Dersim
tartismasi nereye gidistir?
Prof. Dr. Ali Demirsoy,Anayasa referandum ile gündeme
gelen ve yeni anayasa hazirliklari ile restlesmeye sürüklenen
Dersim Hareketi
27 Kasim 2011 Pazar 01:25
Dersim tartismasi nereye gidistir?
Prof.
Dr. Ali Demirsoy, Hacettepe Üniversitesi
Anayasa
referandum ile gündeme gelen ve yeni anayasa hazirliklari
ile restlesmeye sürüklenen Dersim Hareketi
-
Bilgisizligin tescili -
Hirs
bitmiyor, 16.08 2010 tarihinde, Tayyip Erdogan, vergi vermediler
diye CHP (baska parti olmadigi için o günün
Türkiye Cumhuriyeti"ni kast ederek) ve onun baskani
Ismet Inönü (sayini olmadan), Dersimde masum insanlari
bombalatarak katletmistir gibi agir bir açiklamada
bulundu. Neresinden bakarsaniz bakin bir hükümet
için utanç verici bir durum
Çünkü:
25 Aralik 1935"te Tunceli Kanunu çikarilir.
Bu kanunla birlikte Dersim"in adi Tunceli olarak degistirilir.
Demenan asireti ile bazi Nazimiye asiretleri kendi bölgelerinde
yapimi baslatilan karakollara ve askeri birliklere baskinlar
düzenlemeye baslarlar. Çatisma böyle baslar
(1936). Seyit Riza, askeri vali Alpdogan"dan Tunceli
Kanunu"nun iptalini (olaganüstü rejimin lagvini)
ve Dersim"in ulusal haklarinin taninmasini talep eder.
Bu hakkin talebi bile basli basina bir isyandi. Aslinda
daha önce müdahale edilmesi gereken bu ayaklanmaya
geç kalinmasinin nedeni Musul ve Hatay gibi önemli
sorunlarin öncelikle çözülmesine yogunlasmaydi.
Dersimin bombalandigi 1937 tarihinde (ilk Dersim Harekâti)
Cumhurbaskani Türkiye Cumhuriyeti"nin kurucusu
Gazi Mustafa Kemal, basbakan ise Ismet Inönü"dür.
Birinci Dersim Harekâtini bizzat Mustafa Kemal Yürütmüstür.
Ancak Dersim ayaklanmasinin tümüyle temizlenmesi
ve suçlularin idam edilmesi sirasinda (Ikinci ve
Üçüncü Dersim Harekâti) basbakan
bugünkü sag-gerici akimlari kuluçkaya koyan
hükümetlerin cumhurbaskani Celal Bayar"dir
(görev süresi: 25 Ekim 25 1937 25 Ocak
1939). Yani bir anlamda AKP"nin de dedesidir, hamisidir
Mustafa Kemal Atatürk, çok hasta oldugu için,
ikinci dersim harekâtini bizzat yürütmüstür.
Basbakan Celal Bayar Dersimdeki isyancilara karsi saldiriyi
onayladi ve Ikinci Tunceli Harekâti (2 Ocak - 7 Agustos
1938) baslatildi. En büyük can yitirilmesi 1938
yilinin 22-28 Haziran arasinda (Kalan bölgesindeki
Baltali-kürekli muharebesinde), 19-24 Temmuz arasinda
(Laç Deresi"nde) ve 15 Agustos"ta (Zeç
baskininda ve Zimek Çatismasinda) yasanir. Yani en
agir olaylar Celal Bayar"in Basbakan ve etkili oldugu
dönemde yasanmistir. Ancak bugünkü iktidarin
manevi kurucusu olarak tanimlayabilecegimiz Celal Bayar
için tiss yok.
Vergi vermediler onun için bombaladilar demesi de
bir devlet adami için utanç vericidir; çünkü
cehaletin en karasini sergilemektedir. Ingiliz ve Fransiz
arsivleri açildi; oynanan oyunlar belirli ölçüde
ortaya çikti. Seyit Riza"nin hami ülkelere
yazdigi mektuplar yayinlandi. Okuma bilmiyorsaniz bu sizin
ayibinizdir. Devletimizin yetkili yerlerindeki görevliler,
rektörlerin, generallerin, yargiçlarin, yazarlarin,
bilim adamlarinin telefonlarini dinletecegine, tarihindeki
temellerine dinamit koyanlari tanimasi beklenilmez mi?
Ingiliz, Fransa ve Türk arsivleri tarafsiz ve bilimsel
olarak incelendiginde Dersim Olayinin nedenini anlamak mümkün
olacaktir. Çünkü Dersim Olayi Seyh Sait
olayinin baska bir sürümüdür. Bunun
için önce Seyh Sait isyaninin iyi bilmek gerekiyor.
Ancak Seyh Sait din yaygarasi ile ortaya çiktigi
için zamanimizin dine dayali politikacilarina tenkit
için pek uygun düsmüyor. Dersim olayi gibi,
simdi yasadigimiz Güney Dogu olaylari gibi, Seyh Sait
olayi da bu cografyada gözü olan emperyalistlerin
kiskirtmasi ile çikmistir.
Ingilizler Nusaybin, Siirt ve Hakkâri yöresinde
bulunan Nasturi (bazen Asuriler, Dogu Kilisesi, Dogu Süryanileri
olarak da bilinir) ve daha sonra Papanin zorlamasi ile yine
Hiristiyan olan Keldanileri (Nasturiler ve Keldaniler bugün
Katolik mezhebine baglidir) bahane ederek nüfusunun
neredeyse yarisi Nasturi ve Keladeni olan Hakkâri"yi
Irak"a baglamak, daha dogrusu Musul ile Türkiye
Cumhuriyeti arasinda yeni bir devlet kurmak üzere (o
zaman Irak, Ingilizlerin sömürgesiydi) talepte
bulununca, Kerkük"ü ve Musul"u Misak-i
Milli sinirlarimiz içinde sayan Atatürk"ün
bu bölgeye askeri hareket yapma kararliligini anladi
ve böylece bugün terörizm altinda hortlatildigi
gibi, geçmiste de Seyh Sait Isyanini baslattilar
(yil 1925). Böylece gücünü o günlerde
küçük çapta da olsa yine de dikkat
edilmesi gereken Dersim isyanlarina ve Seyh Sait Isyanina
yogunlastiran Türkiye, Musul ve Kerkük hareketini
rafa kaldirmak durumunda kaldi; öyle de kaldi (zengin
petrol yataklari da Ingilizlere ve günümüzde
ek olarak Amerikalilara kaldi).
Atatürk için Türkiye"nin üç
yumusak bagri vardi: Kerkük-Musul, Kibris ve Bati Trakya;
bunlardan taviz verilemezdi. Bu ayaklanmaya destek verdigi
söylenen ve bu nedenle hakkinda sorusturma açilan
Terakkiperver (Ilerici) Cumhuriyet Firkasi (yani partisi)
çok geçmeden hükümet kararnamesiyle
kapatildi. Bu partinin kuruculari, Mustafa Kemal Atatürk
ve Ismet Inönü haricinde, Amasya Tamimi ile Milli
kurtulus Savasini baslatan diger bes kisiydi (Kazim Karabekir,
Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adivar).
Bu partinin içine Ingiliz yanlisi kisilerin sizdigi
ve din istismari ile cumhuriyete karsi bir direnç
gelistirilmeye çalisildigi birçok yerde vurgulanmaktadir.
Nitekim Atatürk, Nutuk'ta Terakkiperver Firka kurucularini
cumhuriyet düsmanligi, saltanatçilik, halifecilik,
Ingiliz yandasligi, isyan kiskirticiligi ve vatan hainligi
ile suçlar. Her devirde haini olan bir devlet
Bu gelismenin sonunda Keldanilerin merkezi Diyarbakirken,
önce Musul"a daha sonra da Bagdat"a tasindi.
Bu olay o günkü devlet adamlarina Türkiye"deki
her isyan ve ayaklanma hareketinin arkasinda o günün
egemen gücünün parmagi oldugunu ögretmisti.
Belli ki geçen bunca zaman içinde bellegimizi
yitirdigimiz için bu gün yasadiklarimizi-
dogru degerlendiremiyoruz
Daha sonra Hatay"in Suriye"ye mi yoksa Türkiye"ye
mi baglanma oylamasi gündeme gelince, Fransa ve Suriye
basta olmak üzere batililarin onlarca isyani kiskirttiklari
gibi, o gün de yerli isbirlikçileri kiskirtarak
Dersim Isyanini çikarttilar. Türkiye Musul ve
Kerkük"teki gibi bir daha böyle bir çikmaza
düsmeyi göze alamadi. Atatürk, Inönü
(Birinci Dersim Harekâti) ve Celal Bayar (Ikinci Dersim
Harekâti), Fransa ve Ingilizlerin bu oyununu yutmadilar;
gerekli önlemleri zamaninda aldilar. Dersim harekâtina
karsi çikanlar, saptiranlar aslinda efendileri emperyalistlerin
oyununu bozan Türk politikasina kizginliklarini dile
getiriyorlar. Sonunda bu basarili politika, Hatay"in
Türkiye"ye baglanmasini sagladi (23 Haziran 1939).
Daha sonra Türkiye"nin basina dert olacak PKK
kalkismasi basladigi zaman, yere göre koyamadigimiz
Turgut Özal gibi birkaç çapulcu
isi diyerek, hafife alip, ülkenin gelecegini
ates yerine çevirmediler.
Elimde
belge var diye kâgitlari sallayan yetkililerin okumasi
dilegiyle
Istenirse devlet arsivlerinde de hemen bulunabilecek gerçek
birkaç belgeyle isin asli ögrenilebilir. Bakin
neler olmus:
Koçkiri
Asireti Reisi Alisan Bey 1920 yilinda Wilson Prensiplerine
dayanarak Hozat"ta Kürdistan"in bagimsizligi
için toplanti yapti ve Ankara Hükümetine
asagidaki muhtirayi verdi:
1.
Kürdistan"in bagimsizligina olur diyen Istanbul
Saltanat Hükümeti'nin kararini Mustafa Kemal Hükümeti"nin
de resmen kabul edip etmeyeceginin açiklanmasi.
2.
Kürdistan bagimsizlik kararina Mustafa Kemal Hükümeti"nin
görüs noktasinin ne oldugu hususunda, Dersimlilere
acele cevap verilmesi.
3.
Elazig, Malatya, Sivas ve Erzincan mintikalari hapishanelerinde
mevcut bütün Kürt tutuklularin hemen serbest
birakilmasi.
4.
Kürt çogunlugu bulunan mintikalardan Türk
memurlarinin çekilmesi.
5.
Koçkiri mintikasina gönderildigi bildirilen
askeri birliklerin derhal geri çekilmesine (Ender
Erdemli"ye göre Akgül, 2001: 22-23).
Alisan
Bey"in, bu muhtirayla da yetinmeyip, Ankara Hükümetine;
Sevr derhal uygulansin, yoksa silahli mücadele
baslatacagiz seklinde ultumatom verdigi de bilinmektedir.
Dersim Harekâti Ermeni Komiteleri ile de birlikte
çalistigi söylenen Seyit Riza'nin Ankara hükümetine
verdigi su ultumotom:
1.
Içimize karakollar yapmayacaksiniz.
2.
Kaza ve Nahiye merkezleri kurmayacaksiniz.
3.
Köprü ve yol yapmayacak, silahlarimiza dokunmayacaksiniz.
4.
Vergilerimizi önceden oldugu gibi pazarlik usulü
verecegiz
ve
silahli baskaldiri (isyan) ile basladi. 1937 yilinda Mustafa
Kemal ve Celal Bayar"la birlikte Tunceli"ye gelip,
Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü"nün
açilisini yapacakti. Köprünün ucundaki
karakol basildi 33 asker sehit edildi; daha sonra telefon
hatlari kesildi, pusu kuruldu, Mazgirt Köprüsü
havaya uçuruldu, jandarma taburuna saldirilarak,
56 asker daha sehit edildi. Herhalde elimde belge var diye
kâgit sallayanlarin bundan haberi vardir.
Diyelim ki yabancilar kiskirtmadi; isyanci Seyit Riza"nin
talimatiyla askeri birliklere saldirilarak çok sayida
insan öldürüldü ve vergi vermeyeceklerini,
askerlik yapmayacaklarini ilan ettiler. Böyle bir hareketin
tanimi her dilde isyandir. O zamanin yöneticileri,
daha sonraki gafiller gibi (1984"den bu yana oldugu
gibi), birkaç çapulcu diyerek hafife almadilar
ya da sinir kapilarinda bu isbirlikçileri davul zurnayla
karsilamadilar. Böylece neredeyse 50.000 yaklasan insanin
ölümüne neden olmadilar. Ne yazik ki bu sefer
Ingiliz-Fransa Oyununun degil, bu olayi çarpitarak
faturayi baskalarinin üzerine yikmaya çalisan
Neo-isbirlikçilerin tuzagina düsmek üzereyiz
Kisi bilgisiz ve bilinçsiz olabilir. Ancak devlet,
bu baglamda devlet adamlari, tarihimizin geçmisindeki
eylemler için bilgisiz ve bilinçsiz olamaz;
çünkü bir devletin yillarca birikmis istihbarati,
arsivi; olaylari günü gününe izleyen
ilgili kurumlari, gizli ve açik anlasmalara ulasma
yetkisi, yetkili danismanlari vardir. Buna karsin bir devlet
adami çikip da dogru olmayan açiklamalarda
bulunuyorsa ya kendine söylenenleri anlamamistir ya
çevresine aptallari seçmistir ya da seçtigi
insanlarin gizli bir amaci vardir ya da bu açiklamayi
yapanlarin kisa vadeli çikarlari vardir ya da bu
düzeni yikmak için ve elde edilenleri silip
süpürmek için gizli bir hedefleri vardir.
Çünkü neresinden bakarsaniz bakiniz yabancilarin
kiskirtmasini görmezden gelerek devletimizin önde
gelenlerinin suçlanmasi yenilir yutulur bir açiklama
degildir
Yetkililerin kürsülere çikip devlet katliam
ya da soykirim yapmistir diyerek yesil kalemle üzerine
bir seyler çizilmis kâgitlari sallamasi devlet
adamligina yakismaz. Seyit Riza"nin Türkiye Cumhuriyetinden
Ulusal Çikarlarimiz ile baslayan taleplerini
içeren mektubu belge diye sallamaliydi basbakanimiz.
Türk ulusunun içinde yeni bir ulusu tabii ki
Atatürk ve yanindakiler kabul edemezlerdi. Geregini
de yaptilar. Ancak bugün Türkiye cumhuriyetinin
içinde baska uluslar yaratilmasi girisimlerine göz
yumanlar ya da öyle olmasini tezgâhlayanlar için
Seyit Riza gözlügü takmislar demekten baska
içimizden bir sey gelmiyor.
Dersim Harekâtini yürüten Türk Silahli
Kuvvetleriydi. Seyit Riza"nin taleplerini içeren
mektuplar (örnegin Dersim Baskomutani olarak yazdigi
(30 Temmuz 1937 tarihli) muhakkak Genel Kurmay"in Harp
Tarihi Dairesinde de mevcuttur. Eger yine de tatmin olmazsaniz
Londra"da The National Archives (Devlet Arsivi)"de
FO 371/20864/E5529 numarali belgeye bakmaniz
yeterlidir. Birileri belge diye bir seyleri sallarken, acaba
bu kurumun cumhuriyeti korumaya yeminli oldugu söylenen
yetkilileri hazir ol konumuna biraz ara verip arsivindeki
belgeleri sallayamaz mi? Aslinda yeni bir sey eklemeleri
ve konusmalari da gerekmiyor. Sadece Genel Kurmay Baskanliginin
çikarmis oldugu Iç Isyanlar kitabini
ellerinde tutsunlar yeter. En az baskomutan Atatürk"ün
Dersim Hançeriyle sinsi bir biçimde hançerlenmesine
göz yumulmasin
Böyle bir açiklamaya tepkinin uygar bir ülkede
olagan üstü sertlikte olmasi beklenirken, bu ülkede
birkaç politikacinin seflerini koruma güdüsüyle-
haricinde ciliz bir ses bile çikmamistir; çikmamaya
da devam ediyor. En azindan üniversitelerimizin Tarihçi
kadrosundan ya da Inkilâp Tarihçisi kadrosundan
maas alan, güya unvanli bilim adamlarinca açiklama
yapilmasi beklenirdi. Onlar da yaz aylarinda kis uykusundalar...
Halkin önemli bir kismi da tepki göstermemistir.
Çünkü üniversite bitirenler bile bu
gün Dersim"in yerini harita üzerinde gösteremedigi
gibi, Dersim ile Tunceli (Hozat) arasindaki iliski konusunda
tek bir kelime bile söyleyecek durumda degillerdir.
Dersim olaylari ile küresel sömürgecilik
arasindaki derin iliskiyi ve baglantiyi ise, bugün
dolayli bir sekilde devamini aci bir sekilde yasadigimiz,
her gün bir ya da birçok vatan evladini topraga
verdigimiz Hakkâri Ilindeki olaylarin bir terör
olayi mi, yoksa bu isyanlarin rövansi ile ilgili olup
olmadigini, Hatay"in Türkiye"ye baglanmasi
ile ilgili olup olmadigini, devletin en basindaki yetkililerin
bile bilemedigi bir ülkede bulunmanin utancini yasiyoruz.
Bir ülkenin yöneticileri tarihinin önemli
olaylari yerine, karsi partinin sülalesindeki kisilerin
dinlerini, mezheplerini, irklarini, hatta boylarini postlarini
arastirmaya daha çok zaman ayirmaya ve onu uluorta
konusmaya baslamissa o ülkenin basinda karabulutlar
toplanmaya baslamis demektir.
Dersim olayi aslinda üstü kapali ya da açik
bir sekilde Kürtçülügün yani
sira Alevilik ile iliskilendiriliyor. Alevi vatandaslarini
bir yerlere çekmek için. Aslinda Tunceli halki,
1515 yilinda Yavuz Sultan Selim"in Iran Seferinde Sünni
Kürt halkinin destegiyle Sah Ismail"e karsi kiliç
sallamasi ve Sah Ismail"e sempati duyan Kemah civarinda
yerlesmis olan Türkmen Alevi toplulugu korkutarak daglik
Tunceli"ye siginmalari ile olusmus bir Türkmen-Alevi
toplulugudur.
Kurtulus Savasinin baslangiçlarinda Koçkiri
ayaklanmasi olarak bilinen hareket, bagimsiz bir Kürdistan
devleti kurma amaciyla baslatilmistir. Bunu, kendisi koyu
bir Kürt Milliyetçisi olan ve Baytar Nuri diye
bilinen Dersimli Veteriner Mehmet Nuri'nin yazmis oldugu
Kürdistan Tarihinde Dersim isimli kitapta
açik açik okuyabilirsiniz. Günümüzün
devlet yöneticilerine okumalarini öneririm. Koçkirli
Alisar ve Baytar Nuri, Seyit Riza"yi etkilemislerdir.
Keske sadece onu etkilemeyle kalsaydilar. Günümüz
politikacilarini da etkiledikleri görülüyor.
Örnegin Türklere ölüm diye bagiran-yazan
Baytar Nuri, abartilmis ölü oranlarini da verendir
(isyana katilan asiretlerin toplam nüfusu 20.000 olmasina
karsin, ölü sayisi 50.000 olarak pompalanmistir),
Kürtlerin magaralara doldurarak zehirli gaz ile öldürüldügünü
söyleyen de odur. Ne yazik ki bugün kürsülerden
hitap edenler ve satilmis köse yazarlari bu hain kaynaklari
kullanmaktadirlar.
Bu konunun daha iyi anlasilmasi ve su anda kimlerin gaflet
içinde bulundugunun bilinmesi için bu konuda
genis arastirmalari olan Riza Zelyut"an, çogunlugu
Dersim Harekâtini tetikleyen Baytar Nuri"nin
kitabindan alinmis olan bir alintiyi vermek istiyorum:
Türkiye,
isgal edilmis; Ankara'da yeni bir Meclis kurulmustur. Yunan
ordusu Bati Anadolu'dan Bursa'ya dogru isgalini sürdürmektedir.
Iste tam bu siradaki durumu Baytar Nuri söyle anlatiyor:
'Dersim'e giderek babam ve Seyit Riza ile görüstüm.
Aliser ile isbirligi yapmalarini sagladim. (...) Artik Dersim'de
büyük bir kaynasma baslamis ve Ankara hükümetinden
Kürdistan'in muhtariyetinin kabul edilmesi istegi ileri
sürülmüstü. (...) Dersimliler adina
mufassal (ayrintili) bir rapor tanzim ederek Kürdistan
Teali Cemiyeti vasitasiyla Itilaf Devletleri (isgalci devletler)
temsilcilerine gönderdik. (...) bagimsiz bir Kürdistan
yaratilmasini istedik. (...) 336 yili (1920) baslangicinda
Kangal Ilçesi'nin Yellice Nahiyesi'nin Hüseyin
Abdal tekkesinde önemli bir toplanti yaptirmistim.
(...) toplantida bulunanlarin cümlesi ant içerek
Sevr Anlasmasi'nin takibini ve Diyarbakir, Van, Bitlis,
Elaziz, Dersim, Koçkiri mintikasini ihtiva eden bagimsiz
bir Kürdistan teskilini basarmak için silaha
sarilmaya ve sonuna kadar savasmaya tam bir ittifakla karar
verdiler. (sayfa 125-126) 15 Kasim 1920'de Hozat'ta bir
toplanti daha yapilip Kürdistan'in taninmasi için
Ankara'ya ültimatom verilir. Yoksa silahla bu hakki
alacagiz diyenler; Bati Dersim Asiret Reisleri olarak ültimatoma
imzalamislardir. (Asli için bak: s. 129)
Ne yazik ki Kuvayi Milliye güçleri Türkiye'yi
kurtarmak için Bati'da Yunanlilarla çarpisirken
Bati Dersim asiret reisleri; Seyit Riza'nin da destegi ile
Koçkiri ayaklanmasini baslatmislardir. Böylece
Ankara hükümetini arkadan vurmaya kalkismislardir.
En az baslangiçta isin içinde Ingilizlerin
oldugunu görmemek mümkün de degildir. Daha
sonra Hatay sorunu ile birlikte 1937/1938 isyanlarinda Fransizlar
katilmistir.
Kuzeyde Pontusçularla da mücadelenin sürdügü
bir dönemde bu ayaklanma güçlükle
bastirilmistir. Idama mahkûm edilenler arasinda, kaçaklardan
Baytar Nuri ile Aliser oldugu halde; tümü de Atatürk
tarafindan affedilmislerdir. Ankara hükümetinin
isyani bastirirken halka dokunulmadigi, Atatürk ve
Türk düsmani Baytar Nuri'nin yazdiklarindan anlasilmasina
karsin; günümüzdeki bazi devlet adamlari
ve sözde aydinlar; bu operasyonu bile katliam gibi
göstermeye çalismaktadirlar. Hâlbuki Ankara
hükümeti, 1937 yilina kadar Dersimliler'e gayet
hosgörülü davranmistir.
Dersimliler bu cografyanin en çok izdirap çeken
halkidir. Asiretlerin elinde perisan olmustur. Bölge
tarima uygun degildir, temiz hava ve suyunun haricinde bilinen
zengin bir kaynagi yoktur. Baskaldiri nedenlerinin biri
de devletin burada kadastro baslatarak asiret reislerinin
elindeki arazileri fakir halka dagitma niyeti olmustur.
Osmanli"da Yavuz Sultan Selim"den baslayip günümüze
kadar uzanan süreçte her gelen vurmustur. Küçümsenmistir,
güvenlik güçleriyle üzerlerinde baski
kurmustur, dilleriyle ve inançlariyla oynanmaya çalisilmistir;
harekâtlar ve çatismalar sirasinda yurtlarindan
sürülmüslerdir, Alevilik en çok onlarla
özdestirilerek ötekilestirilmislerdir. Bunlarin
hepsi dogrudur. Bir kismina komsu ilde büyüdügüm
için de tanik olmusumdur. Aslinda ögrenmeye,
aydinliga ve degismeye en yatkin olan topluluktur. Çünkü
yasadiklari cografyanin vahsiligi ve kosullari onlari yeniliklere
açik yapmistir. Türkiye"de yönetimlerden
sikâyet etmeye hak verilecek iller siraya dizilse,
en basa Tunceli konmalidir. Bundan hiç kimsenin kuskusu
olmasin. Bütün bunlara karsin Tunceli halki hep
Atatürkçülügün yaninda, Atatürk"ün
kurmus oldugu partinin de arkasinda olmustur. Ben Kemalist
partiyim diyen CHP"yi %80 oyu ile destekleyen baska
bir ilimiz var mi? Anadolu"da gezmis oldugum Alevi
evlerinde muhakkak baskösede Atatürk Fotografi
ve Türk Bayragi degismez bir simgedir. Kimse Alevilerin
bu fotografi indirip de yerine bilmem kimin fotografini
asacaklarini beklemesinler; bu insanlar satilmaya yatkin
degillerdir.
Ancak bütün bunlar tarihi gerçegi kendi
kisa çikarlarimiz için saptirmaya yeltendirmemelidir.
Osmanlinin da Türkiye Cumhuriyetinin de burada sürekli
askeri baski kurmus oldugunu kimse ret edemez. Ancak çok
sayida insan öldürülmüs olsa bile buranin
halkina soykirim yapildigini söylemek insafsizlik olur.
Hele bunun Atatürk ve o günün devlet büyüklerinin
talimatlariyla yapildigini söylemek Türkiye Cumhuriyetine
ihanet olur. Çünkü silahli baskaldiri söz
konusudur ve en önemlisi bu ülkenin gelecegine
göz dikmis ülkelerin tetikçiligine soyunma
gibi küçültücü bir rolle bürünmüslerdir.
Eger yabanci ülkelerin dersim olaylarindaki rolü
göz ardi edilirse, bugün 50.000"e ulastigi
söylenen terör faillerinin ölümü
de birileri tarafindan gelecekte soy kirimi olarak nitelendirilecektir.
Bu gerçekler ortada iken, yöneticilerin Alevileri
bir partiden uzaklastirmak için böyle tehlikeli
bir denizde yelken açmalari Türkiye"nin
hem gelecegi hem de geçmisteki eylemlerini savunabilmeleri
açisindan son derece tehlikelidir.
Bu ülkede silahli kalkismanin ödenmesi gereken
bir bedeli vardir. Atatürk ve arkadaslari bu bedeli
ödetmede kararli olduklarini göstermislerdir.
Eger siz kalkismanin sonuçlarini katliam ve soykirim
olarak nitelendirirseniz, bölgede hemen hemen hiçbir
Ermeni"nin kalmadigi 1915 olaylarindaki Ermeni Kalkismasini
bastirmanin hakli gerekçelerine artik hiç
sahip çikamazsiniz. En azindan bugün Dersim"de
Dersimliler dilleri ve inançlari ile istenen
düzeyde olmasa bile- yasamaya devam ediyor.
Kaldi ki basindan edindigimiz kadariyla bizzat hükümet
yetkililerinin açiklamalarina göre, elde tutarli
bir kanit olmamasina karsin bu ülkenin üst düzey
komutanlari, askerleri, rektörleri, yazarlari, çizerleri
silahli kalkisma yapacaklar kuskusu ile idamla Silivri"de
yargilaniyorlar. Birakin eylemi, kuskunun bile idamlik suç
sayildigi bir dönemde hükümet baskaninin
bu sekildeki yaklasimi dogrusu tarihe geçecek niteliktedir.
Bu tartisma tarihe geçecek baska unsurlari da içinde
bulundurmaktadir. Avrupa"nin birçok ülkesinde
sözde Ermeni Soykirimini sözlü ya da yazili
olarak ret edenler cezalandirilacaktir diye yasa çikarilirken,
bu ülkede silahli kalkismayi silahla bastirmayi katliam
ve soy kirim olarak nitelendirenler hakkinda savcilarin
duyarsiz kalmasini, duymazliktan gelmesini de bu ülkenin
baska talihsizligi olarak görmek gerekiyor.
Dersimle ilgili böyle bir açiklama ve tartisma
gelecek açisindan son derece tehlikeli görülüyor.
Aynen Ermeni ve Dersim olaylarinda oldugu gibi bugün
de bir grup insan bagimsizlik ve özerklik istemiyle
silahli mücadeleye girmis bulunmaktadir ve bir rakama
göre de bu kalkisma simdilik 50.000 cana mal olmustur.
Bugün Türkiye Cumhuriyeti"nin bu kalkisma
ile mücadelesi, yarin bu ülkenin basbakaninin
Dersim Olaylarini tanimlamasi örnek gösterilerek
hiç kuskunuz olmasin- katliam ve soykirim olarak
karsimiza dikilecektir. Her üçünün
arasindaki fark nedir? Bir düsünün: Bagimsizlik,
özgürlük, kendi emrinde kolluk kuvvetleri,
vergi toplama yetkisi talebi ve silahli kalkisma her üçünde
de ayni; arkasinda yabanci güçlerin destegi
ise her üçünde de var. Türkiye bu
açiklamanin altindan kalkamaz; Türkiye Cumhuriyeti
geçmisiyle ve gelecegiyle atese atiliyor. Hükümet
açiklayamiyorsa lafi agizlarinda geveleyen diger
partiler su cümleyi halka duyurmalidirlar: Bu ülkede
silahli kalkismanin bedeli ödetilir. Yarin çok
geç olacaktir biline
Yetkililerin silahli isyanin silahla bastirilmasini
dogru bulmayip da- katliam ve soykirim yapilmistir gibi
beyanlari ve bunun belgeli oldugunu söylemeleri ürkütücü
sonuçlar doguracaktir. Beyanlardan anladigimiz kadariyla
durup dururken hiçbir kusuru olmayan halk birden
bire silahli saldirilirla yok edilmistir dercesine getiriliyor
(sanki Tunceli halkinin ortadan kaldirilmasi Türkiye
Cumhuriyetine nasil bir yarar saglayacaksa). Bir devlet
adami böyle söylüyorsa ve bunun için
devlet adina özür diliyorsa, dayandigi bir kanit
olmalidir. O zaman bugün ya da yarin, birileri söylenen
bu katliamin ya da soykirimin ödenmesi gereken bedelini
önünüze koyacaktir. Öldürülen
insanlarin akrabalarina tazminat ödenmesi, sürülen
insanlarin topraklarinin geri verilmesi ahlaki ve yasal
bir zorunluluk olarak gündeme gelecektir. Herhalde
insan haklarina önem veren hükümetimiz bunu
da en yakin zamanda gündemine alacaktir
Durum
hükümet baskanimizin dedigi gibiyse Türkiye
bu agir bedeli ödemelidir. Dogal olarak ayni durumda
olan Ermeniler ve su anda silahli kalkisma durumda olanlarin
da siraya girmesi beklenilmelidir. Emsal emsaldir
Siyasette amaca ulasmak için birçok araç
kullanilabilir; ancak bir ülkenin geçmisini
haksiz yere karalayacak ve gelecegine ipotek koyduracak
görüslerin resmi agizlardan dile getirilmesi basit
bir suç olarak görülemez
Burada gözden kaçan ve aci olan bir baska husus
daha vardir. Simdilik geçerli olan anayasamiz, ülkenin
bütünlügüne yönelik her türlü
eylemi suç saymistir (yasayla degil, anayasa ile).
Tarihi gerçekleri tahrif ederek ve olaylarla ilgisi
olmayan tarihi kisilikleri töhmet altinda birakarak
halkin bir kismini galeyana getirmek anayasal bir suç
olusturmuyor mu? Bunlari kanitlamak için de özel
belge üretmeye ya da telefon dinleyerek kanit toplamaya
gerek yok; bu beyanlar meydanlarda ve kürsülerde
yapildi. Nerede cumhuriyeti ve anayasanin amir hükümlerini
kollamakla- korumakla yükümlü olan cumhuriyet
savcilari, bassavcilari? Galiba onlar rektörleri, yazarlari,
sendikacilari, parti baskanlarini, terörle mücadele
için yasamini harcamis insanlari sorgulamakla mesguller
de onun için
Ekonomik bazi rakamlari gündeme getirerek kalkiniyoruz
görüntüsü verme, yine tarihi birçok
olayi bilmiyoruz demektir. Tarihte, zenginlesen; ancak ahlak
degerlerini ve adalet duygusunu yitiren birçok toplumun
ve devletin, zenginliginin altinda kaldigini biliyoruz.
Ticareti ve adaleti, kendi güdümüne göre
yönlendiren ve yandaslarina peskes çeken tarihteki
her ülkenin (Roma"nin, Bizans"in Osmanli"nin
)
çöküsü gibi bir çöküsü
görmek istemiyoruz
Birçok ülkeye ilham kaynagi olmus; dünya
emperyalizmine ilk baskaldiri olarak bilinen Türkiye
Cumhuriyeti devrimlerini ve onun ürünü olan
Türkiye Cumhuriyetinin geçmisini kulaktan dolma
bilgilerle yipratmak hem ahlaki görünmüyor
hem de sadece ülkemizi degil tüm bu cografyayi
belirsizlige sürükleyecek bir davranis olarak
görünüyor.
Prof.
Dr. Ali Demirsoy