RADIO ZAZA Tv ZONÊ MA KAMIYA MAWA ! BUMISÊ QÊSEY BIKE XU VIRA MÊKE ! Vila Kę

Dersim harekati arsivlerini kim acacak
Khulê 74 Duisburg 20.11.11
Tecavüze ugradigini yazdi...Tuncelide Intihar

Sabiha Gökçen'in Dersim ile ilgili sözleri

Khule 74 Serri / Berlin

Erzincan Cayirlilar Gecesi
Dersim tartismalari dinmiyor
Iclal Aydin'in Dersim yazisi
Ayip ve zulüm günleri

CHP'li Aygün: Dersim'in sorumlusu devlet ve CHP'dir
Seyit Riza'nin torunu Çankaya Köskü'ne çikiyor!

Güner'i Civaoglu: Atatürk'ün hayatini Dersimli kurtardi

Dersim tartismasi nereye gidistir?
Dersim tartismasi nereye gidistir?
Prof. Dr. Ali Demirsoy,Anayasa referandum ile gündeme gelen ve yeni anayasa hazirliklari ile restlesmeye sürüklenen Dersim Hareketi
27 Kasim 2011 Pazar 01:25

Dersim tartismasi nereye gidistir?

Prof. Dr. Ali Demirsoy, Hacettepe Üniversitesi

Anayasa referandum ile gündeme gelen ve yeni anayasa hazirliklari ile restlesmeye sürüklenen Dersim Hareketi

- Bilgisizligin tescili -

Hirs bitmiyor, 16.08 2010 tarihinde, Tayyip Erdogan, vergi vermediler diye CHP (baska parti olmadigi için o günün Türkiye Cumhuriyeti"ni kast ederek) ve onun baskani Ismet Inönü (sayini olmadan), Dersimde masum insanlari bombalatarak katletmistir gibi agir bir açiklamada bulundu. Neresinden bakarsaniz bakin bir hükümet için utanç verici bir durum… Çünkü:

25 Aralik 1935"te Tunceli Kanunu çikarilir. Bu kanunla birlikte Dersim"in adi Tunceli olarak degistirilir. Demenan asireti ile bazi Nazimiye asiretleri kendi bölgelerinde yapimi baslatilan karakollara ve askeri birliklere baskinlar düzenlemeye baslarlar. Çatisma böyle baslar (1936). Seyit Riza, askeri vali Alpdogan"dan Tunceli Kanunu"nun iptalini (olaganüstü rejimin lagvini) ve Dersim"in ulusal haklarinin taninmasini talep eder. Bu hakkin talebi bile basli basina bir isyandi. Aslinda daha önce müdahale edilmesi gereken bu ayaklanmaya geç kalinmasinin nedeni Musul ve Hatay gibi önemli sorunlarin öncelikle çözülmesine yogunlasmaydi.

Dersimin bombalandigi 1937 tarihinde (ilk Dersim Harekâti) Cumhurbaskani Türkiye Cumhuriyeti"nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal, basbakan ise Ismet Inönü"dür. Birinci Dersim Harekâtini bizzat Mustafa Kemal Yürütmüstür.

Ancak Dersim ayaklanmasinin tümüyle temizlenmesi ve suçlularin idam edilmesi sirasinda (Ikinci ve Üçüncü Dersim Harekâti) basbakan bugünkü sag-gerici akimlari kuluçkaya koyan hükümetlerin cumhurbaskani Celal Bayar"dir (görev süresi: 25 Ekim 25 1937 – 25 Ocak 1939). Yani bir anlamda AKP"nin de dedesidir, hamisidir… Mustafa Kemal Atatürk, çok hasta oldugu için, ikinci dersim harekâtini bizzat yürütmüstür. Basbakan Celal Bayar Dersimdeki isyancilara karsi saldiriyi onayladi ve Ikinci Tunceli Harekâti (2 Ocak - 7 Agustos 1938) baslatildi. En büyük can yitirilmesi 1938 yilinin 22-28 Haziran arasinda (Kalan bölgesindeki Baltali-kürekli muharebesinde), 19-24 Temmuz arasinda (Laç Deresi"nde) ve 15 Agustos"ta (Zeç baskininda ve Zimek Çatismasinda) yasanir. Yani en agir olaylar Celal Bayar"in Basbakan ve etkili oldugu dönemde yasanmistir. Ancak bugünkü iktidarin manevi kurucusu olarak tanimlayabilecegimiz Celal Bayar için “tiss” yok.

Vergi vermediler onun için bombaladilar demesi de bir devlet adami için utanç vericidir; çünkü cehaletin en karasini sergilemektedir. Ingiliz ve Fransiz arsivleri açildi; oynanan oyunlar belirli ölçüde ortaya çikti. Seyit Riza"nin hami ülkelere yazdigi mektuplar yayinlandi. Okuma bilmiyorsaniz bu sizin ayibinizdir. Devletimizin yetkili yerlerindeki görevliler, rektörlerin, generallerin, yargiçlarin, yazarlarin, bilim adamlarinin telefonlarini dinletecegine, tarihindeki temellerine dinamit koyanlari tanimasi beklenilmez mi?

Ingiliz, Fransa ve Türk arsivleri tarafsiz ve bilimsel olarak incelendiginde Dersim Olayinin nedenini anlamak mümkün olacaktir. Çünkü Dersim Olayi Seyh Sait olayinin baska bir sürümüdür. Bunun için önce Seyh Sait isyaninin iyi bilmek gerekiyor. Ancak Seyh Sait din yaygarasi ile ortaya çiktigi için zamanimizin dine dayali politikacilarina tenkit için pek uygun düsmüyor. Dersim olayi gibi, simdi yasadigimiz Güney Dogu olaylari gibi, Seyh Sait olayi da bu cografyada gözü olan emperyalistlerin kiskirtmasi ile çikmistir.

Ingilizler Nusaybin, Siirt ve Hakkâri yöresinde bulunan Nasturi (bazen Asuriler, Dogu Kilisesi, Dogu Süryanileri olarak da bilinir) ve daha sonra Papanin zorlamasi ile yine Hiristiyan olan Keldanileri (Nasturiler ve Keldaniler bugün Katolik mezhebine baglidir) bahane ederek nüfusunun neredeyse yarisi Nasturi ve Keladeni olan Hakkâri"yi Irak"a baglamak, daha dogrusu Musul ile Türkiye Cumhuriyeti arasinda yeni bir devlet kurmak üzere (o zaman Irak, Ingilizlerin sömürgesiydi) talepte bulununca, Kerkük"ü ve Musul"u Misak-i Milli sinirlarimiz içinde sayan Atatürk"ün bu bölgeye askeri hareket yapma kararliligini anladi ve böylece bugün terörizm altinda hortlatildigi gibi, geçmiste de Seyh Sait Isyanini baslattilar (yil 1925). Böylece gücünü o günlerde küçük çapta da olsa yine de dikkat edilmesi gereken Dersim isyanlarina ve Seyh Sait Isyanina yogunlastiran Türkiye, Musul ve Kerkük hareketini rafa kaldirmak durumunda kaldi; öyle de kaldi (zengin petrol yataklari da Ingilizlere ve günümüzde ek olarak Amerikalilara kaldi).

Atatürk için Türkiye"nin üç yumusak bagri vardi: Kerkük-Musul, Kibris ve Bati Trakya; bunlardan taviz verilemezdi. Bu ayaklanmaya destek verdigi söylenen ve bu nedenle hakkinda sorusturma açilan Terakkiperver (Ilerici) Cumhuriyet Firkasi (yani partisi) çok geçmeden hükümet kararnamesiyle kapatildi. Bu partinin kuruculari, Mustafa Kemal Atatürk ve Ismet Inönü haricinde, Amasya Tamimi ile Milli kurtulus Savasini baslatan diger bes kisiydi (Kazim Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele ve Adnan Adivar). Bu partinin içine Ingiliz yanlisi kisilerin sizdigi ve din istismari ile cumhuriyete karsi bir direnç gelistirilmeye çalisildigi birçok yerde vurgulanmaktadir. Nitekim Atatürk, Nutuk'ta Terakkiperver Firka kurucularini cumhuriyet düsmanligi, saltanatçilik, halifecilik, Ingiliz yandasligi, isyan kiskirticiligi ve vatan hainligi ile suçlar. Her devirde haini olan bir devlet…

Bu gelismenin sonunda Keldanilerin merkezi Diyarbakirken, önce Musul"a daha sonra da Bagdat"a tasindi. Bu olay o günkü devlet adamlarina Türkiye"deki her isyan ve ayaklanma hareketinin arkasinda o günün egemen gücünün parmagi oldugunu ögretmisti. Belli ki geçen bunca zaman içinde bellegimizi yitirdigimiz için – bu gün yasadiklarimizi- dogru degerlendiremiyoruz…

Daha sonra Hatay"in Suriye"ye mi yoksa Türkiye"ye mi baglanma oylamasi gündeme gelince, Fransa ve Suriye basta olmak üzere batililarin onlarca isyani kiskirttiklari gibi, o gün de yerli isbirlikçileri kiskirtarak Dersim Isyanini çikarttilar. Türkiye Musul ve Kerkük"teki gibi bir daha böyle bir çikmaza düsmeyi göze alamadi. Atatürk, Inönü (Birinci Dersim Harekâti) ve Celal Bayar (Ikinci Dersim Harekâti), Fransa ve Ingilizlerin bu oyununu yutmadilar; gerekli önlemleri zamaninda aldilar. Dersim harekâtina karsi çikanlar, saptiranlar aslinda efendileri emperyalistlerin oyununu bozan Türk politikasina kizginliklarini dile getiriyorlar. Sonunda bu basarili politika, Hatay"in Türkiye"ye baglanmasini sagladi (23 Haziran 1939). Daha sonra Türkiye"nin basina dert olacak PKK kalkismasi basladigi zaman, yere göre koyamadigimiz Turgut Özal gibi “birkaç çapulcu isi” diyerek, hafife alip, ülkenin gelecegini ates yerine çevirmediler.

Elimde belge var diye kâgitlari sallayan yetkililerin okumasi dilegiyle

Istenirse devlet arsivlerinde de hemen bulunabilecek gerçek birkaç belgeyle isin asli ögrenilebilir. Bakin neler olmus:

“Koçkiri Asireti Reisi Alisan Bey 1920 yilinda Wilson Prensiplerine dayanarak Hozat"ta Kürdistan"in bagimsizligi için toplanti yapti ve Ankara Hükümetine asagidaki muhtirayi verdi:

1. Kürdistan"in bagimsizligina olur diyen Istanbul Saltanat Hükümeti'nin kararini Mustafa Kemal Hükümeti"nin de resmen kabul edip etmeyeceginin açiklanmasi.

2. Kürdistan bagimsizlik kararina Mustafa Kemal Hükümeti"nin görüs noktasinin ne oldugu hususunda, Dersimlilere acele cevap verilmesi.

3. Elazig, Malatya, Sivas ve Erzincan mintikalari hapishanelerinde mevcut bütün Kürt tutuklularin hemen serbest birakilmasi.

4. Kürt çogunlugu bulunan mintikalardan Türk memurlarinin çekilmesi.

5. Koçkiri mintikasina gönderildigi bildirilen askeri birliklerin derhal geri çekilmesine (Ender Erdemli"ye göre Akgül, 2001: 22-23).”

Alisan Bey"in, bu muhtirayla da yetinmeyip, Ankara Hükümetine; “Sevr derhal uygulansin, yoksa silahli mücadele baslatacagiz” seklinde ultumatom verdigi de bilinmektedir.

Dersim Harekâti Ermeni Komiteleri ile de birlikte çalistigi söylenen Seyit Riza'nin Ankara hükümetine verdigi su ultumotom:

“1. Içimize karakollar yapmayacaksiniz.

2. Kaza ve Nahiye merkezleri kurmayacaksiniz.

3. Köprü ve yol yapmayacak, silahlarimiza dokunmayacaksiniz.

4. Vergilerimizi önceden oldugu gibi pazarlik usulü verecegiz”

ve silahli baskaldiri (isyan) ile basladi. 1937 yilinda Mustafa Kemal ve Celal Bayar"la birlikte Tunceli"ye gelip, Murat Nehri üzerindeki Singeç Köprüsü"nün açilisini yapacakti. Köprünün ucundaki karakol basildi 33 asker sehit edildi; daha sonra telefon hatlari kesildi, pusu kuruldu, Mazgirt Köprüsü havaya uçuruldu, jandarma taburuna saldirilarak, 56 asker daha sehit edildi. Herhalde elimde belge var diye kâgit sallayanlarin bundan haberi vardir.

Diyelim ki yabancilar kiskirtmadi; isyanci Seyit Riza"nin talimatiyla askeri birliklere saldirilarak çok sayida insan öldürüldü ve vergi vermeyeceklerini, askerlik yapmayacaklarini ilan ettiler. Böyle bir hareketin tanimi her dilde isyandir. O zamanin yöneticileri, daha sonraki gafiller gibi (1984"den bu yana oldugu gibi), birkaç çapulcu diyerek hafife almadilar ya da sinir kapilarinda bu isbirlikçileri davul zurnayla karsilamadilar. Böylece neredeyse 50.000 yaklasan insanin ölümüne neden olmadilar. Ne yazik ki bu sefer Ingiliz-Fransa Oyununun degil, bu olayi çarpitarak faturayi baskalarinin üzerine yikmaya çalisan Neo-isbirlikçilerin tuzagina düsmek üzereyiz…

Kisi bilgisiz ve bilinçsiz olabilir. Ancak devlet, bu baglamda devlet adamlari, tarihimizin geçmisindeki eylemler için bilgisiz ve bilinçsiz olamaz; çünkü bir devletin yillarca birikmis istihbarati, arsivi; olaylari günü gününe izleyen ilgili kurumlari, gizli ve açik anlasmalara ulasma yetkisi, yetkili danismanlari vardir. Buna karsin bir devlet adami çikip da dogru olmayan açiklamalarda bulunuyorsa ya kendine söylenenleri anlamamistir ya çevresine aptallari seçmistir ya da seçtigi insanlarin gizli bir amaci vardir ya da bu açiklamayi yapanlarin kisa vadeli çikarlari vardir ya da bu düzeni yikmak için ve elde edilenleri silip süpürmek için gizli bir hedefleri vardir. Çünkü neresinden bakarsaniz bakiniz yabancilarin kiskirtmasini görmezden gelerek devletimizin önde gelenlerinin suçlanmasi yenilir yutulur bir açiklama degildir…

Yetkililerin kürsülere çikip devlet katliam ya da soykirim yapmistir diyerek yesil kalemle üzerine bir seyler çizilmis kâgitlari sallamasi devlet adamligina yakismaz. Seyit Riza"nin Türkiye Cumhuriyetinden “Ulusal Çikarlarimiz” ile baslayan taleplerini içeren mektubu belge diye sallamaliydi basbakanimiz. Türk ulusunun içinde yeni bir ulusu tabii ki Atatürk ve yanindakiler kabul edemezlerdi. Geregini de yaptilar. Ancak bugün Türkiye cumhuriyetinin içinde baska uluslar yaratilmasi girisimlerine göz yumanlar ya da öyle olmasini tezgâhlayanlar için Seyit Riza gözlügü takmislar demekten baska içimizden bir sey gelmiyor.

Dersim Harekâtini yürüten Türk Silahli Kuvvetleriydi. Seyit Riza"nin taleplerini içeren mektuplar (örnegin Dersim Baskomutani olarak yazdigi (30 Temmuz 1937 tarihli) muhakkak Genel Kurmay"in Harp Tarihi Dairesinde de mevcuttur. Eger yine de tatmin olmazsaniz Londra"da The National Archives (Devlet Arsivi)"de “FO 371/20864/E5529” numarali belgeye bakmaniz yeterlidir. Birileri belge diye bir seyleri sallarken, acaba bu kurumun cumhuriyeti korumaya yeminli oldugu söylenen yetkilileri hazir ol konumuna biraz ara verip arsivindeki belgeleri sallayamaz mi? Aslinda yeni bir sey eklemeleri ve konusmalari da gerekmiyor. Sadece Genel Kurmay Baskanliginin çikarmis oldugu “Iç Isyanlar” kitabini ellerinde tutsunlar yeter. En az baskomutan Atatürk"ün Dersim Hançeriyle sinsi bir biçimde hançerlenmesine göz yumulmasin…

Böyle bir açiklamaya tepkinin uygar bir ülkede olagan üstü sertlikte olmasi beklenirken, bu ülkede birkaç politikacinin –seflerini koruma güdüsüyle- haricinde ciliz bir ses bile çikmamistir; çikmamaya da devam ediyor. En azindan üniversitelerimizin Tarihçi kadrosundan ya da Inkilâp Tarihçisi kadrosundan maas alan, güya unvanli bilim adamlarinca açiklama yapilmasi beklenirdi. Onlar da yaz aylarinda kis uykusundalar...

Halkin önemli bir kismi da tepki göstermemistir. Çünkü üniversite bitirenler bile bu gün Dersim"in yerini harita üzerinde gösteremedigi gibi, Dersim ile Tunceli (Hozat) arasindaki iliski konusunda tek bir kelime bile söyleyecek durumda degillerdir. Dersim olaylari ile küresel sömürgecilik arasindaki derin iliskiyi ve baglantiyi ise, bugün dolayli bir sekilde devamini aci bir sekilde yasadigimiz, her gün bir ya da birçok vatan evladini topraga verdigimiz Hakkâri Ilindeki olaylarin bir terör olayi mi, yoksa bu isyanlarin rövansi ile ilgili olup olmadigini, Hatay"in Türkiye"ye baglanmasi ile ilgili olup olmadigini, devletin en basindaki yetkililerin bile bilemedigi bir ülkede bulunmanin utancini yasiyoruz.

Bir ülkenin yöneticileri tarihinin önemli olaylari yerine, karsi partinin sülalesindeki kisilerin dinlerini, mezheplerini, irklarini, hatta boylarini postlarini arastirmaya daha çok zaman ayirmaya ve onu uluorta konusmaya baslamissa o ülkenin basinda karabulutlar toplanmaya baslamis demektir.

Dersim olayi aslinda üstü kapali ya da açik bir sekilde Kürtçülügün yani sira Alevilik ile iliskilendiriliyor. Alevi vatandaslarini bir yerlere çekmek için. Aslinda Tunceli halki, 1515 yilinda Yavuz Sultan Selim"in Iran Seferinde Sünni Kürt halkinin destegiyle Sah Ismail"e karsi kiliç sallamasi ve Sah Ismail"e sempati duyan Kemah civarinda yerlesmis olan Türkmen Alevi toplulugu korkutarak daglik Tunceli"ye siginmalari ile olusmus bir Türkmen-Alevi toplulugudur.

Kurtulus Savasinin baslangiçlarinda Koçkiri ayaklanmasi olarak bilinen hareket, bagimsiz bir Kürdistan devleti kurma amaciyla baslatilmistir. Bunu, kendisi koyu bir Kürt Milliyetçisi olan ve Baytar Nuri diye bilinen Dersimli Veteriner Mehmet Nuri'nin yazmis oldugu “Kürdistan Tarihinde Dersim” isimli kitapta açik açik okuyabilirsiniz. Günümüzün devlet yöneticilerine okumalarini öneririm. Koçkirli Alisar ve Baytar Nuri, Seyit Riza"yi etkilemislerdir. Keske sadece onu etkilemeyle kalsaydilar. Günümüz politikacilarini da etkiledikleri görülüyor. Örnegin Türklere ölüm diye bagiran-yazan Baytar Nuri, abartilmis ölü oranlarini da verendir (isyana katilan asiretlerin toplam nüfusu 20.000 olmasina karsin, ölü sayisi 50.000 olarak pompalanmistir), Kürtlerin magaralara doldurarak zehirli gaz ile öldürüldügünü söyleyen de odur. Ne yazik ki bugün kürsülerden hitap edenler ve satilmis köse yazarlari bu hain kaynaklari kullanmaktadirlar.

Bu konunun daha iyi anlasilmasi ve su anda kimlerin gaflet içinde bulundugunun bilinmesi için bu konuda genis arastirmalari olan Riza Zelyut"an, çogunlugu Dersim Harekâtini tetikleyen Baytar Nuri"nin kitabindan alinmis olan bir alintiyi vermek istiyorum:

“Türkiye, isgal edilmis; Ankara'da yeni bir Meclis kurulmustur. Yunan ordusu Bati Anadolu'dan Bursa'ya dogru isgalini sürdürmektedir. Iste tam bu siradaki durumu Baytar Nuri söyle anlatiyor: 'Dersim'e giderek babam ve Seyit Riza ile görüstüm. Aliser ile isbirligi yapmalarini sagladim. (...) Artik Dersim'de büyük bir kaynasma baslamis ve Ankara hükümetinden Kürdistan'in muhtariyetinin kabul edilmesi istegi ileri sürülmüstü. (...) Dersimliler adina mufassal (ayrintili) bir rapor tanzim ederek Kürdistan Teali Cemiyeti vasitasiyla Itilaf Devletleri (isgalci devletler) temsilcilerine gönderdik. (...) bagimsiz bir Kürdistan yaratilmasini istedik. (...) 336 yili (1920) baslangicinda Kangal Ilçesi'nin Yellice Nahiyesi'nin Hüseyin Abdal tekkesinde önemli bir toplanti yaptirmistim. (...) toplantida bulunanlarin cümlesi ant içerek Sevr Anlasmasi'nin takibini ve Diyarbakir, Van, Bitlis, Elaziz, Dersim, Koçkiri mintikasini ihtiva eden bagimsiz bir Kürdistan teskilini basarmak için silaha sarilmaya ve sonuna kadar savasmaya tam bir ittifakla karar verdiler. (sayfa 125-126) 15 Kasim 1920'de Hozat'ta bir toplanti daha yapilip Kürdistan'in taninmasi için Ankara'ya ültimatom verilir. Yoksa silahla bu hakki alacagiz diyenler; Bati Dersim Asiret Reisleri olarak ültimatoma imzalamislardir. (Asli için bak: s. 129)

Ne yazik ki Kuvayi Milliye güçleri Türkiye'yi kurtarmak için Bati'da Yunanlilarla çarpisirken Bati Dersim asiret reisleri; Seyit Riza'nin da destegi ile Koçkiri ayaklanmasini baslatmislardir. Böylece Ankara hükümetini arkadan vurmaya kalkismislardir. En az baslangiçta isin içinde Ingilizlerin oldugunu görmemek mümkün de degildir. Daha sonra Hatay sorunu ile birlikte 1937/1938 isyanlarinda Fransizlar katilmistir.

Kuzeyde Pontusçularla da mücadelenin sürdügü bir dönemde bu ayaklanma güçlükle bastirilmistir. Idama mahkûm edilenler arasinda, kaçaklardan Baytar Nuri ile Aliser oldugu halde; tümü de Atatürk tarafindan affedilmislerdir. Ankara hükümetinin isyani bastirirken halka dokunulmadigi, Atatürk ve Türk düsmani Baytar Nuri'nin yazdiklarindan anlasilmasina karsin; günümüzdeki bazi devlet adamlari ve sözde aydinlar; bu operasyonu bile katliam gibi göstermeye çalismaktadirlar. Hâlbuki Ankara hükümeti, 1937 yilina kadar Dersimliler'e gayet hosgörülü davranmistir.”

Dersimliler bu cografyanin en çok izdirap çeken halkidir. Asiretlerin elinde perisan olmustur. Bölge tarima uygun degildir, temiz hava ve suyunun haricinde bilinen zengin bir kaynagi yoktur. Baskaldiri nedenlerinin biri de devletin burada kadastro baslatarak asiret reislerinin elindeki arazileri fakir halka dagitma niyeti olmustur. Osmanli"da Yavuz Sultan Selim"den baslayip günümüze kadar uzanan süreçte her gelen vurmustur. Küçümsenmistir, güvenlik güçleriyle üzerlerinde baski kurmustur, dilleriyle ve inançlariyla oynanmaya çalisilmistir; harekâtlar ve çatismalar sirasinda yurtlarindan sürülmüslerdir, Alevilik en çok onlarla özdestirilerek ötekilestirilmislerdir. Bunlarin hepsi dogrudur. Bir kismina komsu ilde büyüdügüm için de tanik olmusumdur. Aslinda ögrenmeye, aydinliga ve degismeye en yatkin olan topluluktur. Çünkü yasadiklari cografyanin vahsiligi ve kosullari onlari yeniliklere açik yapmistir. Türkiye"de yönetimlerden sikâyet etmeye hak verilecek iller siraya dizilse, en basa Tunceli konmalidir. Bundan hiç kimsenin kuskusu olmasin. Bütün bunlara karsin Tunceli halki hep Atatürkçülügün yaninda, Atatürk"ün kurmus oldugu partinin de arkasinda olmustur. Ben Kemalist partiyim diyen CHP"yi %80 oyu ile destekleyen baska bir ilimiz var mi? Anadolu"da gezmis oldugum Alevi evlerinde muhakkak baskösede Atatürk Fotografi ve Türk Bayragi degismez bir simgedir. Kimse Alevilerin bu fotografi indirip de yerine bilmem kimin fotografini asacaklarini beklemesinler; bu insanlar satilmaya yatkin degillerdir.

Ancak bütün bunlar tarihi gerçegi kendi kisa çikarlarimiz için saptirmaya yeltendirmemelidir. Osmanlinin da Türkiye Cumhuriyetinin de burada sürekli askeri baski kurmus oldugunu kimse ret edemez. Ancak çok sayida insan öldürülmüs olsa bile buranin halkina soykirim yapildigini söylemek insafsizlik olur. Hele bunun Atatürk ve o günün devlet büyüklerinin talimatlariyla yapildigini söylemek Türkiye Cumhuriyetine ihanet olur. Çünkü silahli baskaldiri söz konusudur ve en önemlisi bu ülkenin gelecegine göz dikmis ülkelerin tetikçiligine soyunma gibi küçültücü bir rolle bürünmüslerdir. Eger yabanci ülkelerin dersim olaylarindaki rolü göz ardi edilirse, bugün 50.000"e ulastigi söylenen terör faillerinin ölümü de birileri tarafindan gelecekte soy kirimi olarak nitelendirilecektir.

Bu gerçekler ortada iken, yöneticilerin Alevileri bir partiden uzaklastirmak için böyle tehlikeli bir denizde yelken açmalari Türkiye"nin hem gelecegi hem de geçmisteki eylemlerini savunabilmeleri açisindan son derece tehlikelidir.

Bu ülkede silahli kalkismanin ödenmesi gereken bir bedeli vardir. Atatürk ve arkadaslari bu bedeli ödetmede kararli olduklarini göstermislerdir. Eger siz kalkismanin sonuçlarini katliam ve soykirim olarak nitelendirirseniz, bölgede hemen hemen hiçbir Ermeni"nin kalmadigi 1915 olaylarindaki Ermeni Kalkismasini bastirmanin hakli gerekçelerine artik “hiç” sahip çikamazsiniz. En azindan bugün Dersim"de Dersimliler dilleri ve inançlari ile –istenen düzeyde olmasa bile- yasamaya devam ediyor.

Kaldi ki basindan edindigimiz kadariyla bizzat hükümet yetkililerinin açiklamalarina göre, elde tutarli bir kanit olmamasina karsin bu ülkenin üst düzey komutanlari, askerleri, rektörleri, yazarlari, çizerleri silahli kalkisma yapacaklar kuskusu ile idamla Silivri"de yargilaniyorlar. Birakin eylemi, kuskunun bile idamlik suç sayildigi bir dönemde hükümet baskaninin bu sekildeki yaklasimi dogrusu tarihe geçecek niteliktedir. Bu tartisma tarihe geçecek baska unsurlari da içinde bulundurmaktadir. Avrupa"nin birçok ülkesinde sözde Ermeni Soykirimini sözlü ya da yazili olarak ret edenler cezalandirilacaktir diye yasa çikarilirken, bu ülkede silahli kalkismayi silahla bastirmayi katliam ve soy kirim olarak nitelendirenler hakkinda savcilarin duyarsiz kalmasini, duymazliktan gelmesini de bu ülkenin baska talihsizligi olarak görmek gerekiyor.

Dersimle ilgili böyle bir açiklama ve tartisma gelecek açisindan son derece tehlikeli görülüyor. Aynen Ermeni ve Dersim olaylarinda oldugu gibi bugün de bir grup insan bagimsizlik ve özerklik istemiyle silahli mücadeleye girmis bulunmaktadir ve bir rakama göre de bu kalkisma simdilik 50.000 cana mal olmustur. Bugün Türkiye Cumhuriyeti"nin bu kalkisma ile mücadelesi, yarin bu ülkenin basbakaninin Dersim Olaylarini tanimlamasi örnek gösterilerek –hiç kuskunuz olmasin- katliam ve soykirim olarak karsimiza dikilecektir. Her üçünün arasindaki fark nedir? Bir düsünün: Bagimsizlik, özgürlük, kendi emrinde kolluk kuvvetleri, vergi toplama yetkisi talebi ve silahli kalkisma her üçünde de ayni; arkasinda yabanci güçlerin destegi ise her üçünde de var. Türkiye bu açiklamanin altindan kalkamaz; Türkiye Cumhuriyeti geçmisiyle ve gelecegiyle atese atiliyor. Hükümet açiklayamiyorsa lafi agizlarinda geveleyen diger partiler su cümleyi halka duyurmalidirlar: Bu ülkede silahli kalkismanin bedeli ödetilir. Yarin çok geç olacaktir biline…

Yetkililerin –silahli isyanin silahla bastirilmasini dogru bulmayip da- katliam ve soykirim yapilmistir gibi beyanlari ve bunun belgeli oldugunu söylemeleri ürkütücü sonuçlar doguracaktir. Beyanlardan anladigimiz kadariyla durup dururken hiçbir kusuru olmayan halk birden bire silahli saldirilirla yok edilmistir dercesine getiriliyor (sanki Tunceli halkinin ortadan kaldirilmasi Türkiye Cumhuriyetine nasil bir yarar saglayacaksa). Bir devlet adami böyle söylüyorsa ve bunun için devlet adina özür diliyorsa, dayandigi bir kanit olmalidir. O zaman bugün ya da yarin, birileri söylenen bu katliamin ya da soykirimin ödenmesi gereken bedelini önünüze koyacaktir. Öldürülen insanlarin akrabalarina tazminat ödenmesi, sürülen insanlarin topraklarinin geri verilmesi ahlaki ve yasal bir zorunluluk olarak gündeme gelecektir. Herhalde insan haklarina önem veren hükümetimiz bunu da en yakin zamanda gündemine alacaktir… Durum hükümet baskanimizin dedigi gibiyse Türkiye bu agir bedeli ödemelidir. Dogal olarak ayni durumda olan Ermeniler ve su anda silahli kalkisma durumda olanlarin da siraya girmesi beklenilmelidir. Emsal emsaldir…

Siyasette amaca ulasmak için birçok araç kullanilabilir; ancak bir ülkenin geçmisini haksiz yere karalayacak ve gelecegine ipotek koyduracak görüslerin resmi agizlardan dile getirilmesi basit bir suç olarak görülemez…

Burada gözden kaçan ve aci olan bir baska husus daha vardir. Simdilik geçerli olan anayasamiz, ülkenin bütünlügüne yönelik her türlü eylemi suç saymistir (yasayla degil, anayasa ile). Tarihi gerçekleri tahrif ederek ve olaylarla ilgisi olmayan tarihi kisilikleri töhmet altinda birakarak halkin bir kismini galeyana getirmek anayasal bir suç olusturmuyor mu? Bunlari kanitlamak için de özel belge üretmeye ya da telefon dinleyerek kanit toplamaya gerek yok; bu beyanlar meydanlarda ve kürsülerde yapildi. Nerede cumhuriyeti ve anayasanin amir hükümlerini kollamakla- korumakla yükümlü olan cumhuriyet savcilari, bassavcilari? Galiba onlar rektörleri, yazarlari, sendikacilari, parti baskanlarini, terörle mücadele için yasamini harcamis insanlari sorgulamakla mesguller de onun için…

Ekonomik bazi rakamlari gündeme getirerek kalkiniyoruz görüntüsü verme, yine tarihi birçok olayi bilmiyoruz demektir. Tarihte, zenginlesen; ancak ahlak degerlerini ve adalet duygusunu yitiren birçok toplumun ve devletin, zenginliginin altinda kaldigini biliyoruz. Ticareti ve adaleti, kendi güdümüne göre yönlendiren ve yandaslarina peskes çeken tarihteki her ülkenin (Roma"nin, Bizans"in Osmanli"nin…) çöküsü gibi bir çöküsü görmek istemiyoruz…

Birçok ülkeye ilham kaynagi olmus; dünya emperyalizmine ilk baskaldiri olarak bilinen Türkiye Cumhuriyeti devrimlerini ve onun ürünü olan Türkiye Cumhuriyetinin geçmisini kulaktan dolma bilgilerle yipratmak hem ahlaki görünmüyor hem de sadece ülkemizi degil tüm bu cografyayi belirsizlige sürükleyecek bir davranis olarak görünüyor.

Prof. Dr. Ali Demirsoy


DOSTÊ MA:  |  Zazaki.de   |  Piya Forum   |  Hüseyin Aygün   |  AABF  |  Tunceli Emek |  Faruk Iremet    |  FDG  | Radiozaza Forumu  | Zaza Der  |