 |
Vatan
yazari Zülfü Livaneli'nin kösesinde
yazdigina göre Seyit Riza ve arkadaslarini
astiran Atatürk degil. Hatta yine Livaneli'nin
verdigi bilgiye göre "Seyit Riza ve arkadaslari
Atatürk tarafindan affedilir diye onlari astiranlar
da dönemin basbakani Celal Bayar ve sonradan
Adalet Partisi hükümetlerinde bakanlik
yapacak olan Emniyet Müdürü Ihsan
Sabri Çaglayangil.
Livaneli Vatan'daki kösesinde, Sabri Çaglayangil'in
anilarinda yer alan ve Seyit Riza ile 16 yasindaki
oglunun ölümünü anlattigi belgeyi
de kösesinde açikladi.
Zülfü Livaneli'ye göre Sabri Çaglayangil'in
anilarinda yer alan bilgiler, Dersim olaylarinin
sembol ismi Seyit Riza ve arkadaslarinin asilma
emrinin Atatürk tarafindan verilmedigini ortaya
koyuyor.
Iste Livaneli'nin o yazisi;
Bu belgeyi 20 Kasim 2009'da, bu kösede yayinlamistim.
Tartisma götürmeyecek kadar açik,
net bir belge. Dersim olaylarinin bas görevlilerinden
birisi olan Emniyet Müdürü Ihsan
Sabri Çaglayangil'in agzindan, yani birinci
elden aktariliyor.
Eger Dersim meselesini, bugünkü siyasi
mücadelenin bir parçasi olarak degil
de gerçekten aydinlanmasini istedigimiz bir
dönem olarak anlamak istiyorsak, bu belgeyi
tekrar okumakta yarar var.
ONLARI ASTIRAN MUSTAFA
KEMAL DEGIL
O zaman görecegiz ki Seyit Riza ve arkadaslarini
astiran Mustafa Kemal degil. Tam tersine, onun affedici,
merhametli yanini bildikleri için, her türlü
yasayi çigneyerek acele eden ve Kemal'den
çok Kemalci olan isgüzarlar.
Hep söyledigim gibi Kemal baska Kemalist baska.
Bu nüansi kavramadan tarihimizi dogru bir biçimde
anlayamayiz.
CELAL BAYAR VE SABRI ÇAGLAYANGIL
Son bir not da su: Atatürk affeder, hayatlarini
bagislar korkusuyla Seyit Riza ve arkadaslarini
alelacele, otomobil farlarinda idam eden bu "Kemalist"ler
kimlerdi acaba? "Atatürk'ü sevmek
ibadettir" diyen ama onu hiç anlamamis
olan, dönemin basbakani Celal Bayar ve sonradan
Adalet Partisi hükümetlerinde bakanlik
yapacak olan Emniyet Müdürü Ihsan
Sabri Çaglayangil.
***
Ihsan Sabri Çaglayangil, anilarinda Seyit
Riza ile arkadaslarinin ve 16 yasindaki oglunun
15 Kasim 1937'de idam edildikleri geceyi söyle
anlatmaktadir:
"(Ö) Aradan aylar geçti, Seyit
Riza ve çevresi yakalandi. Mahkemeleri sürüyor.
Iste bu sirada Atatürk Diyarbakir'daki yeni
yapilan Singeç (asli Soyungeç Z. L.)
Köprüsü'nü açmaya gidecek.
Emniyet Genel Müdürü Sükrü
Sökmensüer Bey bana diyor ki;
"ATATÜRK'ÜN
KARSISINA ÇIKMASINLAR"
'Atatürk, Singeç Köprüsü'nü
açmaya gidecek. Dersim hareketi bitti. Beyaz
donlu (giysili) alti bin dogulu Elazig'a dolmus,
Atatürk'ten Seyit Riza'nin hayatini bagislamasini
isteyecekler. Beyaz donlularin Atatürk'ün
karsisina çikmasina meydan vermeyelim.'
1937 yilinda resmi tatil günü cumartesi
ögleden sonra. Atatürk pazartesi günü
Elazig'a gelecek. Bizden istenenler 'asilacak asilsin'
ve Atatürk'ün karsisina Beyaz Donlular
çiktigi zaman is isten geçmis olsun.
O dönemde Elazig Valisi Sükrü Bey,
Savci Hatemi Senihi Bey, Emniyet Müdürü
Sezerli Ibrahim Bey, savci yardimcisi arkadasiydi.
Sükrü Sökmensüer, 'Sivillerden,
Emniyet Genel Müdürlügünün
siyasi subesinden istediklerini al. Atatürk'ün
istasyondan halkevine kadar korunmasi da size ait'
dedi. Basta Macar Mustafa olmak üzere alti
kisi alip yola çiktim. Trenle Elazig'a vardim.
Emniyet Müdürü Ibrahim Bey'e gittim.
Savci için, 'Kural disi bir sey yapmaz, mümkün
degil' dedi.
Savciya gittim. Durumu kendisine anlattim. Bu konuda
Adalet Bakanligindan da bir sifre aldigini ama mahkemelerin
cumartesi tatil oldugunu, tatilde ise sonuç
almanin mümkün olmadigini bana bildirdi.
Ve ekledi:
BEN DE MAHKEMELERI ETKILEYEMEM
Oysa biz mahkemenin kararini Atatürk gelmeden
evvel vermesini ve geldiginde Seyit Riza meselesinin
kapanmis olmasini istiyorduk. Ben bunu halletmek
için Hükümet tarafindan buraya
gönderilmistim.
DEVIR CHP DEVRI
Savci yardimcisi hukuktan sinif arkadasim. Bana,
'Sen valiye söyle bu savci rapor alsin gitsin,
ben senin istedigini yaparim' dedi. Biz mahkemenin
tatil günü islemesini ve alinacak sonucun
infazini istiyorduk. Savci, rapor aldi. Arkadasim
vekil olarak savcinin yerine geçti. Mahkeme
hakimini evinde buldum. Gittigimde mahkemenin aldigi
karari yazdiriyordu. Hakimle konustuk. Kendisi karari
daktiloya çektirmekle mesguldü. Devir,
CHP devri. Herkes çekiniyor.
Hakim bana, 'Cumartesi mahkeme toplanmaz, ancak
pazartesi günü mahkemeyi toplar, karari
veririz. Sali günü de idam hükümlerini
yerine getiririz' dedi.
O zamanlar dördüncü bölgede
temyiz hakki yok.
Abdullah Pasa, sikiyönetim kumandani olarak
karari tasdik edecek. O da, 'yukaridaki karar tasdik
olunur' demis, basmis bos kâgida imzasini.
Yukariya 'Abdullah Pasa'nin idami' diye yazsaniz
kendisi asilacak. Hakime dedik ki:
'Bu dediginiz gün Atatürk geliyor. Maksat
hasil olmuyor ki.'
Hakim, 'baskaca bir sey yapilamaz' diyerek kestirdi
atti. Ben de kendilerine sordum:
'Sizin saat 17.00'den sonra davaya devam ettiginiz
olmuyor mu?'
'Ooo, çok oluyor. Gün oluyor, dokuzlara
onlara kadar çalisiyoruz,' cevabini verdi.
"Eee, sondan bes saat ihlal ediyorsunuz da
bastan bes saat ihlal etseniz, olmuyor mu? Yani
pazar aksami sahurdan sonra mahkemeyi açariz.
Pazartesi günü 24.00'ten basliyor, dedim.
Hakim: Elektrikler kesiliyor, dedi.
Ona da çare bulduk: Otomobil farlari ile
hapishaneyi aydinlatiriz. Halkevi'ne lüksler
koyariz.
Hakim bu defa; samiin (hazir bulunanlar, sahitler)
yok, dedi. Ona da çare bulduk. Samiin de
getiririz. Kaç kisi asilacak? Onu karardan
önce söyleyemem, dedi.
Ama ekledi: Savci 27 kisinin idamini istedi. Biz
ona göre mi hazirligimizi yapalim? Bilemem,
dedi.
'BENI ASMAYA MI GELDIN?'
Ceza Infaz Kanunu her asilanin ayri bir yerde asilmasini,
asilanlarin birbirini görmemesini emrediyordu.
Bu sarti da yerine getirmeye çalistik. Her
meydana dört sehpa kurduk. Vali bir de çingene
cellat buldu.
Gece 12.00'de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi
aydinlattik. Mahkemenin 72 sanigi var. Saniklari
aldik. Mahkemeye götürdük. Çingene
de geldi. Adam basina on lira istedi. 'Peki' dedik.
Saniklar Türkçe bilmiyor. Mahkeme karari
açiklandi.
Yedi kisi ölüm cezasina çarptirilmis,
saniklardan bazilari beraat etmis, bazilari da çesitli
hapis cezalari almisti. Kararlar okununca hakim
ilamda idam lafini kullanmadigi ve ölüm
cezasina çarptirilmaktan bahsettigi için
verilen hükmü iyi anlamadilar. 'Idam Çino'
diye bir vaveyla koptu.
Biz Seyit Riza'yi aldik. Otomobilde benimle Polis
Müdürü Ibrahim'in arasina oturdu.
Jeep jandarma karakolunun yanindaki meydanda durdu.
Seyit Riza, sehpalari görünce durumu anladi:
- Asacaksiniz, dedi ve bana döndü:
- Sen Ankara'dan beni asmak için mi geldin?
Bakistik. Ilk kez idam edilecek bir insanla yüz
yüze geliyorum. Bana güldü. Savci
namaz kilip kilmayacagini sordu. Istemedi.
Son sözünü sorduk.
- Kirk liram ve saatim var. Ogluma verirsiniz, dedi.
Bu sirada Findik Hafiz asiliyordu. Asarken iki kez
ip koptu. Ben Findik Hafiz asilirken, Seyit Riza
görmesin diye pencerenin önünde durdum.
Findik Hafiz'in idami bitti.
Seyit Riza'yi meydana çikardik. Hava soguktu
ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Riza, meydan
insan doluymus gibi sessizlige ve bosluga hitap
etti:
AYIPTIR ZULÜMDÜR
CINAYETTIR
- Evladi Kerbelayime, bê gunayime, Ayivo zulimo,
Cinayeto, (Evladi Kerbelayih. Bi hatayih. Ayiptir.
Zulümdür. Cinayettir.) dedi.
"TÜYLERIM DIKEN
DIKEN OLDU"
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yasli adam
rap rap yürüdü. Çingeneyi
itti. Ipi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayagi
ile tekme vurdu, infazini gerçeklestirdi.
Oglu yasinda bir subayi öldürecek kadar
kati yürekli olan bir insanin bu mukadder akibetine
acimak zor. Ama ihtiyarin bu cesaretini takdir etmekten
kendimi alamadim. Asabim çok bozuldu. Emniyet
Müdürüne;
- Ben üsüdüm, otele gidiyorum, dedim."
"EN GERÇEK
BELGE BU"
Iste Dersim ve Seyit Riza meselesinde Mustafa Kemal'in
rolünü anlatan en gerçek belge
bu. Anlamak isteyen anlar. Her kampin ideologlari
ve demagoglari ise anlamaz! Çünkü
zaten onlarin "gerçek" diye bir
derdi yok.