|
Faruk
Iremet
Köre,
aydinligin anlamini anlatmak
Anadan
dogma görme özürlüsü bir bireye renkleri, sicagi/sovugu
ve aydinligin sizin için tasidigi anlami anlatmak her nekadar
zor ise, okumayana, arastirmayana ve gezmeyene bilmedigi seyi anlatmak
bir o kadar zordur. Eger gittiginiz yol, katedeceginiz ve gitmeniz gereken
yolun tam zidinda ise, konusulan ve tartisilan konularin disinda kalmis
oldugunuzu birinin size müjdelemesi gerekmiyor. Bu vesileyle her
nekadar dedikleriniz dinlenmesi gereken konular arasinda olsa da, dinlenmesi
gerekmeyenler sinifina dahil edilirsiniz. Sesiniz sevincinizle birlikte
kusraginiza oturur.
Toplumsal çeliskilerin yaratigi sinifsal çeliskiler ayni
zamanda kisinin ruhunada yansimaktadir. Kisinin görüs alani
eger yasadigi çevre ve düsüncelerle sinirli ise, yasamin
aldigi anlamda o zihinde o kadardir. Toplumsal degisimler, gelisimler
ve toplumsal yapilanma her zaman bizim okudugumuz kitaplarin sayfasinda
oldugu gibi gelismiyor. Degisimleri ve gelisimleri etkileyen ayri etkenler
vardir. Yani kültürel etkenler gibi, yani toplumun toplumsal
geçmisi ve gelenegi gibi. Bazi toplumlarin tarihine baktigimizda,
tarihi boyunca köle olamadigini görürüz, kölelesmedigini
ve sürekli yünetici oldugunu görürüz. Ama Ortadoguda
10 bin yillik uzun bir geçmisi oldugunu sürekli dille getirdigimiz
ve Türkiye sinirlari içinde 3 ile 5 milyon nüfuslu
oldugunu gögüs kabartarak anlatigimiz Zaza halkinin bugünkü
tarihini elimize aldigimizda, dünkü tarihinden o kadar farkli
oldugunu sanmiyorum.
Insanoglunun tarihinde baktigimda, kendi isminden utanan ve sürekli
isim türetmeye çalisan bir halk görmedim. Isim kompleksi
yasayan bir toplum varsa herhalde o da Zazalardir. Yoksa son onbes yillik
sözüm ona bilimsel çalismalarla
(masallah) Zazalara isim yakistirma Enstütüleri/Fakülteleri
kurulmamis olacakti. Bu isim türetme fakülte mezunlarina,
körler dünyasinda yasadiklarini anlatmak her nekadar zor ise,
anadan dogma görme özürlüsü bir bireye aydinligi
anlatmakta bir o kadar zordur. Körler dünyasinda, bir kirbit
çöpünün sundugu aydinlikla yillardir Zaza aydinlari
yol katetmeye çalisiyorlar. Iste Fahri Pamukçuda
bu isimlerden biridir. Elinde bir mumla yolu aydinlatmaya çikan
yorulmaz bir isimdir o. O da rahmetli Ebubekir ve Mahmut gibi uzun bir
yolculuga yorulmadan çikmis. Küçük kardeslerinin
biraktigini üstlenerek, Zaza davasinda yorulmaz kardesler
ünvaniyla yola çikmis sayin Fahri Pamukçu. Bu sonbaharda,
Fahri Hocanin misafiri olduk arkadaslarla. Sohbetimiz derinlesti,
umutlarimiz mayalandi ve hedefimiz netleserek sorularimiz renklenmeye
basladi. Fahri Hocanin yanitlari gelecege isik tutacak niteliktedir
ve köre aydinligi güzel bir dille anlatacak kapsitedir. Eger
kör aydinligi anlamak istiyorsa aydinlanacaktir karanliklari
Faruk Iremet: - Sayin Hocam kendinizden kisaca bahseder misiniz?
Fahri Pamukçu: - Halkini ve dilini seven, onlar için didinmekten
bikmayan, yasamin temelinde sevgi olduguna inanan, onuru ugruna bedel
ödemekten çekinmeyen, bildigini degil bilmedigini bilen,
her seyi az da olsa anlamaya çalisan ama ticaretten anlamayan
biri
F.I: - Yasantinizdaki idealiniz nedir?
F.P: - Zaza dili, kültürü ve tarihi üzerine çalismalar
yürütecek genis olanaklara ve kaynaklara sahip bir arastirma
enstitüsü kurmak; Irani diller havzasinda Zaza dili ve tarihi
üzerinde arastirmalar yapabilecek olanaklara sahip olmak
Tasarimini ve isletmesini kendim yapacagim bir egitim kurumu açmak
F.I: - Herkesin yasantisinda günlük yasadigi bir olay vardir,
sizinde yasadiginiz ve de unutamadiginiz bir aniniz var mi?
F.P: - Izin verirseniz iki olaya degineyim.
Birincisi, sevgili kardesim Ebubekir ile ilgili.
12 Eylül sonrasi etrafindaki çember daralmisti. Son kez
içeriye alinisi onu çok sevdigi halkindan kopma noktasina
getirdi. Ölümle burun buruna geldigi bir noktada polisin elinden
siyrilinca evine bir daha dönmedi, sürekli gizlendi. Istanbulda
eski dostlarini da devreye sokarak siniri asmaya çalisti ama
beceremedi. Onunla bir araya gelmeye bile cesaret edemiyorlardi.
Sonunda sessizce Diyarbakira geldi. Ancak aylar sonra, o gelince
zor durumda oldugunu ögrendim. O yillarda iletisim olanaklari zayif
oldugu için haberlesememistik. Güvenligi açisindan,
bir sekilde pasaport çikararak çikmasini saglamaya çalistim,
olmadi. Bunun üzerine asagiya (Sam) haber gönderdim. O günlerde
sinir ekibi bir geçis programina hazirlaniyordu. Birkaç
gün sonra, kendisini varis noktasinda karsilayacaklarini söyleyerek,
sinir ilçesinden gelen iki partiliyle tanistirmadan onlarla ayni
otobüse bindirip gönderdim.
O zamanlar Mardin garaji Mardinkapidaydi. Biraz eskice bir otobüse
bindirdim. Bilerek gelen iki partiliyle Otobüsün kalkis yeri
ile Mardinkapi çikisi arasi yüz metre kadardi. Otobüs
ilerlerken basini kirli cama yaslamis bakiyordu. Otobüs kapiyi
dönüp gözden yitinceye kadar bakistik. O bakisin onu
son görüsüm olacagini hiç düsünmemistim.
O anki resmi yüregime ve beynime öylece çakildi kaldi
Ikincisi yigit kardesim Mahmutla ilgili
30 Eylül 2008, Sali günü bayram sabahiydi; telefon etti.
Sekerle ilgili sorunu oldugu için saglik durumunu sordum. Sekerinin
düzene girdigini, ancak bir iki gün önce kolunda bir
agri nedeniyle doktora gittiginde, doktorun kalple ilgili bir sorunu
olabilecegini söyledigini, Ekim sonlarina dogru randevu verdigini,
söyledi. Doktorun yaptigi yanlisti; hemen, bir iki gün içinde
daha gelismis bir saglik kurumuna gitmesini, o konunun beklemeye gelmeyecegini
söyledim, israrla kendisinden söz aldim. Gidecegini söylemisti
ama gitmemis.
Sonraki gün, yani bayramin ikinci agabeyimiz Izmirden gelmisti.
Durumu kendisine anlatinca, hemen telefona sarildi. Mahmutu birlikte
aradik ama henüz uyanmamisti, kaldirmaya kiyamadik. Uyaninca telefon
eder diye bekledik. Aramadi, yogunluktan biz de bir daha arama firsati
bulamadik.
O yil bir is nedeniyle Diyarbakira gidiyordum. Diyarbakirdayken,
15 Ekim Çarsamba sabahi agabey aradi. Bir süre konusamadi
telefonda. Sonunda belirsiz bir çiglikla; bu kardeslerim bana
bunu neden yapiyorlar, niye beni birakip gidiyorlar, diyerek hiçkirdi
ve bir daha konusamadi. Gerçegi bir baska yere telefon ederek
ögrenebildim. O gün sabahin çok erken saatlerinde evinin
salonunda yere düsmüs bir daha kalkamamisti. Sevgili Mahmutumun
öfkeli bakislarinin arkasinda yatan sevecen yüregini, isil
isil bakislarini unutmam mümkün degil.
F.I: - En büyük hayaliniz?
F.P: - Genis olanaklari olan, kapsamli çalisan bir Zaza dil ve
kültür merkezi. Karar mekanizmasinda belirleyici olacagim
bir egitim-ögretim kurumu (okul). Rahatça arastirma yapip
yazabilmemi saglayacak olanak.
F.I: - Kendinizde begendiginiz yönler nelerdir?
F.P: - Onurlu olmayi çok önemseme, hosgörü, sabir,
sürekli çalisma azmi,
F.I: - Begendiginiz ve begenmediginiz huyunuz?
F.P: - Yasama çok elestirel bakmak, ince eleyip sik dokumak,
bireysel yanlislarimin baskisini ve stresini uzun süre yasayip
etkisinde kalmak, begenmedigim huylarim.
Bir sey yapilacaksa onu sonuna kadar tasima azmi, onurumu asla tartistirmama,
inançlarimda bagnaz olmama en çok begendigim huylarim
F.I: - Sizce nasil bir kisilige sahipsiniz?
F.P: - Bir seyi hedeflemissem, tüm gücümler mücadele
veririm. Her hangi bir nedenle biri duygularimi zedelemis, emegimi gasp
etmis, bana kötülük yapmis, iyi niyetimi kullanmissa,
kendimi ona kapatirim.
F.I: - Hangi müzik ruhunuza daha derin seslenir?
F.P: - Klasik müzik, caz, Zazaki ve Kürtçe ezgiler.
Enstürman olarak kaval, saz ve gitar.
Sarkici olarak Joan Baez, Loreena Mckennitt, Sezen Aksu, Siwan Perwer
ve Mahzuni Serif.
Enstürman çalan olarak Erkan Ugur, Neset Ertas ve Oglum
Berdin (elektro gitar) ve tabiiki Victor Jara (hiç dinleme sansim
olmadi ama onu insanlik tarihinin en büyük gitar ustasi olarak
görüyorum).
F.I: - Bir sarkinin müzigi mi yoksa sözleri mi sizin için
daha etkileyicidir?
F.P: - Müzigi
Sözlerin içerigi bozdugunu düsünüyorum
F.I: - Yeniden dogmus olsaydiniz kim olarak dünyaya gözlerinizi
açmak isterdiniz?
F.P: - Yine kendim ama daha iyi olanaklarla
F.I: - Su an; -Ben burada ne yapiyorum? Kim getirdi beni
buraya? gibi sorulara maruz kalmaksizin ruhunuzun olmak
istedigi yer?
F.P: - Önü deniz, arkasi dag ve orman olan çok ayak
basilmadik bir yer
F.I: - Hayatta en çok kiymet verdiginiz insan?
F.P: - Esim
F.I: - Yaptiginiz en büyük çilginlik?
F.P: - Ilkokul üçüncü siniftayken Ebubekirle
birlikte iki katli evimizin daminda kurumasi için yayilmis bulgurluk
bugdayi beklerken, kim önce düsecek, diye basimiza çuval
geçirip dolanirken damdan düsmem en büyük çilginligimdir
herhalde.
F.I: - Sevdiginiz için neleri göze alirsiniz?
F.P: - Aç, susuz ve uykusuz kalmayi
F.I: - Sevdiklerin - Özlediklerin - Korkularin?
F.P: - Sevdiklerim; esim, çocuklarim, sevgimi hak eden dostlarim
ve halkim
Özlediklerim; bugün aramizda olmayan kardeslerim
Korkularim; yükseklik korkusu (uçak disinda); denizde, açikta
yüzerken her an bir seylerin beni ayaklarimdan çekecegi
korkusu
F.I: - Ailen mi - Sevdigin mi daha önemli?
F.P: - Sevdigim (çünkü sevdiklerimin içinde
ailem de var)
F.I: - Ask herseyi affeder mi sizce?
F.P: - Hayir!
F.I: - Benzetildiginiz biri var mi?
F.P: - Annem
F.I: - Yasantinizda hatirladiginiz anlam tasiyan ve sizi mutlu eden
olay?
F.P: - Evlenmeden önce esimi çalistigi köyde ilk ziyaret
edisim. Sevgili kardesimi Ebubekirin yurtdisina çiktiktan
sonra Stockholme vardigini bildirmesi. Ilk çocugumuz Eylemin
dogumu
F.I: - Sizi sevenin sizin için neler yapmasi hosunuza gider?
Bu soruda sadcece karsi cinsi düsünmüyorum.
F.P: - Özverili olmasi.
F.I: - Keske yapsaydim ve keske yapmasaydim dediginiz olaylar?
F.P: - Bu yillarimi halkim yararina kullanabilmem için ekonomik
olanaklarimi olusturmus olsaydim keske.
Keske yapmasaydim diyebilecegim bir sey aklima gelmiyor. Yani yaptigim
hiçbir seyden pismanlik duymus degilim
F.I: - Yarin kalktiginizda bir hayvan olarak uyanacaksiniz... Hangi
hayvan olmak isterdiniz?
F.P: - Kus olarak
F.I: - Bir film yapmaya karar verseniz adi ve konusu ne olurdu?
F.P: - Adi, Kafkanin Degisimi; konusu, tanik oldugum
süreçte yasanan ekonomik, sosyal, kültürel ve
teknolojik dönüsüm olurdu.
F.I: - Hangi filmdeki hangi karakterin hayatinin sizin hayatiniz olmasini
isterdiniz?
F.P: - Kendimi baskasinin yerine, ya da baskasini kendi yerimde hiç
düsünmedim.
F.I: - Peki kendinizi karakter olarak tarif eder misiniz desem?
F.P: - Geçimli, dostluklari önemseyen, insani seven, ana
diline ve halkina tutkun, onurlu ve erdemli yasamaya özen gösteren,
insani incitmekten korkan, asla kaba olamayan, çevreye ve dogaya
çok saygili ve barisik olan, sessiz ortamlari ve sakin yasamayi
seven biriyim.
F.I: - Insanlara karsi kendinizi nasil ifade edersiniz? Kendinizi tutar
misiniz yoksa bütün duygularinizi oldugu gibi gösterir
misiniz?
F.P: - Açik yürekliyim ama bazen dümdüz konusmanin
karsidakini incitecegini, üzebilecegini düsünürsem
kendimi tutarim.
F.I: - Yalan söylemenin sizce uygun oldugu durumlar nelerdir? Beyaz
yalan söyler misiniz, ne söylersiniz?
F.P: - Karsinizdakinin kirilacagini bildiginiz anlarda biraz çarpitmak
gerekebilir. Ancak dolayli anlatimla hedefe varmaya çalisirim.
Örnegin masanizin üstünden çok sevdiginiz bir
esyanizi alanin kim oldugunu biliyorsunuz ama dogrudan söylemek
isime gelmez. Örnegin esyami sen aldin, sen hirsizsin, demem ama
isini görmek için almis olabilir misin, diye sorarim. Tipki,
fahiseligi kanitli birine dogrudan, sen fahise misin demenin kabul edilebilir
bir davranis olmayacagi gibi. Çok erkek arkadasin var
dememizin de ayni mesaji verecegini biliriz.
Beyaz yalan, özellikle çagimizin olmazsa olmazidir diye
düsünüyorum. Hangimiz çok çirkin buldugumuz
bir kadinin yüzüne çirkin oldugunu söyleyebiliriz.
Genellikle, en azindan, bugün siksiniz, güzelsiniz der, onu
mutlu ederiz. Özellikle ögretmenlikte bu çok ince bir
çizgidir. Hakli da olsak bir çocuga, sen bunaksin, kafan
basmiyor, geri zekalisin zaten demeyiz; son zamanlarda iyiye gidiyorsun
biraz daha çabalarsan olacak, gibi seyler söyleriz.
Günlük yasamimizda birçok söylemimizin aslinda
bir arka plani vardir. Bugün, yarin arayacagim diyorum ama
kismet olmadi bir türlü derken arka planda su olabilir.
Aramak içimden gelmiyor be adam, üsteleme artik.
Ya da, yüzüne karsi Senin bende yerin baska deriz
arka planinda, Seni bilmez miyim, bes para etmez birisin
demek isteriz.
Anlatmak istedigimi su ki beyaz yalan dedigimiz sey insan yasamainin
önemli bir parçasidir. Salt dogruyu belki deliler söyleyebilir.
F.I: - Ulasamadiginiz biri ile tanisip sohbet etme olanaginiz olsaydi
bu kim olurdu? Ondan neler ögrenmek isterdiniz?
F.P: - Victor Jara olurdu. Bir stadyum dolusu insanin karsisinda kopuk
parmaklari ve ezilmis elleriyle gitar çalarken, yüzlerce
kusun bedenini paramparça etmeden birkaç saniye önce
neler hissettigini sorardim.
F.I: - Su anda yaptiginiz isin disinda (hayattaki tüm isler kanuni
olsaydi) ne is yapmak isterdiniz?
F.P: - Kendi ekibimle, özellikle egitim alaninda, saygin bir kurumda
üst düzeyde organizasyon yapmak isterdim.
F.I: - Yasayamadiginiz için pismanlik duydugunuz ne var?
F.P: - Farsçayi ve Arapçayi çok iyi ögrenmek
için çaba harcayamadigim, yada zaman ayiramadigim için,
ya da ögrenmeye olanak bulamadigim için bir yanimi eksik
görüyorum.
F.I: - Yaptigi iste mutlu ve ayni zamanda basarili olan birisini taniyor
musunuz? Onu örnek olarak aliyor musunuz?
F.P: - Kardesim Ebubekir. Onu örnek almiyorum çünkü
biz onunla hep ayniydik zaten. Çocuklugumuzdan beri dilimize
ilgimiz vardi. Onunla ilkokulun dördüncü sinifinda, tüm
insanligin birbirini anlayacagi bir dil olusturma çabamiz oldu.
O dili bizim gibi Türk olanlar da o dili konusacak, en azindan
o noktada esitlenecektik. Bir yil boyu defterler dolusu sözcük
uydurduk. Farkinda olmadan sözcükler Zazaki ekseninde dönüyordu.
Ancak is bu sözcükleri dizip üretime geçme asamasina
gelince tikandik. Sonradan o defterler ortadan kayboldu. Bu çabanin
nedeni dil konusunda okulda bize uygulanan baskiydi. Bir baska dile
zorlaniyorduk ve dilimizi konusmanin yasak oldugunu söylüyorlardi.
Bu girisimin buna tepki olarak çiktigini düsünüyorum.
F.I: - Hiçkimsenin göremedigi bir özelliginiz var mi?
Varsa neden bugüne kadar gizli kaldi?
F.P: - Böyle bir özelligim yok
F.I: - Herhangi bir kisinin en favori insani misiniz? Sizce neden?
F.P: - Genellikle ögrencilerimin. Iyi iletisim kurmamdan, onlari
önemsememden ve isimi iyi yapmamdan kaynaklaniyor olabilir.
F.I: - Simdi sizinle kelime oyunumuza geçelim. Her kelimeye bir
kelimeyle karsilik vermenizi rica ediyorum
Aile ? Birlik
Es ? Sevgi
Dost ? Degerli
Din? Vicdan
F.I: - Arkadaslarinizin sizin hakkindaki genel düsüncesi nedir?
F.P: - Iyi ve güvenilir bir dost oldugum
F.I: - Yazim geleneginizin hayatinizdaki yeri nedir?
F.P: - Olanaklarim olsa, Zaza dili ve tarihi üzerine arastirma
yapmak için dünyayi dolasmaya hazir, günün büyük
bir kismini yazmaya ayiracak kadar istekli
F.I: - Zazacanin günlük hayatinizdaki yeri nedir?
F.P: - Zaza oldugunu bildigim herkesle mutlaka Zazaca konusmaya çaba
gösteririm. Kendimi en iyi Zazaca konusurken rahat hissettigimi,
Zazacada duygularimi daha iyi ifade ettigimi düsünürüm.
Hani insanin yaparken çok keyif aldigi isler vardir ya; iste
ben Zazacadan çok keyif aliyorum.
F.I: - Hangi dille duygularinizi daha iyi düsünüp yazim
diline dökersiniz?
F.P: - Keske Zazaca diyebilseydim ama, ne yazik ki Türkçe,
sonra da Ingilizce. Zazacada da iyi olduguma inaniyorum ama, en azindan
simdilik bu iki dilde oldugu kadar olmadigini kabul ediyorum.
F.I: - Zaza halkina ve sevdiklerinize buradan ne söylemek istersiniz?
F.P: - Zazacayi ve Zaza halkini sahiplenenlerin sayisi gün geçtikçe
çogaliyor. Bu umut verici ve o kadar da sevindirici. Zaza halkinin
da bu çabalarin yaninda olmasini diliyorum. Halki kendimize inandirdigimizda
basaracagiz.
F.I: - Zaza sorunu hakkindaki düsünceleriniz ve Zazaca ile
ilgili kendi hedefleriniz nelerdir?
F.P: - Zazacanin bir sorun degil, gerçek. Onun sorun olmasi bizim
düsüncemiz degil, bizim disimizda olanlarin dayatmasidir.
Ahmaklarimizin sayisi azalttikça büyüyecegiz.
Zazaca üzerinde Ingilizce, firsatim olursa Firansizca karsilastirmali
çalisma yapmak istiyorum. Osetçe-Zazaca karsilastirmali
çalismami baslattim ama çevremde Osetçeyi bilen
olmadigi, varsa bile, dil yetenekleri olmadigi için beklemedeyim.
Yine, hedefimde, morfolojik ve fonolojik çalismalar var. Hayatimda
en yakindan tanidigim tek kisi olan kardesim Ebubekirin Türkçe
olarak tamamladigim biyografisini bir de Zazaca yazmak istiyorum. Ilerde,
ekonomik kaygilardan kurtulup özgür çalisma ortami
bulabilirsem Zazaca üzerine art arda roman, öykü gibi
ürünler vermek istiyorum. Ne yazik ki birçok seyi ayni
anda düsünüp yapmak zorunda kaliyoruz.
F.I: - Zazaca yazan ve Zaza dili için emek sarfeden arkadaslariniz
hakkindaki duygu ve düsünleriniz nelerdir?
F.P: - Zazaca yazan, Zazacaya emek veren herkese, hiç ayirimsiz,
saygi duyuyor ve seviyorum. Bu konuya sadece Zaza dilini kurtarmak olarak
degil, ahlaki bir durum olarak bakilmasi gerektigini düsünüyorum.
F.I: - Bir okul yaptirsaniz adini ne koyardiniz? Neden?
F.P: - Ferad
Çünkü Ferad binlerce yildir Mezopotamya
cografyasinda Zazalari besliyor, dolayisiyla bizim için bir ana
kadar kutsaldir.
F.I: - 10 sene sonraki hayatinizda bugünden farkli neler olacak
sizce?
F.P: - On yil daha yaslanmis, olgunlasmis, Zazacaya ve Zaza halkina
emek vermis olacagim.
F.I: - Son bir sorum olacak; Zazaca yazan ve Zaza sorunuyla yakindan
ilgilenen arkadaslara bu röportaj araciligiyla iletmek istediginiz
bir mesajiniz var mi?
F.P: - Zazacaya emek veren herkesi, hiç ayirimsiz, saygiyla selamliyorum.
Her zaman öne sürdügüm bir dilegimi yinelemek isterim.
Olabilecek en kisa zamanda bir araya gelip alfabede tekil olmaya gitmeliyiz.
Su anki haliyle bir Zazanin kafasinin karismamasi mümkün degil.
Öncelikli olarak, kararlarina herkesin saygi duyacagi iki kurumun
temelini atmak zorunda oldugumuzu düsünüyorum; biri Zaza
Dil Kurumu, digeri Zaza Tarih Kurumu
Biz bunu yapmadigimiz sürece
aliskanliklar kemiklesecek dolayisiyla islerimiz zorlasacaktir.
F.I: - Sohbetimizden aldigim zevkle yola çikacagim, zaman ayirip
röportaj verdiginiz için tesekkür ederim.
F.P: - Bana bu olanagi verdiginiz için ben de size çok
tesekkür ediyorum. Faruk Iremet adinin Zazalar arasinda iyi bir
yeri oldugunu görüyor, kivanç duyuyorum. Çalismalariniz
son derece iyi ve hedef bulucu. Sizin gibi genis soluklu Zaza aydinlarimizin
varligi bizleri umutlandiriyor. Çabalarinizin ve hep birlikte
çabalarimizin yerini bulacagindan ve Zaza geleceginin yarin çok
daha iyi olacagindan umutluyum. Bu umudu veren Faruk Iremet ve hergün
giderek çogalan Iremetlerdir.
Bunu firsat bilerek Zaza halkimiza saygilarimi sunmak istiyorum.
Kalemin her zaman keskin, zihnin hep açik olsun sevgili dostum.
Faruk Iremet
2009-10-09
Kurban bayraminiz kutlu olsun
Her
yil oldugu gibi, yine geldi dayandi kapiya bir kurban bayrami daha.
Inansamda inanmasamda eski güzeli, tatliligi ve sevdiklerimle geçirdigim
bayramlar geliyor aklima. Acisiyla tatlisiyla o anlarin heycani geliyor
aklima. Seviniyorum bir yandan ve ayni zaman hüzünleniyorum.
Her bayramda gelenek ya, tanidiklarin, akrabalarin ve komsularin kapilarini
çalardik. Benim hatiramda kalan kurbanlar degil, zaten kisi olarak
her türlü cinayete karsi olan biriyim. Benim hatiralarimi
renkleyen, renkli renkli giyiseler, renkli renkli sekerler ve yemekler
Her bayram rahmetli babam namaz vakti bizi uyandirir ve hadi kalkin
bakayim camiye gidecegiz derdi. Camiye giderdik. Bir gerçek
varki inansakta inanmasakta o anlar, o renklerden ve heyecanlardan biriydi.
Yazin camilerde abdest almak zevkti, ama kisin o zevk kusragimiza otururdu.
Namaz biter bitmez gözümüz yolu burnumuz evin yolunu
arardi. Yemekler ve tatlilarin hazini ta camiden alir ve evin yolu bitmez
olurdu. Sonra biz çocuklar saha kalkmis atlar gibi kosa kosa
evin yolunu tutardik. 23 yil bu bu duygulari yasamadim. Bu yil 2009da
ilk kes ramazan bayramini ailemle kutladim. Kurban bayramlarinda yasamak
istemedigim ve 23 yildir yasamadigim bir duygu var ise o da; gözlerimin
içine baka baka can veren kuzularin olmayisidir. O anlari, aci
dolu bir ani olarak animsiyorum.
Uzun ugrasilardan sonra kurbanlarin kesildigine çok tanik oldum.
Derilerinin soyulmasina, ayaklarinin kesilmesine ve mide derisinin biçaklanarak
içinden iç organlarinin çikarilmasina
ve
aglayan o kuzularin etlerinden yemek yapilmasida isin diger acili yaniydi
Herkese
etlere saldirir, bende riskima ve kismetime ne düstü onur
mideye indirirdim. Yemekten sonra annem dua okurdu ve isin o asamasi
bitikten sonra el öpme töreni baslardi. Ondan sonra da malum
küçükler siraya geçer ve ailenin büyüklerinin
ellerini siradan öpmeye baslardi. Ailenin ikinci ferdi ve asiretinde
ortalarin az altinda olan biri olarak hep en sonlara yakin biryerlerde
olurdu siram. O anlar çekilmezdi, ama isin ucunda para ve hediyeler
oldugundan sizlanma fayda etmezdi. Isin ucunda kârli bir bekleyis
oldugundan, kazançli çikmak her duyguyu yeniyordu.
Birde 23 boyunca geçirdigim kurban bayramlarina bakiyorum...
Ailem ve asiret herkes bir yerde, bir sehirde ve bir ülkede. Büyüklerin
bir çogu size ömür
Basta Siverek olmak üzere,
Diyarbakir, Istanbul, Ankara, Nigde, Mersin, Tarsus, Izmir, Kusadasi,
Trabzon, Balikesir, Antalya, Isveç, Kanada, Suriye, Yunanistan,
Girit, Almanya v.s v.s ve bilmediklerim. Ben de iste Isveçte
bu yazi yazarken hatiralari kaleme alirken kurban bayramini sizlerle
kutluyorum.
Büyüklerimiz hep derlerdi "eski bayramlarin tadi yok
diye, iste aynen öyle diyesim geliyor, ama sirf inadina inat demek
istemiyorum
Gönül isterdi suan Siverekte olsaydim, küçük
çocuklar kapimi çalsin diye beklemek isterdim. Dolaplari
seker, lokum ve pastalarla doldurmak isterdim. Her çocugun eline
bir tane tutustura bilmek için. Bayramda lazim olacak diye
mesela simdi gidip seker, lokum ve pasta alsam çocuklar kokusunu
alip, yarin gelip kapimi çalar mi acaba?
Bu yazimla bayraminizi biraz farkli kutlamak istedim
Gidip dolaptan,
çocuklugumu animsamak için, lokum yerine bir cezeriye
agzima atayim. Cezeriyeyide damadimiz yola çikacagiz diye almisti
ve yol uzun yolda yenir demisti. Desenize, cezeriye bayrama
ve kapimi çalacak çocuklara kismet oldu.
Hepinizin bayramini kutlarim
Faruk Iremet
|