzu eden bir halleri vardi. Albay Saybasli da bana ‘çikmayalim’ isareti veriyordu. Biz odayi terk etmeyince de konusmaktan vazgeçtiler. Üstegm. Suar ilerledi ve kendilerine tayyareye binecekleri için üzerlerinde silah aramasi yapacagini söyledi, üzerlerinden silah çikmadi.

Sirasi gelmisken, o esnada cereyan eden ufak bir husus üzerinde eksik hareket ettigimi ifade etmek isterim. Hadise su: Emekli General Tahsin Yazici, bilindigi gibi Kore Tugayimizin ilk kumandanidir. Simdi ise sakit bir milletvekili idi. Üzerinde silah olup olmadigi arastirilirken gözleri yasla doldu, dudaklari heyecandan titremeye basladi. Iste o esnada kendisine su suali sormamakla hata ettim: generalim, üstünüzün sizden yasça ve rütbece çok küçük bir subay tarafindan aranmasina üzüldügünüz için mi, yoksa mensup oldugunuz serefli Türk Silahli Kuvvetleri’nin, memleketin uçuruma gitmesinin önüne geçerek sizi bir yanlislikla girdiginiz, fena bir topluluktan çekip kurtardigi için sevinçten mi agliyorsunuz? Belki o siralar sorulmayan bu sorunun cevabini ileride kendisi verir.
Arama isine müteakip, kendilerini ortamiza alarak merdivenleri indik, alt odanin kapisinin önünden geçerken, bir kalabalikla karsilasinca ‘kimsiniz siz’ dedim. Içeride 8 kadar muhafiz polis, hususi kalemden ve hariciyeden birer memur vardi. Derhal silah aramasi yaptirarak silahlari toplattim. Üzerlerinde bizim kafilenin üzerinde bulunandan fazla silah çikti. Polisleri orada nezarette birakarak, memurlari kafileye katip tayyareye bindik.
Önce Eskisehir’e indik, fakat tayyareden benden baska kimse indirilmedi, orada 5 dakikalik bir duraklamayi ve yeni talimati alisi müteakip, Ankara’ya dogru havalandik. Tayyarede, Tahsin Yazici ve Zihni Üzer’in bana ‘ Bu harekatin basinda kim var’ ve benim de kendilerine ‘ Bilmem, herhalde biri vardir’ cevabimdan baska bir konusma geçmedi. Adnan Menderes devamli olarak sigara içiyordu. Nihayet cebindeki paketi bitirdi, arkadaslar kendisine sigara verdiler. Ankara’nin güvercinlik hava meydanina inip tayyarenin kapisi açilinca, basta General Burhanettin Uluç olmak üzere kalabalik bir subay grubunun heyecanla beklestiklerini gördük. Eskisehir’deki havacilarin ilk safhadaki vazifesi bitmis, emanetler teslim edilmisti. Millet çogunlugunun ruhen hazir oldugu ve inandigi hamle yapilmis ve basariya ulasmisti. Milletimizi böyle kabus ve basarilarin tekrarindan tanri korusun.

Ankara’ya yaklasirken, uçagimiz Izmir’den gelmekte olan baska bir uçakla telsiz irtibatina geçti. Uçakta Orgeneral Cemal Gürsel’in bulundugunu, yani yönetimin basina geçecek insanin Cemal Gürsel oldugunu ancak o zaman ögrendim. Öyle bir ortamda idik ki herhangi bir kisinin kibriti çakmasi yeterli idi. Sorgusuz, sualsiz kendimizi bu isin içine atmis ve basarisizlik halinde basimiza neler gelebilecegini düsünmek aklimiza bile gelmemisti.

12 Mart Dönemi
12 Mart Dönemi’ne yine Muhsin Batur’un agzindan, Yeni Safak gazetesinde çikan ‘ 12 Mart Muhtirasi’ yazi dizisinin bir bölümünü aynen buraya geçirerek devam edecegim.


Batur: 12 Mart basarisizdi

12 Mart 1971 Muhtirasi`ni kaleme alan, o dönemde Türkiye`nin en güçlü kisisi olarak belirtilen Hava Kuvvetleri Komutani Muhsin Batur, askeri müdahalelerin çözüm olmadigini söylemisti. 12 Mart Muhtirasi`nin 25. yilinda, 15 Ocak 1996 tarihinde, Istanbul Fenerbahçe Orduevi`nde yaptigimiz görüsmede emekli Orgeneral Muhsin Batur, 12 Mart`in basarili olamadigini vurgulamaktan çekinmedi. 27 Mayis Ihtilali`nden sonra ülkede siyasi kamplasmanin bitmedigini, dolayisiyla 61 Anayasasi`nin öngördügü reformlarin yapilmadigini, uygulamada sorunlar yasandigini belirten Batur, o günlerde Silahli Kuvvetler`i rahatsiz eden suistimallerin bugünküler karsisinda `devede kulak` kaldigini kaydediyordu.

Orgeneral Muhsin Batur, Silahli Kuvvetler`in isteklerini Milli Güvenlik Kurulu`nda dile getirdigini, `saman altindan su yürütülmedigini` ileri sürdü. Batur, su tespitlerde bulundu:
"25 yil önce yapilmasini istedigimiz vergi reformu, saglik reformu, egitim reformu, yerel yönetimlerin kuvvetlendirilmesini saglamak gibi konular iki askeri ihtilal ve bu kadar sivil yönetimler tarafindan hâlâ gerçeklestirilemedi. Bunlar hâlâ Türkiye`nin gündeminin birinci maddesini teskil ediyor."

`Silahli Kuvvetler ikiye bölündü`
Muhsin Batur, muhtiraya giden süreci ise söyle anlati:
"O dönemde Silahli Kuvvetler Dogan Avcioglu grubu ile siyasete bulasti ve ikiye bölündü. Bu bölünme hem devlet erkani tarafindan, hem askerler tarafindan biliniyordu. Ben kendi raporumda da onu belirttim.

Peki niye onlara karsi tedbir alinmadi? Alinamadi çünkü Türkiye`yi onlar bu hale getirmemisti. Onlar da hal çaresi ariyordu. Onlarin hal çaresi çok kati idi. Biz uyum göstermiyorduk. Dogan Avcioglu`nun planina göre bütün partiler kapanacak, sendikalar kapanacak, devrim konseyi kurulacak, bütün devlet erkani mostralik olacak, ithalat-ihracat devletlesecek... Böyle bir düzen. Ama biz hiçbir sey yapmasak alt taraftan bir hareket gelecekti. 27 Mayis örnegi gibi. Biz 12 Mart Muhtirasi vererek orta yolu bulmak istedik. Ama sonunda basarili olamadik. Yapmayi düsündügümüz hiçbir isi yapamadik. Hâlâ ayni sorunlar Türkiye`nin gündeminde"

Cuntalari biliyorduk

12 Mart`in 9 Mart`a yani Madanoglu Cuntasi`na karsi yapildigini söyleyebilir miyiz?" sorusuna Muhsin Batur, su karsiligi verdi:
"Asagi yukari. Ama eninde sonunda müdahale olacakti. 9 Mart büyütülmüs bir olaydir. Bunlarin kadrolari belliydi ve gizlisi yoktu. O hareketin toplantilarina katilan bazi generaller gelip Genelkurmay Baskani`na bilgi veriyorlar, ikili oynuyorlardi. 12 Mart olmaz da 15 Mart olurdu. Bir müdahale kaçinilmazdi. Fakat müdahalenin 27 Mayis yahut 12 Eylül gibi olmasina hiçbirimiz yanasmadik. Hakikaten memlekette gerçeklestirilmesi lazim gelen bazi isler varsa iste biz müdahale ediyoruz, size süre taniyoruz sunu Meclis yapsin dedik. Particilikten bir süre siyrilsinlar, bir müsterek zemin bulsunlar dedik ama olmadi maalesef."
Emekli orgeneral Muhsin Batur, konusmasinda 12 Eylül`ün 12 Mart`tan ders aldigini, aralarinda en büyük farkin ise 12 Eylül`ün komuta kademesinde birlik ve beraberlik varken 12 Mart`in komuta kademesinde uyumun olmadigini belirtti.

`TSK AYRINTIYA GIREMEZ`
Muhsin Batur, röportajda artik sivillerin kültür seviyesi ve kültürlü sivil sayisinin askerleri geçtigini söyledikten sonra su tespitlerde bulunuyordu: "Benim görüsüm, Türkiye sikistigi zaman Türk Silahli Kuvvetleri kötülüge dur desin ve orada biraksin, detaya girmesin. Çünkü askerlerin yetisme tarzi detaya girmeye müsait degildir. Ben valilik de yaptim ihtilal zamaninda. Ama yaptim mi yaptim iste. Biz valilige, hukukçuluga, maliyecilige hazirlanmis degiliz ki. Bu bakimdan bu islere girmek macera olur. Biz azami dur diyelim, ötesine girmeyelim."

12 Mart`ta dis destek yok

Muhsin Batur 12 Mart Muhtirasi`na oldugu günden bu yana dis tesirlerle yapildiginin söylendigini ancak kendisinin 3 defa ABD`ye gittiginde kimsenin bir sey sormadigini söyledi. Batur, iddialari söyle yalanliyordu: "Biz dis müdahale görmedik. Su kanaate vardim. Amerika`yi karsina almadan ne yaparsan yap Amerika`yi çok ilgilendirmiyordu. Demokrasi varmis yokmus bu Amerika için önemli degildir. 12 Eylül`ü de gördükten sonra bu kanaatim pekismistir. Eger bizi sömürüyor iddialari ile karsisina çikmazsaniz ABD aldirmaz ama Avrupa aldirir." `Ordu tekrar müdahale yapar mi?` sorumuza Batur Pasa, (o günlerde post modern darbe henüz gündemde olmadigindan) klasik darbenin yapilmasina hiç ihtimal vermiyor, bunun gerekçesi olarak da "Enflasyon emirle düsmez ki..." diyordu.

KAYNAKÇA
- Anilar ve Görüsler ‘Üç Dönemin Perde Arkasi’, Muhsin Batur, Milliyet Yayinlari
- Bay Pipo, Dogan Yurdakul-Soner Yalçin, Dogan Kitap


DOSTÊ MA:  |  Zazaki.de   |  Piya Forum   |  Hüseyin Aygün   |  AABF  |  Tunceli Emek |  Faruk Iremet    |  FDG  | Radiozaza Forumu  | Zaza Der  |