Köre, aydinligin anlamini anlatmak…


Faruk Iremet


Köre, aydinligin anlamini anlatmak…

Anadan dogma görme özürlüsü bir bireye renkleri, sicagi/sovugu ve aydinligin sizin için tasidigi anlami anlatmak her nekadar zor ise, okumayana, arastirmayana ve gezmeyene bilmedigi seyi anlatmak bir o kadar zordur. Eger gittiginiz yol, katedeceginiz ve gitmeniz gereken yolun tam zidinda ise, konusulan ve tartisilan konularin disinda kalmis oldugunuzu birinin size müjdelemesi gerekmiyor. Bu vesileyle her nekadar dedikleriniz dinlenmesi gereken konular arasinda olsa da, dinlenmesi gerekmeyenler sinifina dahil edilirsiniz. Sesiniz sevincinizle birlikte kusraginiza oturur.

Toplumsal çeliskilerin yaratigi sinifsal çeliskiler ayni zamanda kisinin ruhunada yansimaktadir. Kisinin görüs alani eger yasadigi çevre ve düsüncelerle sinirli ise, yasamin aldigi anlamda o zihinde o kadardir. Toplumsal degisimler, gelisimler ve toplumsal yapilanma her zaman bizim okudugumuz kitaplarin sayfasinda oldugu gibi gelismiyor. Degisimleri ve gelisimleri etkileyen ayri etkenler vardir. Yani kültürel etkenler gibi, yani toplumun toplumsal geçmisi ve gelenegi gibi. Bazi toplumlarin tarihine baktigimizda, tarihi boyunca köle olamadigini görürüz, kölelesmedigini ve sürekli yünetici oldugunu görürüz. Ama Ortadogu’da 10 bin yillik uzun bir geçmisi oldugunu sürekli dille getirdigimiz ve Türkiye sinirlari içinde 3 ile 5 milyon nüfuslu oldugunu gögüs kabartarak anlatigimiz Zaza halkinin bugünkü tarihini elimize aldigimizda, dünkü tarihinden o kadar farkli oldugunu sanmiyorum.

Insanoglunun tarihinde baktigimda, kendi isminden utanan ve sürekli isim türetmeye çalisan bir halk görmedim. Isim kompleksi yasayan bir toplum varsa herhalde o da Zazalardir. Yoksa son onbes yillik sözüm ona ’’bilimsel çalismalarla’’ (masallah) Zazalara isim yakistirma Enstütüleri/Fakülteleri kurulmamis olacakti. Bu isim türetme fakülte mezunlarina, körler dünyasinda yasadiklarini anlatmak her nekadar zor ise, anadan dogma görme özürlüsü bir bireye aydinligi anlatmakta bir o kadar zordur. Körler dünyasinda, bir kirbit çöpünün sundugu aydinlikla yillardir Zaza aydinlari yol katetmeye çalisiyorlar. Iste Fahri Pamukçu’da bu isimlerden biridir. Elinde bir mumla yolu aydinlatmaya çikan yorulmaz bir isimdir o. O da rahmetli Ebubekir ve Mahmut gibi uzun bir yolculuga yorulmadan çikmis. Küçük kardeslerinin biraktigini üstlenerek, Zaza davasinda ’’yorulmaz kardesler’’ ünvaniyla yola çikmis sayin Fahri Pamukçu. Bu sonbaharda, Fahri Hoca’nin misafiri olduk arkadaslarla. Sohbetimiz derinlesti, umutlarimiz mayalandi ve hedefimiz netleserek sorularimiz renklenmeye basladi. Fahri Hoca’nin yanitlari gelecege isik tutacak niteliktedir ve köre aydinligi güzel bir dille anlatacak kapsitedir. Eger kör aydinligi anlamak istiyorsa aydinlanacaktir karanliklari…

Faruk Iremet: - Sayin Hocam kendinizden kisaca bahseder misiniz?

Fahri Pamukçu: - Halkini ve dilini seven, onlar için didinmekten bikmayan, yasamin temelinde sevgi olduguna inanan, onuru ugruna bedel ödemekten çekinmeyen, bildigini degil bilmedigini bilen, her seyi az da olsa anlamaya çalisan ama ticaretten anlamayan biri…

F.I: - Yasantinizdaki idealiniz nedir?

F.P: - Zaza dili, kültürü ve tarihi üzerine çalismalar yürütecek genis olanaklara ve kaynaklara sahip bir arastirma enstitüsü kurmak; Irani diller havzasinda Zaza dili ve tarihi üzerinde arastirmalar yapabilecek olanaklara sahip olmak… Tasarimini ve isletmesini kendim yapacagim bir egitim kurumu açmak…

F.I: - Herkesin yasantisinda günlük yasadigi bir olay vardir, sizinde yasadiginiz ve de unutamadiginiz bir aniniz var mi?

F.P: - Izin verirseniz iki olaya degineyim.

Birincisi, sevgili kardesim Ebubekir ile ilgili.

12 Eylül sonrasi etrafindaki çember daralmisti. Son kez içeriye alinisi onu çok sevdigi halkindan kopma noktasina getirdi. Ölümle burun buruna geldigi bir noktada polisin elinden siyrilinca evine bir daha dönmedi, sürekli gizlendi. Istanbul’da eski dostlarini da devreye sokarak siniri asmaya çalisti ama beceremedi. Onunla bir araya gelmeye bile cesaret edemiyorlardi.

Sonunda sessizce Diyarbakir’a geldi. Ancak aylar sonra, o gelince zor durumda oldugunu ögrendim. O yillarda iletisim olanaklari zayif oldugu için haberlesememistik. Güvenligi açisindan, bir sekilde pasaport çikararak çikmasini saglamaya çalistim, olmadi. Bunun üzerine asagiya (Sam) haber gönderdim. O günlerde sinir ekibi bir geçis programina hazirlaniyordu. Birkaç gün sonra, kendisini varis noktasinda karsilayacaklarini söyleyerek, sinir ilçesinden gelen iki partiliyle tanistirmadan onlarla ayni otobüse bindirip gönderdim.

O zamanlar Mardin garaji Mardinkapi’daydi. Biraz eskice bir otobüse bindirdim. Bilerek gelen iki partiliyle Otobüsün kalkis yeri ile Mardinkapi çikisi arasi yüz metre kadardi. Otobüs ilerlerken basini kirli cama yaslamis bakiyordu. Otobüs kapiyi dönüp gözden yitinceye kadar bakistik. O bakisin onu son görüsüm olacagini hiç düsünmemistim. O anki resmi yüregime ve beynime öylece çakildi kaldi…

Ikincisi yigit kardesim Mahmut’la ilgili

30 Eylül 2008, Sali günü bayram sabahiydi; telefon etti. Sekerle ilgili sorunu oldugu için saglik durumunu sordum. Sekerinin düzene girdigini, ancak bir iki gün önce kolunda bir agri nedeniyle doktora gittiginde, doktorun kalple ilgili bir sorunu olabilecegini söyledigini, Ekim sonlarina dogru randevu verdigini, söyledi. Doktorun yaptigi yanlisti; hemen, bir iki gün içinde daha gelismis bir saglik kurumuna gitmesini, o konunun beklemeye gelmeyecegini söyledim, israrla kendisinden söz aldim. Gidecegini söylemisti ama gitmemis.

Sonraki gün, yani bayramin ikinci agabeyimiz Izmir’den gelmisti. Durumu kendisine anlatinca, hemen telefona sarildi. Mahmut’u birlikte aradik ama henüz uyanmamisti, kaldirmaya kiyamadik. Uyaninca telefon eder diye bekledik. Aramadi, yogunluktan biz de bir daha arama firsati bulamadik.

O yil bir is nedeniyle Diyarbakir’a gidiyordum. Diyarbakir’dayken, 15 Ekim Çarsamba sabahi agabey aradi. Bir süre konusamadi telefonda. Sonunda belirsiz bir çiglikla; bu kardeslerim bana bunu neden yapiyorlar, niye beni birakip gidiyorlar, diyerek hiçkirdi ve bir daha konusamadi. Gerçegi bir baska yere telefon ederek ögrenebildim. O gün sabahin çok erken saatlerinde evinin salonunda yere düsmüs bir daha kalkamamisti. Sevgili Mahmut’umun öfkeli bakislarinin arkasinda yatan sevecen yüregini, isil isil bakislarini unutmam mümkün degil.

F.I: - En büyük hayaliniz?

F.P: - Genis olanaklari olan, kapsamli çalisan bir Zaza dil ve kültür merkezi. Karar mekanizmasinda belirleyici olacagim bir egitim-ögretim kurumu (okul). Rahatça arastirma yapip yazabilmemi saglayacak olanak.

F.I: - Kendinizde begendiginiz yönler nelerdir?

F.P: - Onurlu olmayi çok önemseme, hosgörü, sabir, sürekli çalisma azmi,

F.I: - Begendiginiz ve begenmediginiz huyunuz?

F.P: - Yasama çok elestirel bakmak, ince eleyip sik dokumak, bireysel yanlislarimin baskisini ve stresini uzun süre yasayip etkisinde kalmak, begenmedigim huylarim.

Bir sey yapilacaksa onu sonuna kadar tasima azmi, onurumu asla tartistirmama, inançlarimda bagnaz olmama en çok begendigim huylarim

F.I: - Sizce nasil bir kisilige sahipsiniz?

F.P: - Bir seyi hedeflemissem, tüm gücümler mücadele veririm. Her hangi bir nedenle biri duygularimi zedelemis, emegimi gasp etmis, bana kötülük yapmis, iyi niyetimi kullanmissa, kendimi ona kapatirim.

F.I: - Hangi müzik ruhunuza daha derin seslenir?

F.P: - Klasik müzik, caz, Zazaki ve Kürtçe ezgiler.

Enstürman olarak kaval, saz ve gitar.

Sarkici olarak Joan Baez, Loreena Mckennitt, Sezen Aksu, Siwan Perwer ve Mahzuni Serif.

Enstürman çalan olarak Erkan Ugur, Neset Ertas ve Oglum Berdin (elektro gitar) ve tabiiki Victor Jara (hiç dinleme sansim olmadi ama onu insanlik tarihinin en büyük gitar ustasi olarak görüyorum).

F.I: - Bir sarkinin müzigi mi yoksa sözleri mi sizin için daha etkileyicidir?

F.P: - Müzigi… Sözlerin içerigi bozdugunu düsünüyorum

F.I: - Yeniden dogmus olsaydiniz kim olarak dünyaya gözlerinizi açmak isterdiniz?

F.P: - Yine kendim ama daha iyi olanaklarla

F.I: - Su an; ’’-Ben burada ne yapiyorum? Kim getirdi beni buraya?’’ gibi sorulara maruz kalmaksizin ruhunuzun olmak istedigi yer?

F.P: - Önü deniz, arkasi dag ve orman olan çok ayak basilmadik bir yer

F.I: - Hayatta en çok kiymet verdiginiz insan?

F.P: - Esim

F.I: - Yaptiginiz en büyük çilginlik?

F.P: - Ilkokul üçüncü siniftayken Ebubekir’le birlikte iki katli evimizin daminda kurumasi için yayilmis bulgurluk bugdayi beklerken, kim önce düsecek, diye basimiza çuval geçirip dolanirken damdan düsmem en büyük çilginligimdir herhalde.

F.I: - Sevdiginiz için neleri göze alirsiniz?

F.P: - Aç, susuz ve uykusuz kalmayi

F.I: - Sevdiklerin - Özlediklerin - Korkularin?

F.P: - Sevdiklerim; esim, çocuklarim, sevgimi hak eden dostlarim ve halkim
Özlediklerim; bugün aramizda olmayan kardeslerim
Korkularim; yükseklik korkusu (uçak disinda); denizde, açikta yüzerken her an bir seylerin beni ayaklarimdan çekecegi korkusu

F.I: - Ailen mi - Sevdigin mi daha önemli?

F.P: - Sevdigim (çünkü sevdiklerimin içinde ailem de var)

F.I: - Ask herseyi affeder mi sizce?

F.P: - Hayir!

F.I: - Benzetildiginiz biri var mi?

F.P: - Annem

F.I: - Yasantinizda hatirladiginiz anlam tasiyan ve sizi mutlu eden olay?

F.P: - Evlenmeden önce esimi çalistigi köyde ilk ziyaret edisim. Sevgili kardesimi Ebubekir’in yurtdisina çiktiktan sonra Stockholm’e vardigini bildirmesi. Ilk çocugumuz Eylem’in dogumu

F.I: - Sizi sevenin sizin için neler yapmasi hosunuza gider? Bu soruda sadcece karsi cinsi düsünmüyorum.

F.P: - Özverili olmasi.

F.I: - Keske yapsaydim ve keske yapmasaydim dediginiz olaylar?

F.P: - Bu yillarimi halkim yararina kullanabilmem için ekonomik olanaklarimi olusturmus olsaydim keske.

Keske yapmasaydim diyebilecegim bir sey aklima gelmiyor. Yani yaptigim hiçbir seyden pismanlik duymus degilim

F.I: - Yarin kalktiginizda bir hayvan olarak uyanacaksiniz... Hangi hayvan olmak isterdiniz?

F.P: - Kus olarak

F.I: - Bir film yapmaya karar verseniz adi ve konusu ne olurdu?

F.P: - Adi, Kafka’nin ‘Degisim’i; konusu, tanik oldugum süreçte yasanan ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik dönüsüm olurdu.

F.I: - Hangi filmdeki hangi karakterin hayatinin sizin hayatiniz olmasini isterdiniz?

F.P: - Kendimi baskasinin yerine, ya da baskasini kendi yerimde hiç düsünmedim.

F.I: - Peki kendinizi karakter olarak tarif eder misiniz desem?

F.P: - Geçimli, dostluklari önemseyen, insani seven, ana diline ve halkina tutkun, onurlu ve erdemli yasamaya özen gösteren, insani incitmekten korkan, asla kaba olamayan, çevreye ve dogaya çok saygili ve barisik olan, sessiz ortamlari ve sakin yasamayi seven biriyim.

F.I: - Insanlara karsi kendinizi nasil ifade edersiniz? Kendinizi tutar misiniz yoksa bütün duygularinizi oldugu gibi gösterir misiniz?

F.P: - Açik yürekliyim ama bazen dümdüz konusmanin karsidakini incitecegini, üzebilecegini düsünürsem kendimi tutarim.

F.I: - Yalan söylemenin sizce uygun oldugu durumlar nelerdir? Beyaz yalan söyler misiniz, ne söylersiniz?

F.P: - Karsinizdakinin kirilacagini bildiginiz anlarda biraz çarpitmak gerekebilir. Ancak dolayli anlatimla hedefe varmaya çalisirim. Örnegin masanizin üstünden çok sevdiginiz bir esyanizi alanin kim oldugunu biliyorsunuz ama dogrudan söylemek isime gelmez. Örnegin esyami sen aldin, sen hirsizsin, demem ama isini görmek için almis olabilir misin, diye sorarim. Tipki, fahiseligi kanitli birine dogrudan, sen fahise misin demenin kabul edilebilir bir davranis olmayacagi gibi. ‘Çok erkek arkadasin var’ dememizin de ayni mesaji verecegini biliriz.

Beyaz yalan, özellikle çagimizin olmazsa olmazidir diye düsünüyorum. Hangimiz çok çirkin buldugumuz bir kadinin yüzüne çirkin oldugunu söyleyebiliriz. Genellikle, en azindan, bugün siksiniz, güzelsiniz der, onu mutlu ederiz. Özellikle ögretmenlikte bu çok ince bir çizgidir. Hakli da olsak bir çocuga, sen bunaksin, kafan basmiyor, geri zekalisin zaten demeyiz; son zamanlarda iyiye gidiyorsun biraz daha çabalarsan olacak, gibi seyler söyleriz.

Günlük yasamimizda birçok söylemimizin aslinda bir arka plani vardir. ‘Bugün, yarin arayacagim diyorum ama kismet olmadi bir türlü’ derken arka planda su olabilir. ‘Aramak içimden gelmiyor be adam, üsteleme artik.’ Ya da, yüzüne karsi ‘Senin bende yerin baska’ deriz arka planinda, ‘Seni bilmez miyim, bes para etmez birisin’ demek isteriz.

Anlatmak istedigimi su ki beyaz yalan dedigimiz sey insan yasamainin önemli bir parçasidir. Salt dogruyu belki deliler söyleyebilir.

F.I: - Ulasamadiginiz biri ile tanisip sohbet etme olanaginiz olsaydi bu kim olurdu? Ondan neler ögrenmek isterdiniz?

F.P: - Victor Jara olurdu. Bir stadyum dolusu insanin karsisinda kopuk parmaklari ve ezilmis elleriyle gitar çalarken, yüzlerce kusun bedenini paramparça etmeden birkaç saniye önce neler hissettigini sorardim.

F.I: - Su anda yaptiginiz isin disinda (hayattaki tüm isler kanuni olsaydi) ne is yapmak isterdiniz?

F.P: - Kendi ekibimle, özellikle egitim alaninda, saygin bir kurumda üst düzeyde organizasyon yapmak isterdim.

F.I: - Yasayamadiginiz için pismanlik duydugunuz ne var?

F.P: - Farsçayi ve Arapçayi çok iyi ögrenmek için çaba harcayamadigim, yada zaman ayiramadigim için, ya da ögrenmeye olanak bulamadigim için bir yanimi eksik görüyorum.

F.I: - Yaptigi iste mutlu ve ayni zamanda basarili olan birisini taniyor musunuz? Onu örnek olarak aliyor musunuz?

F.P: - Kardesim Ebubekir. Onu örnek almiyorum çünkü biz onunla hep ayniydik zaten. Çocuklugumuzdan beri dilimize ilgimiz vardi. Onunla ilkokulun dördüncü sinifinda, tüm insanligin birbirini anlayacagi bir dil olusturma çabamiz oldu. O dili bizim gibi Türk olanlar da o dili konusacak, en azindan o noktada esitlenecektik. Bir yil boyu defterler dolusu sözcük uydurduk. Farkinda olmadan sözcükler Zazaki ekseninde dönüyordu. Ancak is bu sözcükleri dizip üretime geçme asamasina gelince tikandik. Sonradan o defterler ortadan kayboldu. Bu çabanin nedeni dil konusunda okulda bize uygulanan baskiydi. Bir baska dile zorlaniyorduk ve dilimizi konusmanin yasak oldugunu söylüyorlardi. Bu girisimin buna tepki olarak çiktigini düsünüyorum.

F.I: - Hiçkimsenin göremedigi bir özelliginiz var mi? Varsa neden bugüne kadar gizli kaldi?

F.P: - Böyle bir özelligim yok

F.I: - Herhangi bir kisinin en favori insani misiniz? Sizce neden?

F.P: - Genellikle ögrencilerimin. Iyi iletisim kurmamdan, onlari önemsememden ve isimi iyi yapmamdan kaynaklaniyor olabilir.

F.I: - Simdi sizinle kelime oyunumuza geçelim. Her kelimeye bir kelimeyle karsilik vermenizi rica ediyorum

Aile ? Birlik
Es ? Sevgi
Dost ? Degerli
Din? Vicdan

F.I: - Arkadaslarinizin sizin hakkindaki genel düsüncesi nedir?

F.P: - Iyi ve güvenilir bir dost oldugum

F.I: - Yazim geleneginizin hayatinizdaki yeri nedir?

F.P: - Olanaklarim olsa, Zaza dili ve tarihi üzerine arastirma yapmak için dünyayi dolasmaya hazir, günün büyük bir kismini yazmaya ayiracak kadar istekli

F.I: - Zazaca’nin günlük hayatinizdaki yeri nedir?

F.P: - Zaza oldugunu bildigim herkesle mutlaka Zazaca konusmaya çaba gösteririm. Kendimi en iyi Zazaca konusurken rahat hissettigimi, Zazaca’da duygularimi daha iyi ifade ettigimi düsünürüm. Hani insanin yaparken çok keyif aldigi isler vardir ya; iste ben Zazaca’dan çok keyif aliyorum.

F.I: - Hangi dille duygularinizi daha iyi düsünüp yazim diline dökersiniz?

F.P: - Keske Zazaca diyebilseydim ama, ne yazik ki Türkçe, sonra da Ingilizce. Zazacada da iyi olduguma inaniyorum ama, en azindan simdilik bu iki dilde oldugu kadar olmadigini kabul ediyorum.

F.I: - Zaza halkina ve sevdiklerinize buradan ne söylemek istersiniz?

F.P: - Zazacayi ve Zaza halkini sahiplenenlerin sayisi gün geçtikçe çogaliyor. Bu umut verici ve o kadar da sevindirici. Zaza halkinin da bu çabalarin yaninda olmasini diliyorum. Halki kendimize inandirdigimizda basaracagiz.

F.I: - Zaza sorunu hakkindaki düsünceleriniz ve Zazaca ile ilgili kendi hedefleriniz nelerdir?

F.P: - Zazacanin bir sorun degil, gerçek. Onun sorun olmasi bizim düsüncemiz degil, bizim disimizda olanlarin dayatmasidir. Ahmaklarimizin sayisi azalttikça büyüyecegiz.

Zazaca üzerinde Ingilizce, firsatim olursa Firansizca karsilastirmali çalisma yapmak istiyorum. Osetçe-Zazaca karsilastirmali çalismami baslattim ama çevremde Osetçeyi bilen olmadigi, varsa bile, dil yetenekleri olmadigi için beklemedeyim. Yine, hedefimde, morfolojik ve fonolojik çalismalar var. Hayatimda en yakindan tanidigim tek kisi olan kardesim Ebubekir’in Türkçe olarak tamamladigim biyografisini bir de Zazaca yazmak istiyorum. Ilerde, ekonomik kaygilardan kurtulup özgür çalisma ortami bulabilirsem Zazaca üzerine art arda roman, öykü gibi ürünler vermek istiyorum. Ne yazik ki birçok seyi ayni anda düsünüp yapmak zorunda kaliyoruz.

F.I: - Zazaca yazan ve Zaza dili için emek sarfeden arkadaslariniz hakkindaki duygu ve düsünleriniz nelerdir?

F.P: - Zazaca yazan, Zazacaya emek veren herkese, hiç ayirimsiz, saygi duyuyor ve seviyorum. Bu konuya sadece Zaza dilini kurtarmak olarak degil, ahlaki bir durum olarak bakilmasi gerektigini düsünüyorum.

F.I: - Bir okul yaptirsaniz adini ne koyardiniz? Neden?

F.P: - Ferad… Çünkü Ferad binlerce yildir Mezopotamya cografyasinda Zazalari besliyor, dolayisiyla bizim için bir ana kadar kutsaldir.

F.I: - 10 sene sonraki hayatinizda bugünden farkli neler olacak sizce?

F.P: - On yil daha yaslanmis, olgunlasmis, Zazacaya ve Zaza halkina emek vermis olacagim.

F.I: - Son bir sorum olacak; Zazaca yazan ve Zaza sorunuyla yakindan ilgilenen arkadaslara bu röportaj araciligiyla iletmek istediginiz bir mesajiniz var mi?

F.P: - Zazacaya emek veren herkesi, hiç ayirimsiz, saygiyla selamliyorum. Her zaman öne sürdügüm bir dilegimi yinelemek isterim. Olabilecek en kisa zamanda bir araya gelip alfabede tekil olmaya gitmeliyiz. Su anki haliyle bir Zazanin kafasinin karismamasi mümkün degil. Öncelikli olarak, kararlarina herkesin saygi duyacagi iki kurumun temelini atmak zorunda oldugumuzu düsünüyorum; biri Zaza Dil Kurumu, digeri Zaza Tarih Kurumu… Biz bunu yapmadigimiz sürece aliskanliklar kemiklesecek dolayisiyla islerimiz zorlasacaktir.

F.I: - Sohbetimizden aldigim zevkle yola çikacagim, zaman ayirip röportaj verdiginiz için tesekkür ederim.

F.P: - Bana bu olanagi verdiginiz için ben de size çok tesekkür ediyorum. Faruk Iremet adinin Zazalar arasinda iyi bir yeri oldugunu görüyor, kivanç duyuyorum. Çalismalariniz son derece iyi ve hedef bulucu. Sizin gibi genis soluklu Zaza aydinlarimizin varligi bizleri umutlandiriyor. Çabalarinizin ve hep birlikte çabalarimizin yerini bulacagindan ve Zaza geleceginin yarin çok daha iyi olacagindan umutluyum. Bu umudu veren Faruk Iremet ve hergün giderek çogalan Iremetlerdir.

Bunu firsat bilerek Zaza halkimiza saygilarimi sunmak istiyorum.
Kalemin her zaman keskin, zihnin hep açik olsun sevgili dostum.

Faruk Iremet
2009-10-09



Kurban bayraminiz kutlu olsun

Her yil oldugu gibi, yine geldi dayandi kapiya bir kurban bayrami daha. Inansamda inanmasamda eski güzeli, tatliligi ve sevdiklerimle geçirdigim bayramlar geliyor aklima. Acisiyla tatlisiyla o anlarin heycani geliyor aklima. Seviniyorum bir yandan ve ayni zaman hüzünleniyorum. Her bayramda gelenek ya, tanidiklarin, akrabalarin ve komsularin kapilarini çalardik. Benim hatiramda kalan kurbanlar degil, zaten kisi olarak her türlü cinayete karsi olan biriyim. Benim hatiralarimi renkleyen, renkli renkli giyiseler, renkli renkli sekerler ve yemekler…

Her bayram rahmetli babam namaz vakti bizi uyandirir ve ”hadi kalkin bakayim camiye gidecegiz” derdi. Camiye giderdik. Bir gerçek varki inansakta inanmasakta o anlar, o renklerden ve heyecanlardan biriydi. Yazin camilerde abdest almak zevkti, ama kisin o zevk kusragimiza otururdu. Namaz biter bitmez gözümüz yolu burnumuz evin yolunu arardi. Yemekler ve tatlilarin hazini ta camiden alir ve evin yolu bitmez olurdu. Sonra biz çocuklar saha kalkmis atlar gibi kosa kosa evin yolunu tutardik. 23 yil bu bu duygulari yasamadim. Bu yil 2009’da ilk kes ramazan bayramini ailemle kutladim. Kurban bayramlarinda yasamak istemedigim ve 23 yildir yasamadigim bir duygu var ise o da; gözlerimin içine baka baka can veren kuzularin olmayisidir. O anlari, aci dolu bir ani olarak animsiyorum.

Uzun ugrasilardan sonra kurbanlarin kesildigine çok tanik oldum. Derilerinin soyulmasina, ayaklarinin kesilmesine ve mide derisinin biçaklanarak içinden iç organlarinin çikarilmasina… ve aglayan o kuzularin etlerinden yemek yapilmasida isin diger acili yaniydi…Herkese etlere saldirir, bende riskima ve kismetime ne düstü onur mideye indirirdim. Yemekten sonra annem dua okurdu ve isin o asamasi bitikten sonra el öpme töreni baslardi. Ondan sonra da malum küçükler siraya geçer ve ailenin büyüklerinin ellerini siradan öpmeye baslardi. Ailenin ikinci ferdi ve asiretinde ortalarin az altinda olan biri olarak hep en sonlara yakin biryerlerde olurdu siram. O anlar çekilmezdi, ama isin ucunda para ve hediyeler oldugundan sizlanma fayda etmezdi. Isin ucunda kârli bir bekleyis oldugundan, kazançli çikmak her duyguyu yeniyordu.

Birde 23 boyunca geçirdigim kurban bayramlarina bakiyorum... Ailem ve asiret herkes bir yerde, bir sehirde ve bir ülkede. Büyüklerin bir çogu size ömür… Basta Siverek olmak üzere, Diyarbakir, Istanbul, Ankara, Nigde, Mersin, Tarsus, Izmir, Kusadasi, Trabzon, Balikesir, Antalya, Isveç, Kanada, Suriye, Yunanistan, Girit, Almanya v.s v.s ve bilmediklerim. Ben de iste Isveç’te bu yazi yazarken hatiralari kaleme alirken kurban bayramini sizlerle kutluyorum.

Büyüklerimiz hep derlerdi "eski bayramlarin tadi yok” diye, iste aynen öyle diyesim geliyor, ama sirf inadina inat demek istemiyorum…

Gönül isterdi suan Siverek’te olsaydim, küçük çocuklar kapimi çalsin diye beklemek isterdim. Dolaplari seker, lokum ve pastalarla doldurmak isterdim. Her çocugun eline bir tane tutustura bilmek için. Bayramda lazim olacak diye… mesela simdi gidip seker, lokum ve pasta alsam çocuklar kokusunu alip, yarin gelip kapimi çalar mi acaba?

Bu yazimla bayraminizi biraz farkli kutlamak istedim…Gidip dolaptan, çocuklugumu animsamak için, lokum yerine bir cezeriye agzima atayim. Cezeriyeyide damadimiz yola çikacagiz diye almisti ve ”yol uzun yolda yenir” demisti. Desenize, cezeriye bayrama ve ”kapimi çalacak çocuklara” kismet oldu.

Hepinizin bayramini kutlarim…

Faruk Iremet