ZAZA ULUSAL SORUNU

Dr. Zilfi Selcan


ZAZA ULUSAL SORUNU



Dr. Zilfi Selcan


Zaza Ulusal Sorunu
Bu çalisma daha evvel Zaza Milli Meselesi hakkinda adiyla üç kere yayinlandi:
Desmala Sure (Marne/Almanya), No. 9, Aralik 1993,
s. 25-33 ve No. 10, Ocak 1994, s. 17-25;
Yeni basim: Zaza Kültürü Yayinlari, Ankara 1994;
Kendi basim, Berlin 1994.
Hem tükenmesi, hem de ihtiyaçtan dolayi dostlarin istegi üzerine, kismen genisletilip Nisan 2004 de Zaza Ulusal Sorunu adiyla tekrar yayina hazirlandi.



ZAZA ULUSAL SORUNU
Zilfi Selcan
Berlin 2004

1. Zaza ulusal bilincinin dogusu


1.1 Zaza ulusal bilincinin gelisme süreci

Ülkemizde, daha dogrusu anavatanimizda varolan çok yönlü ve katmerli bir baski rejimini yöneten güçler ile bu baskiya karsi koyan muhalefet güçleri, birbirine karsi iki kutup olusturuyor. Ancak, zulme ve baskiya karsi olup ta, simdiye kadar ortaya atilan politik tavirlarin hepsi, yakin tarihte görüldügü gibi, yanlis oldugunu hayat pratigi ortaya koydu. Asil politik sorunumuzu, yani Ulusal Sorununu ele alacagina, toplumumuzun sorunlariyla alakasi olmayan konular, mesela Çin, Sovyet ve Arnavutluk komünist partilerinin rekabet ve propogandasini, bikip usanmadan geti-rip bas sorunmus gibi göstermesi, halkimizdan kopuk oldugu gibi, çikar-larina da karsiydi. Çünkü milli baskiya ve sömürüye karsi önceleri birlik halinde olan (mesela 60’larin sonundaki Pir Sultan tiyatrosunun ya-saklanma olayi döneminde) bu genis direnç ve dinamik potansiyel, hal-kimizin ulusal çikarlarina ters düsen yabanci siyasi ideolojiler vasitasiy-la tamamen yanlis bir yöne sevk edilererek bölünmeye, daginikliga ve asil düsmani görmekten alikonarak içdüsmanliga itildi. yabanci güçlerin hizmetine girmis olan bu siyasi gurupçuklar sonuçta kendi halkina ters düstükleri gibi, 1981 de büyük yenilgiye ugradiktan sonra, geriye toplumsal bir enkaz birakarak dagildilar.

Politikalarinin bir boyutu tamamen yanlis bir hedefe itilerek iflasla son bulurken, hiç unutulmamasi gereken diger önemli bir boyutu da o dö-nemin genç nesillerinin, kendi ulusal ve kültürel kimliginden koparilip bunun yerine sunî bir yedek kimlik empoze edilmesidir. Nazmiye’de Dersimli bir dostumla bir ilkokul ögrencisi arasinda geçen su konusma buna canli bir örnektir:

- Tu Tirka, Kirmanca? ‘Sen Türk müsün, Kirmanc misin?’
Ögrenci:
- Ez ne Tirko, ne Kirmanco! ‘Ben ne Türküm, ne de Kirmanc’im.’
- Ma çika? ‘Ya nesin?’
Ögrenci:
- Ez qoministo! ‘Ben komünistim!’

Binbir çesit türden ‘halkin’ bilmem ‘necisi’ dervisligini yapan ögret-menlerinden aldigi kimlik gidasina bakin! Kulaklari çinlasin bu ‘dev-rimci’ asimilasyoncu Dersimli ögretmenlerin.

Kendi Zaza dilinde konusmayi ve bu dilde bir türkü söylemeyi bile, eski dönemlerde oldugu gibi, halen de milliyetçilik sanan bazi ‘devrimci’ dervislere rastliyoruz. Bunlari da devrimcilik kurbanlarindan saymak gerekir.

Kendi halkinin dilini, kültürünü, pozitif degerler sistemini içeren hüma-nist ve diger deger yargilarini yikip bunun yerine, benimsemis olduklari yabanci siyasi ideolojilerin sunî ve yapmaci kurallari yerlestirildi. Kisa-casi yikici devlet asimilasyonculugunun üstüne bir de bu ‘solcu’ ve ‘devrimci’ asimilasyonculugun binmesiyle, büyük tahribatlar yaratilarak toplumumuzdaki ulusal ve kültürel kimlik krizi daha da büyütüldü.
Son zamanlarda yasanan aci durumlar, toplumumuzu anavatanindan dogrudan veya dolayli olarak yurt içine ve disina sürgün edilerek dagilip parçalanmasina sebep oldu.

1960-1981 döneminin politik muhalefetinde Türklere ve Kürtlere, önce-ki nesillerinden kendilerine kalma bir siyasi mirasi var iken, Zaza kö-kenli aydinlar maalesef bundan mahrum bulunuyordu. Onun için Zaza kökenli aydin ve ilerici kesim, ne Türk örgütlerinde, ne de Kürt örgütle-rinde, kendini hiç bir zaman rahat hisetmedi. Kisacasi, kabul edilmeyen, fakat ayni zamanda açikça politik olarak ifade edilemeyen bir kimlik sorunu bulunmaktaydi. Dili, dini, kültürü ve kökeni bakimindan diger etnik guruplardan farkli, fakat henüz formüle edilerek açiklanmamis bir kimlige sahip olan Zaza kökenliler, ne Türkler, ne de Kürtler tarafindan kabul edilemiyordu ve halen de öyledir. onun içindir ki Zaza kökenliler, kendilerini politik saflarda kabul ettirebilmek için, ya Türklerin yaninda Türkten çok Türk görünmüs (Ziya Gökalp, Mehmet Serif Firat vd.), ya da Kürtler arasinda Kürtten çok Kürt kesilmistir (Nuri Dersimi, Sait Kirmizitoprak, Sait Elçi vd.)

Son 20 yillik politik tecrübeden çikan sonuç su ki, siyasi sahada ortaya çikan türklesmis Zaza ve kürtlesmis Zaza guruplari disinda, kendi ulusal kimliginin bilincine varan üçünçü bir tip olarak, yeni ve yurtsever bir bagimsiz Zaza aydin tabakasi filizlenmeye basladi. Özellikle 1980’den sonra, simdiye kadar özünde Zaza bagimsizligini savunarak yayinlanan siyasi ve kültürel mecmua sayisi onbire ulasti ve bazilari halen yayina devam ediyor. Bunlar tarih sirasiyla

1. Kizil Yol Fransa, 5 sayi
2. Ayre Isveç, 14 s.
3. Piya Isveç, 15 s.
4. Raa Zazaistani 2 s.
5. Waxt Darmstadt, 4 s.
6. Rastiye Fransa, 8 s.
7. Desmala Sure Londra, 16 s.
8. Ware Frankfurt, 13 s.
9. Tija Sodiri Frankfurt, 6 s.
10. Vengê Zazaistani Fransa, 3 s.
11. ZazaPress Stockholm, 15 s. (Subat 2004)

yayinlaridir (ayrintili bilgi için bkz. Selcan, 1998a, s. 108 f.; 1998b).
Öteden beri var olan Zaza Ulusal Sorunu’nu, tabulari daha da yikarak, politik tartismaya koymak kaçinilmaz ve zorunludur. Katmerli baskilar altinda ezilen ve birkaç soykirimina ragmen zulme boyun egmeyen, kullugu, köleligi rededen mazlum Zaza halkinin ulusal ve demokratik hakkini talep etmesi ve bu yönde faaliyet göstermesi hayati bir öneneme sahiptir.

Zaza yurtseverliginin destek ve ilgi görmesinin en önemli nedeni, Zaza halkinin yok edilmeye çalisilan ulusal ve kültürel kimliginin korunmasi-na sahip çikmasidir. Geçmiste anavatanimizda Zaza halkinin ulusal ve kültürel kimligini inkâr ve red eden, halka yabanci olan sapma ve mace-raci siyasi akimlardan farkli olarak, tarihimizde derin köklü olan ulusalci, özgürlükçü ve anti-sömürgeci siyasi misyona sahip çikmak tüm yurtseverlere düsen zorunlu bir görevdir.

Zaza Ulusal Sorununu savundugunu iddia eden çevreler sayet bunu, tarihî ve siyasî bir misyon olarak bas meselesi seklinde üstlenirse ve benimsedigi komünizm veya sosyalizm ideolojisine sadece bir malzeme veya deneme tahtasi olarak kulanmazsa, mutlaka daimî bir güç halini alip, gelisecektir, çünkü tarihi ve toplumsal bir zorunluluk vardir.

Bu çevrelerin biraz olumlu yaninin olmasiyla beraber endiseli tarafi da vardir. Zaza halkinin ulusal ve demokratik haklarina kavusmasi için takip edilecek politika soyut degil, gayet net, somut toplumsal sartlara dayanmali ve sürekli olmalidir. Öyle inaniyorum ki, Zaza Ulusal Soru-nu’nun yaninda komünizmin de simdiden bir hedef olarak konmasi, geçmis dönemlerde bu ideoloji adi altinda yapilan büyük tahribatlarda oldugu gibi, bu iki hedefli görüs halk arasinda beklenen sempati yerine, güvensizlik ve saskinlikla karsilanacaktir. Elbette çok az bir kesim bu

her iki amaci da benimseyebilir. Fakat bunun küçük bir azinlikla sinirli kalacacagini ve yayginlik kazanamiyacagini kesinlikle söyleyebilirim.
Ulusal hedef Zaza halki tarafindan benimsenmekle beraber, komünizm hedefi, ister Stalinci, ister Maocu, isterse baskaci olsun, bence bu deste-gi önemli ölçüde zayiflatiyor. Yani bir elin yaptigini diger el istemeden bozuyor.

Bazilari sahis olarak komünizmi bir ideoloji olarak benimseyebilirler. Bu gayet normaldir. Fakat bunu Zaza halkinin hepsine empoze etmek veya mutlaka desteklenmesini beklemek realist degildir. Çünkü kesin-likle, hatta diyebilirim ki katiyen kitlesel destek göremez. Onun için Zaza Ulusal Sorunu’nun ortaya konmasinda tayin edilecek politikanin hedefi ve takibedilecek yolu, uygun biçimde net ve berrak olmalidir.

Bir yandan siyasi basari isterken, diger yandan önüne, teoride parlak görünüp te, pratikte gerçeklesemeyen en asiri idealist engeller koymak yanlistir. Çünkü davamiz büyük bir tarihi dava olup, hayal ve arzu dünyasindan oldukça daha ciddi ve daha büyüktür.

Temennim odur ki, siyasi faaliyette Zaza Ulusal Sorunu’nda sunî engel-ler yaratilmaz ve farkina vararak, bunlar zamanla düzeltilir.

1.2 Bölgecilik, mezhepçilik ve asiretçilik ulusal inkârciliga götürür

Bazi çevrelerde belirtilen görüse göre, Kirmanc ile alevi Zazalar, Zaza ile de sünni Zazalari kastedilerek, sanki iki ayri ulusmus gibi tartismalar yürütüldü. Simdi de ayni kasitli ayirim Dersim-Zaza çift kelime oyunuyla sürdürülerek aslinda bir bölgecilik ve kapali mezhepçilik yapilmaktadir ki, bunun sonu da ulusal inkârciliktir.

Dini asiret mensuplarinda ise eskiden oldugu gibi simdi de tekrar kabaran bir ’üstün dedeler ya da pirler asireti’ ve ’köle talibler’ zihniyeti gelismektedir. Bilindigi gibi Dersim, Sivas, Erzincan ve Varto ile Hinis bölgelerinde, yani kuzey Zaza yöresindeki baslica dini asiretler sunlardir: Kureysan, Bamasuran, Seydan, Aguçan, Dervis Cemalan vd.

Dini asiret mensuplari, bazi istisnalar hariç, büyük çogunlukla dini yolunu terketmis, Türkçülüge teslim olmus ve irkçi-fasist Kemalizme hayranlik duymaktadir. Diger bir kesim ise açikça kemalist görünmese bile, Türkçü ve dolayisiyla kemalist olan Bektasilige sarilmaktadir. Özellikle Dersimli dini asiret mensuplari öteden beri bir Seyyit’lik propagandasi yürüterek Arap Muhammet ile Ali’nin soyundan (Ehl-i Beyt’ten) geldiklerini iddia ederek kendilerini ve dolayli olarak halkimizi kendi çikarlari için Arap göstermeye çalismaktadir. Pirlik

iddiasinda bulunan asiretçi çevreler sürekli olarak bu propagandayi yürüttügünden halkimizi bir çiralik ugruna ulusal kimliginden asirlardan beri mahrum birakmislardir. Hiristiyanlikta, sünni islamda ve diger dinlerde toplanan bagislar fakirlere yardim olarak verildigi halde, Dersim pirleri veya dini asiretleri ise tam tersine, fakirlerden aldiklari çiraligi kendi cebine koymus ve hiçbir sosyal hizmete yatirmamistir.

Ermeni kilisesini, Martin-Luther’i Dersimli dini liderlerle mukayese edersek arada ne kadar büyük bir fark oldugu görülür. Ermeni dini liderler ve Martin Luther kendi halkina büyük yurtsever hizmetler yapmasina karsin Dersimli dini liderlerde böylesi bir sosyal hizmet ve yurtseverlik, küçük bireysel istisnalar hariç, kurumsal bir sosyal hizmet, ne eskiden ne de simdi maalesef yoktur. Onun için Dersim’deki dini sistem halkimizi ileriye degil, geriye götürmüs, sahipsiz birakmis ve görüldügü gibi sonunda düsmana teslim etmistir.

Özellikle 38 jenosidinden buyana Dersimli dini asiret mensuplari çogunlukla Türkçülükle bütünlesmis, kendi Zaza ulusal kimligine karsi çikmakta ve ulusal inkârciligi savunmaktadirlar.

Zazaca dilini konusan 3-5 milyonluk toplumun yaklasik olarak yarisi alevi ve yarisi da sünni inanca sahiptir. Bilindigi gibi Anadolu genelinde bir alevi-sünni esitsizligi bulunmaktadir.

Yani sünnilerin dini inanci egemen kilinirken, alevilerin dini kimligi ve kültürü baski altinda tutuluyor, hor görülüyor ve misyonerce hem Türklestirme hem de sünnilestirilmeye çalisiliyor.

Bu genel çeliski Türk ve Kürt toplumuna yansidigi gibi Zaza toplumuna da yansimaktadir. Bu esitsizlik ve haksizlik eski Osmanli-Türk yönetim-lerinden günümüze kadar sürdürülüyor. Devlet yöneticileri ile dini siya-si amaçlarina alet eden fanatik çevreler, sünnileri alevilere karsi kiskirt-mayi, onlarin inançlarina düsmanca bakmaya sürekli olarak tesvik etme-si, Türkleri ve Kürtleri nasil iki kisima ayirmissa, Zazalari da öylesine ayirmistir. Fakat buna ragmen bugün ne Türkler iki ayri halk oldugunu iddia ediyor, ne de Kürtler. Dini sorun ve bunun çözümü, çok halkli Anadolu toplumunda, halklar üstü genel bir toplumsal sorun çerçevesin-de de ele alinmalidir.

Onun için bu din farki, ayri diller konusan farkli halklarla karistirilma-malidir. Bu görüs stratejik anlamda basarisizliga ugrayabilecegi gibi, düsman güçler tarafindan da tüm Zazalarin alehine kolayca kulanilabile-cegi için, buna firsat vermemek gerekir.

Onun için, aralarinda bir dil birliginin varoldugu alevi ve sünni Zazalari iki ayri millet, halk veya ulus olarak göstermek pek inandirici bir görüs degildir. Öte yandan hosgörüyü benimsemis Zaza aydinlari ve yurtse-

verleri arasinda olmasa bile, halk arasinda bir alevi-sünni çeliskisi ve güvensizliginin oldugu ise inkâr edilmez bir gerçektir. Fakat buna rag-men, hakim güçler tarafindan asirlar boyunca derinlestirilen bu çeliski, Zazalarin bir halk veya ulus olmasina kesin bir engel de degildir.

Sayet Zaza aydinlari ve siyasi güçleri alevi-sünni esitsizligini beraberce kaldirip, hosgörüye ve karsilikli saygiya dayali bir ortam yaratabilirse, bu birlik pekistirilebilir.

Zaza halkinin hem alevi, hem de sünni kesimi olsun, bas sorunu ulusal sorun oldugu gibi, ulusal çikarlari da ortaktir. Diger bir ifadeyle, ya hepsi beraber baskilar ve asimilasyonlar sonucu yok olacaklar, ya da dayanisma içinde yürütücekleri akilli bir politika ile ortak hedefleri dogrultusunda haklarini mücadeleyle elde edecekler. Bu açidan bakilir-sa, Zaza halkinin alevi ve sünni kesimi siyasi olarak ister ayri, isterse beraber örgütlense bile, tek bir ortak ulusal hedefi ve buna varmak için gerekli olan ulusal dayanismayi, temel ve dokunulmaz bir prensip olarak benimsemelidir.

Zaza halkinin simdiki sorunu öncelikle bir ulusal sorundur. Ulusal ve demokratik haklarini elde ettikten sonra ise halka dayali bagimsiz ve demokratik bir toplum insa etmek gündeme gelecektir. Zaza halki bu döneme kadar sayet basarili bir mücadele verirse, bagimsizlik sekline de, zamani gelince kendi iradesiyle karar verecektir. Böylesi bir durum-da ileride simdiden nasil olacagini bilemiyecegimiz politik ortam tayin edecektir. Ancak su söylenebilir: Mevcut siyasi sartlara göre Türk, Kürt ve diger halklarla beraber, gerçek esitlik temeli üzerinde kurulabilecek bir Demokratik Devletler Federasyonu gerek bölgesel, gerekse enterna-syonal güçler dengesi bakimindan yakin veya orta dönemde gerçekles-mesi mümkün olabilecek realist bir hedeftir.

Zazalarin kuracaklari bu federe devletinde, her türlü sömürgecilerin dilleri yerine, ulusal dil Zazaca olacaktir. Hosgörü, gerçek laiklik, de-mokrasi ve esitlik temeline dayanan bir toplum düzeni yaratilmalidir. Diger ulusal devlet modellerine karsi, Zazalarin arasinda dini esitlik ve hosgörü temel ve tabii bir anlayis halini almalidir. Halkimizin alevi ve sünni kesimleri sayet isterlerse, iki eyalet sistemine dayali bir demokra-tik devlet biçimini, örnek model olarak seçebilirler. Bence Zaza halkinin din, lehçe ve tarih bakimindan farkli olan toplumsal yapisini gözinünde bulundurarak uygun görebilecegimiz en iyi devlet sekli, bu farklara tatmin edici bir sekilde çözüm getiren ve halkimizin her iki kesimini de bu temel üzerinde razi edebilecegi böylesi, iki otonom bölgeden olusan bir devlet modelidir.

Alevi Zazalar kendi eyalet hükümetini kurarken, sünni Zazalar da kendi eyalet yönetimini tayin etmis olur. Birlik ve bütünlügü saglamak, disa karsi etkin bir politika takibetmek amaciyla, bu iki eyalet ortak bir merkezi hükümet kurabilir. Devletler arasi iliskiler için de, ortak bir temsilcilik tayin edebilirler.

2. Zazalarin bölgesel halk adlari

Almanlar nasil kendilerine bölgesel adlarla Preuße, Sachse, Bayer, Westfale vs. diyorsa, Zazalar da ayni sekilde kendi adlandirmasi için birkaç yöresel halk adini kullanirlar: Zaza, Kirmanc, Dimili, Gini.
Hem bölgeler üstü, hem de enternasyonal düzeyde ençok yaygin olan etnik ad Zaza’dir.

Dil adi, halk adina -ki takisini eklemekle olusur; mesela: Zaza > Zaza-ki ‘Zaza-ca, Zaza dili’, vs.

Zaza etnik adi Bingöl, Hani, Dicle (Piran), Elazig (Xarpêt) ve Sarizda yaygindir; Türkçede Zazaca konusan kesimin tümü için kullanilir.
Kirmanc, Zaza ve Dimli isimlerinin hepsi, yurdumuzun farkli yerlerinde Zaza dilini konusan toplum için kullanilan birer bölgesel halk adidir.
Kürt ismi ise Kürt dilini veya yerli biçimiyle Kurmanc / Kirmanc veya Kirdas dilini konusan toplum için ifade edilen bir halk adidir.


2.1 Zaza adi

Ptolemaeus (takriben ms. 127-161) Geographia adli eserinde ve bunda çizdigi Asya haritasinda, Hazar Denizi’nin güneyinde (enlem/boylam: 83°/40°) Latince Zazaca (Yunanca ?a?a?a) [zazaka] diye bir yer kaydediyor (Book VI, III, s. 135 Stev.).

Bir baska benzer ad ise Zazata’dir:
Baska kaynaklarda Zaza terimine rastlanilinca, tarihi bakimdan bugünkü Zazalar’la bir ilgisinin olup olmadigi sorusu akla gelir. Bu tür sorularin cevabi ise ancak zaman ve mekân dahilinde yapilacak tarihi bir deger-lendirme ile verilebilir.

Bazilarina göre, ‘Zaza dilinde çok z’nin bulunmasindan dolayi (kim saymistir ki?), bu dili konusan halka böyle deniliyor’ izahi, bilgi ek-sikliginden kaynaklanan bir yakistirmadir. Halbuki Zaza bir asiret adidir ve ayni dili konusan diger asiretler toplulugu veya halk için etnik bir isim olarak Türkler’le Kürtler tarafindan kulanilip, günümüzde Zazala-rin belli bir kesimince benimsenmistir.

Zaza asireti, bugüne veya yakin döneme kadar Sivasta yerlesik olup ta, Dersimin Six Hesenan asiret gurubunun (10 asiret) bir kolu olan Koçkiri

asiretler gurubundan (12 asiret) bir tanesidir (bkz. N. Dersimi, Dersim Tarihi, s. 61 ve dipnot 2). Six Hesenan asiretleri tamamiyle Zaza dilini konustuguna göre (N. Dersimi, s. 46), bugün kismen Kürtçe konusan Koçkiri asiretleri, demekki Dersimden ayrildiktan sonra zamanla kürt-lesmislerdir. Evliya Çelebi 1650 civarinda Dogu Anadolu’da gördükle-rini Seyhatnâme adli eserinde anlatirken, sürülerini Bingöl yaylasinda otlatan Zaza Asireti’nden, ve Zaza lisanindan defalarca bahsetmektedir (c. IV, s. 74, 145; yeni basim: c. 6, 164 f., 231): Zaza
Diger yandan 13. yüzyildan kalma ve Dersimin Turismege köyündeki bir ailede bulunan ve yerlilerin bir kesimi tarafindan Secerê Kurêsi ‘Ku-reys Seceresi’ denilen meshur deri dökümandaki bir kayitta, talip (mü-rit) olarak bahsedilen diger birçok asiretlerden bir tanesi de Zaza adli bir asirettir. Kopyasi bende olan bu seceredeki Arapça metinde aynen söyle yazili:

Talib Molla Bani min qabila Zaza

 

Zaza kabilesinden Molla Bani

Zaza asiretinin adi, Osmanli belgelerinde de kayitlidir ki, o zamanlar Dersimin de dahil oldugu Diyarbekir Eyaletinde yasadigi belirtiliyor (bkz. C. Türkay, Osmanli Imparatorlugunda Oymak ve Asiretler, s. 168).
Bu sebeple olmalidir ki, yaptigim tespitlere göre, Zazalar veya benzer sekildeki adlari tasiyan köylerin hepsinin Kuzey Zaza Bölgesi’nde, yani bugünkü alevi Zazalar yöresinde bulunmasi, demekki bir tesadüf olmay-ip, tarihi bir temele dayanmaktadir. Bu bilgiler birbirini tarihi, cografi ve dilbilimi bakimindan tamamlamaktadir.

Yurdumuzun Bingöl, Elazig ve Diyarbakir’in Dicle (Piran), Hani gibi yörelerindeki halki, kendisine Zaza diyor. Bu etnik terim ayni zamanda Türkler ve Kürtler tarafindan da Zazalar için halkimizin genel bir adi olarak kulanilmaktadir. Mesela 1900’lardan çok önce Dersim ve Erzin-can’dan göçedip Sariz’a (Kayseri) yerlesenlerin bana anlattigina göre, komsu Türkler kendilerini bastan beri oldugu gibi simdi de Zaza olarak adlandiriyorlar. Halen Dortmund’da yasayan bir Sarizlinin bana anlatti-gina göre, Erzincan’dan buraya göçeden ve Çarekan asiretine mensup olan dedesine burada Zaza Mahmut deniliyormus.

2.2 Dimili adi

Bu isim, Zazaca konusan toplum için kulanilan diger bir etnik veya halk adidir. Basta Siverek Zazalari olmak üzere Çermik Zazalari da kendile-rine öncelikle Dimli demekle beraber, Zaza adini da benimsiyorlar. Kürtler genellikle, Dersim, Sariz, Kuzey Diyarbakir ve diger yörelerde Zazaca konusan halki Dimili diye adlandiriyorlar. Mesela Mazgirt ve Muhundu Kürtleri, yönelttigim soru üzerine Dersim Zazalarinin hangi dil konustugunu söyle ifade ederler:

Ew dimili qese dike. ‘O Dimilice konusuyor.’

Bingöl ve Elazig Zazalariyla yapmis oldugum konusmalarda, kendileri için bu halk adini kullandigina simdiye kadar rastlamadim.

Alevi Zazalar Dimli terimini kendileri için kullanmazlar. Kürtler ise komsulari olan bütün Zazalar için, yani hem alevi, hem de sünni kesim için genel olarak Dimili adini kullanmaktadirlar.

Tarihçi ve dilibilimcilere göre Dimli ? adi, eski dönemlerde Hazar Denizinin güney bölgesi ile Horasan’in güney batisinda yasamis olan ve Dêlemî diye anilip, özellikle ms. 5.-11. yüzyillari arasinda büyük rol oynamis olan meshur halkin adindan kaynaklaniyor. Oskar Mann’in bu halk adini 1906 da Siverek Zazalari arasinda tespit etmesi üzerine, ta-rihçi ve dilbilimci F. A. Andreas bunun Delemi ?? (arapçasi Daylami) teriminden geldigini ileri sürdü (bkz. A. Christensen, Les Dialectes …, 1921, s. . Daha sonralare ise dilbilimci Karl Hadank (1930, s. 19; Mundarten der Zâzâ, 1932, s. 2-6) ve tarihçi Vladimir Minorsky bu hi-potezi devr aldilar ve tasdik ederek savundular (bkz. Enzykl. des Islam, Daylam mad.; türkçe: I.A., A. Ates, Deylem mad.).

Kürt milliyetçisi Celadet Bedirxan bir çok konuda oldugu gibi Dim(i)li adini da degistirip Dumili seklinde uydurmustur. Bedirxan ve halefleri *Dumili

3. Kirmanc adi

Bilindigi gibi bu terimi sadece alevi Zazalarin bir kesimi kendileri için bir etnik ad olarak kullaniyor. Dersim ve Erzincan’da kulanilmakla be-raber, Varto, Hinis, Tekman, Sariz ve Karliova kazalarindaki alevi Zaza-lar tarafindan rededilmektedir, Çünkü bunu Kürtler için kullaniyorlar.

Kürtler de kendilerine Kurmanc dedikleri için, bu yörelerin alevi Zaza-lari kendilerini sünni Kürtlerle karistirmamak amaciyla farkli terimlerle adlandiriyorlar. Bununla ilgili olarak bahs ettigim yörelerden gelen Za-zalara yönelttigim sorulara göre Sariz Zazalari kendi etnik adi olarak Zaza terimini benimserken (çünkü burada sünni Kürt yok), Varto, Hinis, Tekman ile Kars’in Selim kazasindaki Zazalar, kendileri için Alevi teri-mini öncelikle tercih ediyorlar. Zaza terimini redetmemekle beraber, bu yörelerdeki alevi-sünni çeliskisinin basta ve güncel olmasindan dolayi kendilerini etnik düzeyde degil de, dini düzeyde çevre toplumundan ayirdediyorlar.

Sayet etnik düzeydeki çeliski öncelik kazanirsa, bu sefer ona göre, yani etnik bakimindan ayirdedici bir belirtme terminolojisini kullanirlar.
Zaza halkinin alevi kesimi Kirmanc terimini kendileri için etnik bir ad olarak kullandigi gibi, Gûrânlar hariç (bkz. E. B. Soane, To Mesopota-mia ..., 1912, s. 171), Kürtler ve Soranlar da degisik sekilleriyle Kir-manc, Kermanc ve Kurmanc adini kendileri için kullaniyorlar. Bunu son bir kaç yüzyildan beri belgeleyen yeteri kadar yazili metin vardir (Kur-manc’lar için bkz. Serefname (1596): Farsça orijinal, Petersburg 1880, T. 1, s. 12: K.rmanci ; P. Lerch, Forschungen ..., I: s. XVIII, ii: 1856, s. 105; Soranlar için bkz. cl. J. Rich, Narrative ..., 1836, Vol.1, 270).

Durum böyleyken, akla su soru geliyor. Nasil olur da, dilleri birbirinden tamamen farkli olan bu toplumlarda, kendilerini adlandirmak için Kir-manc veya degisik biçimiyle Kurmanc adi kullaniliyor?

Bu soru bazi dilci ve tarihçileri düsündürmüstür. Celadet Bedirhan da bu halk adlandirmasiyla ilgilenirken su yaklasimda bulunuyor: Kürt veya Kurd adinin *Kurd-manc dan geldigini ve bununla Kurmanc < *Kurd-manc iddiasini kurup, yazilarinda Kurmanc yerine ‘Qurdmanc’ diye yazmistir (bkz. Hawar, 1932), fakat bunu ispatlayabilecek herhangi bir tarihi belge ve dil örnegi yoktur. Iddianin ise, ispati olmadigindan dolayi hiçbir kiymeti yoktur. Gerçek, ancak ispati temel esas alan bilimle elde edilir.
Bu konuyla kendim de ilgilendim. Bazi tahminler ileri sürülebilir elbet-te. Fakat bu tahminleri belgeylebilecek tarihi bir bilgiye veya eski dö-nemlerden kalip ta, Zazalar veya ayni ad altinda baska halklar için kul-lanildigini belirten böylesi bir isme, kontrol ettigim eski dönem kay-naklarinda rastlamadim. Eski Arap, Fars, Yunan yazili kaynaklarinin hiçbirinde Kirmanc / Kurmanc adina rastlanilmiyor. Ancak Ermeni kaynaklarinda benzer bir mevcuttur. Fakat bunun çok yönlü ve köklü olarak incelenmesi gerekir. Simdilik Kurmanc veya bunun bir varyanti

olan Kirmanc adinin kökeni ve ne anlam tasidigi kesin olarak bilinmemektedir.

2.4 Kürt adi

Eski Yunan, Latin, Fars ve Ermeni kaynaklarinda çesitli yazilis biçimle-riyle bulunmaktadir. Tabii Kürt kavrami bu dillerin kendi fonetigine ve telâfuz biçimine göre farkli seklinde görülüyor:

Yunancada Kurtiri, Latincede Curtaei, (Yeni) Farsçada Kord , A-rapçada Kurd (çogul sekli Akrad, ), Ermenicede Kortik’, Kurmancide (‘Kürtçe’de) Kurd, Zazacada Kird, Türkçede Kürt.

Sunu daima gözönünde bulundurmak gerekir ki, Ortadoguda Kürt terimi eski tarihte sadece belli bir etnik halk toplulugu için degil de, genellikle sehir disinda, yani köylerde ve daglik yörelerde yasayan birçok halk için kullanilmistir. Mesela Dilemliler veya Dêlemliler için oldugu gibi, A-raplar için de kullanilmistir (bkz. V. Minorsky, Kürtler mad., Islam Ansikl.).
Tarihçiler bunu çogu zaman vurgulayarak belirtmektedirler. onun için tarihi kaynaklarda rastlanilan Kurt, Kurtiri ve benzer terimler her zaman kesin olarak bugünkü ‘Kürt’ler (Kurmanclar) için geçerli olmayip, baska etnik bir halk gurubu için de olabilir, hatta Zazalari da veya Zaza-larin bir asiretini de kastedebilir.

Onun içindir ki Ortadogu ülkelerinde ve bununla Türkçede de eskiden beri devam eden bir dil aliskanligiyla birbirinin dillerini anlamayan halklar, kisaca Kürt deyip geçerek birbirine karistiriliyor. Zazalar, So-ranlar, Kurmanclar ve Guranlar, elma ile armut misali birbirine karisti-rilip, hepsine Kürt denilip geçilmistir.

Bugün Almanya’da Ausländer ‘yabanci(lar)’ terimi nasilki yeri, yurdu dili ayirdedilmeden, genellikle saçi siyah olanlarin tümü için kullaniliy-orsa, eski dönemlerde de, Asur, Fars, Roma, Arap, Türk istilacilarina karsi direnip te boyun egmeyen, daglarina siginarak bagimsizligini ko-ruyan halk topluluklarina genellikle eski sekliyle Kurt denilmistir. An-cak daha sonra dildeki tarihi gelisim sonucu, yani eski ve orta dil kade-mesindeki /-t-/ > yeni /-d-/ dönüsümüyle, Kurd ve benzer varyantlara girmistir.
19. yüzyilda milliyetçiligin ortaya çikisi, bu döneme kadar egemen dev-let ideolojisinin yerine ulusal ideolojinin öne geçmesiyle Osmanli-Türk Devletinde de, halklar arasinda bir ulusal bilinçlenme dogdu.

Sultan Selim I’in Bitlisli Kürt Idris’le kurmus oldugu (1514) sömürgeci-lik temelindeki Türk-Kürt ittifaki asirlar boyunca sürmüs; 1889-1923 yillari arasinda ise baski ve terör estiren Kürt Hamidiye Alaylarinin kurulmasiyla bu ittifak tekrar pekistirilmistir.
Bütün bu dönemlerde Kürt kimligi ve yöredeki siyasi otoritesi öteki halklarinkinden öne geçmisti.

Bu Hamidiye Alaylarina ne alevi ne de sünni Zazalarin alinmayisi, Os-manli-Türk yönetiminin sünni Kürtlerin sadik hizmetine ne kadar gü-vendigini belirtiyor. Diger yandan sünni Kürt yöneticileri de kendi nü-fuz yöresinde Zaza’larin (ne alevi, ne sünni) siyasi olarak güçlenmesine çikarlari icabi karsi çikmislardir. Bu siyasal-toplumsal ittifak temelinde, Kürt unsurunun tarihi süreç boyunca güçlenmesi, Zazalarin ulusal bi-linçlenmesinin ise geri planda kalmasinin önemli faktörlerinden birisi, süphesiz bu ikili Türk-Kürt egemenlik ittifakidir. Bu sebepledir ki, ulu-sal bilincine ulasmis bir Kürt aydin tabakasinin olusmasina karsi, Zaza-lar arasinda (ne alevi, ne de sünni) bagimsizlikçi bir aydin kesim ortaya çikamamistir.

Kisaca belirttigim bu ifadeler sonucu Kürt terimi nihahi olarak ve gü-nümüzde siyasi ve etnik bakimdan sünni Kürtlere, daha dogrusu Kur-manc’lara malolmustur. Alevi Kurmanclar sünni Kurmanclarla karisti-rilmamak için, alevi kimligini ulusal kimliginden daha üstün tutmasiyla beraber, son yillarda bu durum genç nesillerin etkin olmasiyla, sira de-gistirmeye baslamistir ve ulusal kimlik öncelik kazanmistir.

Dersim adi

Nuri Dersimi’nin kitabinin ilk sayfasinda ve ilk satirinda, keyfi olarak *Der-sim seklinde ayirip Kurmanci’de der ‘kapi’ ile sim ‘gümüs’ keli-melerine benzeterek iddiada ettigi *Der-sim < Kürtçe *Derê Sim ‘gümüs kapi’ bagintisi, hiçbir belgeye dayanmadigi için, hayal gücüyle yapilan bir yakistirmadir. Bu asilsiz yakistirma basin yoluyla çok yayginlasip birhayli kafa karisikligina yolaçti. Dil tarihi uydurmaya birakilirsa, Kurmanci der yerine Zazaca dere ‘dere’ kelimesi de uydurulabilir. Fakat böylesi uydurma ve yakistirmalari ispatlayacak bir belge olmadigindan asilsiz bir iddia olarak kalir. Dogrusunu bulmak için tarihi belgelere basvurmak gerekir: Klasik Yunan, Latin ve Ermeni yazili kaynaklarinda geçen Tercan’in eski adi, Dersim ile bir benzerlik göstermesi dikkat çekicidir: Amasyali (Pontuslu) yazar Strabo (mö. 64 - ms. 19: XI, 14.5) ile Stephanos von Byzanz (5.yy.: Ethnika, s. 480 Meineke) Yunanca ?e?? olarak ve Romali tarihçi Plinius (ms. 24 – 79: NH. V, 83) ise Latince Derzene diye yazarlar. Yunan yazarlarin yazdigi ?e?? (Xer-xene) adininin dogru okunus sekli, Plinius’un Latince Derzene, Derxene yazma sekline dayanarak Eski Yunanca’da ?e?? (Derxene) olmalidir (bkz. Hübschmann, 213; Strabo, çevirici Winkler’in izahati: s. 199).
Ermeni tarihçileri Agathangelos (5. yy.: s. 593), Koriun (5. yy.: s. 27) ve Moses Xorenaci (6. yy.: s. 523) ise Dercan bölgesinden bahsederler (Hübschmann, Die altarmenischen Ortsnamen, s. 213, 287). Var olan en eski uygun tarihi bilgiler, bundan ibarettir. Derxene [d‰rks‰nƒ] adinin, [-ks--] gelismesinde k’nin zayiflayarak kaybolmasiyla *Dersen sekli-ne dönüstügü farzedilirse, o zaman *Dersin olmasi gerekirdi.kelimesindeki harfinin telâfuzu Eski Yunancada [?] ve Yeni Yu-nancada [i] oldugu dikkate alininca, Dersin < *Derksini bagi kesinlik kazaniyor. Hakikaten bunu dogrulayan tarihi bir belge mevcut-tur: Daha evvel bahsettigim Turismege Seceresinde kayitli olan 12 talip alevi asiretlerden birisi de Dêsin-ler diye yazilmaktadir.

Bu belgeyle zaz. Dêrsim : tür. Dersim < *Dersin < *Derksini gelisimi, yani kelime sonundaki m’nin, daha evvelki n’den türedigi kesinlesiyor. Su halde sondaki -n > -m dönüsümü ikinci bir fonem degisikligidir.

Bu duruma göre ayni yer için kullanilan iki cografi kavram mevcuttur. Birisi Yunanca ve Latince kaynakli Derzene, digeri ise Ermenice kay-nakli Dercan’dir: Yeni Ermenice Tercan < Eski Ermenice Dercan. Ter-can ise Erzincan’in kuzey dogusunda bulunan bir kazadir. Cevdet Tür-kay’in Osmanli arsiv dökümanlarindan derledigi asiretler listesinde de, Dersim ve buna benzer adi tasiyan iki asiret adi bulunuyor ki, Dirsimli ve Disimli olarak geçen bu isimlerin ayni asirete ait oldugu görülüyor. (bkz. C. Türkay, Osmanli Imparatorlugunda Oymaklar, Asiretler ..., s. 76). Basbakanlik Arsivinden toparlanan bu bilgilere göre Dirsimli asiretinin yerlesik oldugu yöreler sunlardir:

Erzincan, Kigi, Erzurum, Kuruçay (Dersim Sancagi), Kemah, Çemisge-zek, Xarpirt (Harput), Malatya, -, Kilis, Antakya.

Disimli asiretinin yerlesik oldugu bölgeler ise sunlardir:
Erzincan, Kigi, Erzurum, Kuruçay (Dersim Sancagi), Kemah, Çemisge-zek, Xarpirt (Harput), -, Çarsancak, Kilis, Antakya. karsilastirilrsa her ikisinin de yerlesim bölgesinin ayni oldugu görülür ve bundan dolayi, Dirsimli ve Disimli demekki bir ve ayni ‘asiret’in adidir.

Dersim ise, cografi bir kavram olup, gerçek bir asiret adi olmadigina göre anlasilan, söz konusu topluluklari ya yerlesik bulunduklari veya terketmis olduklari yerlere göre adlandirildiklarindan, veya böylece adlandirmanin pratik olmasindan dolayi, Osmanli yönetimi mensuplari bu isim altinda kaydetmislerdir. Burada ‘asiret adi’ olarak gösterilen isim, bu toplulugun mensup oldugu bölgedir: Dirsimli, Disimli < Dir-sim-li.

Diger önemli bir bilgi ise Dismanli (Dirsimanli) asiretinin Siverek, Gerger ve Kâhta’da da yerlesik olmasidir (C. Türkay, s. 331).

Sayet belgelerdeki Osmanlica yazilis biçimi ve seklinde ise, bugünkü yerli Zaza sekli Dêrsim (Türkçe Dersim) oldugundan, bu kayitlarin dogru okunus biçimi Dêrsimli ve Dêsimli olmalidir.

C. Türkay bu kayitlara ait olan tarihi bildirmedigi için, bu adin osmanli dönemindeki dil-tarihi bakimindan gelismesi ve kökeni hakkindaki bil-giler eksik kaliyor.

Yerli Dersimliler nereye Dersim derler? Usên (Selcan), 80 yasinda:
’Ma hetê Heyder Demeni rê Dêsim vame, hetê Xozati rê ki Six Se(n) vame’.

2.6 Kirmanc ve Zaza adlari üzerine

Belirsiz ve degisik anlamli Kirmanc terimiyle birçok kelime oyunu ve siyasi suistimal yapilmaktadir.

Bilindigi gibi Kirmanc adi, hem Kürtler ve hem de alevi Zazalarin bir kesimi tarafindan etnik isim olarak kullanildigindan, net olmayip çeliskilidir. Bu nedenle çesitli tartismalara, isim kargasasina ve bununla beraber kasitli siyasi suistimallere sebep olmaktadir.

Kürtçü Zazalar bir zamanlar Kird ’Kürt’ adini propaganda ederken, bundan bir çikar elde edemeyince son dönemde Kirmanc ismine sarildilar. Çünkü Kürtler de kendilerine Kirmanc dedigi için, (ez Kirmanc’im ’Ben Kirmanc’im’) akillarinca güya Zazalarin da Kürt oldugunu göstermeye çalisiyorlar. 2002 de Berlin’de kurulan bir dernege bu amaçla Kirmanc Enstitüsi adi verildi.

Her iki isim de, Zazaca konusan toplum için kullanildigindan, bunlari birbirine ters düsen kavramlar olarak görmüyorum. Bu toplum gerek Türkiyede, gerekse dünyada olsun, bir kere Zaza adi altinda tanindigi için, ve biz de simdiki asamada bölgesellikten ulusalliga geçmek zorun-da oldugumuzdan, bunu genel ulusal adimiz olarak uygun görüyor ve öteki yayginlasmamis bölgesel etnik adlara nazaran daha tercih ediyo-rum. Mesela halk edebiyatinda Kirmanc kelimesini rahatlikla kullan-mamla beraber, sanat edebiyatinda, siyasi ve bilimsel yazilarimda degi-

sik bölgesel adlardan Zaza halk ismini ortak ulusal ad olarak kullanip seçmemdeki amaç sudur: Birincisi, tehdit altinda olan bu halkin siyasi ve ulusal birliginin gelismesini saglamak, ikincisi ise Kürt milliyetçileri ile bazi siyasi akimlarin, yaptiklari kasitli isim kargasasi, bölgecilik ve mezhepçilik ile kafa karisikligi yaratarak Zaza Ulusal Mücadelesi’nin aleyhindeki çabalari önlemektir.

Daha önce bahsettigim Turismege Seceresi’nde adi geçen alevi asiret-lerden bir tanesinin Zaza asireti olusu, yakin dönemlere kadar bu ad altinda Koçkiri’de yasamasi ve bu adi tasiyan birçok köyün Dersim (Pertek), Sivas, Erzincan ve Erzurum gibi sadece kuzey Zaza bölgesinde bulunusu, yayilma alaninin sadece alevi kesimde olusu dikkati çekiyor. O zaman akla iki soru geliyor: Birincisi, nasil oluyor da halkimizin alevi kesimi kendisinden olan bir asiretin adini, kendilerine bir etnik isim olarak kullanmamistir? Ikincisi ise, nasil olur da, halkimizin sünni kesi-mi bir alevi asiretin adini etnik ad olarak kullaniyor?

Bu sorularin cevabini ise ancak tarih verir. Eski dönemlerde Zazalar arasindaki toplumsal iliskilerde din, dil ve asiret baglari önemli rol oy-nuyordu. Dil ve asiret baglari degismezken, dini inançlar siyasi ve toplumsal sartlara göre degisebiliyordu. Zaza asiretlerinde sünnilikten alevilige geçenler oldugu gibi, alevilikten sünnilige geçenler de vardir.

Mesela Dersimde yerli adiyla Suru (Suran), Usivu (Yusufan) ve Çareku (Çarekan) denen asiretler, sözlü tarihi aktarmaya göre Palu’nun Govdere (yeni adi Gökdere) köyünden gelmislerdir. Simdi hepsi alevi oldugu gibi, Dersim Zazacasini konusuyorlar. yani bugünkü Palu Zaza-casiyla hiçbir sive benzerligi yoktur. Öte yandan Siverekte ki Desman köyünde oturan ve ayni adla anilan Desman (< *Dersim-an) asireti de Dersimden gelip yerlesmistir (Yilmaz Güney iste bu Zaza asiretinden-dir). Siverekli ve Zaza kökenli Necmettin Büyükkaya’nin dedesinin (100 yasinda) 1976 da verdigi bilgiye göre, halen Siverek’te yerlesik olan Demenan, Qerx’an ve ?êwan asiretleri, Dersim’deki ayni adli asi-retlerin bir bölümüdür (bkz. Kalemimden Sayfalar, s. 189 f). Tarihi ve-sikalara bakilirsa, 16. yüzyilda yapilan alevi katliaminda dini liderler Tercan, Erzincan, Bayburt ve Kelkit’te takibedilirken, Diyarbakir ve Siverek’te asilmistir (bkz. Faroqhi, Der Bektaschi-Orden, Wien 1981, s. 39-40; A. Gölpinarli, Mevlevilik, 1953, s. 167). Demekki bu yörelerde Zaza nüfusu bulunduguna göre, Diyarbakir ve Siverek’te siyasi baskiya ve takibata ugrayan nüfuzlu alevi liderler, Dersim’den göçüp yerlesen Zaza asiretleri mensuplarindan baskasi olamaz. Siverek ve Çer-mük’lülerden aldigim bilgiler bunu dogrulamaktadir. 4.9.1993’te Alma-nya’nin Hannover sehrinde karsilastigim Çermüklü ve Qerxan asiretine

mensup Ramazan’a (45) kendi halk adlandirmasini ve tarihi kökenini sordugumda, su cevabi aldim:

Ma Dimlii. Ma wertê Tunceli u Erzinga ra amei.
‘Biz Dimliiz. Biz Tunceli ile Erzincan arasindan gelmisiz.’
Ayni sekilde Siverekli Eziz Pak’in (42) verdigi su bilgler de ilginçtir (11.6. ve 4.9.1993):

Soyrege di asira Qir?ani?an ra ‘Hesenan’ zi vanê. Iê ki kê xanedanan raê, ci ra vanê ‘Hesenan’.

‘Siverek’te Qirgan asiretine ‘Hesenan’ da denir. Hanedan aileden olan-lara ise ‘Hesenan’ (Hasanlar, Z.S.) denir.

Su halde günümüzde Siverek ve Çermük’te yerlesik olan ve ayni za-manda Hesenan olarak ta adlandirilan bu Qir?an asireti (Qir?an, Qerexan, türkçe Karahan) Bati Dersim’deki Sih Hesenan asiret gurubuna bagli olan Qir?an asiretinin kendisidir (N. Dersimi, 61).

Buna göre Dersim’deki Sih Hesenan asiret gurubu aleviligini muhafaza ederken, bunun Siverek kolu 16. yüzyildan itibaren, Osmanli devletinin ve çevresindeki sünni Kürtlerin baskisiyla dini inancini zamanla de-gistirmek zorunda kalmistir.

Yasli Dersimlilerin bana anlattigina göre, 1916 daki dünya harbinde Dersim’de açlik çikinca, Dersim Zazalari yaya olarak taa Siverek’e ka-dar gidip sirtinda zahire tasiyarak getirmislerdir ki, bu eski asiret bagla-rinin önemini belirtiyor.

Güneydeki Zaza nüfusunun, en azindan önemli bir kesiminin, eski dönemlerde alevi oldugunu gösteren diger bir tarihi bilgi ise, daha evvel bahsedilen Turismege Seceresi’nde mevcuttur. Bu Secerede 13/14. yü-zyilda adlari kaydedilen 12 talip asiretten bir tanesi de Merdis asiretidir ve Arapça metinde söyle yazilidir:

‘Abbas ?alib min qabila Merdis

‘Talib ‘Abbas, Merdis (Mirdes) kabilesinden’

Diyeceksiniz ki, bunun ne gibi tarihi bir önemi vardir? Önemi sudur ki, Secerede kaydedilen Mirdes (Merdis) asiretinin, Serefnâme’de (1596) epeyce bahsedilen Zaza beyliklerinden Palu, Egil, Çermik, Bagin ve Harput’ta uzun müddet hüküm süren meshur Mirdâsî (Farsça sekli) asiretiyle muhtemelen ayni olusudur. Minorsky’nin aktardigina

göre (bkz. Islam Ansikl., Kürtler mad.), Selimname adli eserde Mirdes olarak kayitli olan bu isim Merdis olarak ta okunabilir. Su halde Turismege Seceresi’ndeki alevi Mirdes (Merdis) asireti, arap yazi siste-mindeki yazi ve telâfuz farki dikkate alinirsa, Serefnâme’deki Mirdas asiretinin kendisi olma ihtimali büyüktür. Gerger kazasinin (Adiyaman) bitisiginde olan Pötürge kazasinin (Malatya) eski isminin Merdis olusu da bu bakimdan dikkat çekicidir.

C. Türkay’in asiretler listesinde, bu Merdis asireti bulundugu gibi, buna yakin diger bir varyant olan Merdanli da mevcuttur (age. s. 119). Bunla-rin yerlesik veya etkin oldugu bölge hakkinda ise su bilgiler veriliyor:


Merdanli asireti: Çermik Sancagi

Merdasi (Merdesi, Merdisî, Mirdisi) asireti: Erzurum ve havâlisi, Diyar-bekir, Malatya, Rakka, Mardin, Içel, Kengiri, Kars, Çerkes, Eski-sehir.
Bu tarihi bilgiler, yaptigim bir dil mukayesesinden çikan sonuç tarafin-dan da aynen tasdik edildi. Zaza bölgesinin çesitli yörelerinden kayde-dip gramerini inceledigim dil örneklerinden su ilginç sonuç çikti:

Dersim Zazacasi, Siverek, Çermik ve Gerger Zazacasi ile ayni guruba giriyor. Bati Dersimin Zazacasiyla daha çok ortak özellikler tasimakta-dir. Fonoloji ve leksikolojide falan. Morfolojide ise en basit örnek ola-rak isaret zamirlerinin ortak olusudur: nu, na, ni ‘bu eril, bu disil, bunlar çogul’. Bu zamirler Palu, Bingöl, Dicle (Piran) ve Hani Zazacasinda sirasiyla in, ina, ini ve benzer sekildedir.

Çermik ve Gerger Zazacasinin da Dersim’inki ile yakin olusu, buradaki Zaza toplumunun Dersim Zazalariyla ortak tarihi kökeninin olduguna isaret ediyor.

Osmanli-Türk yönetiminin 1514’te Çaldiran savasini kazanmasindan beri sürdürdügü koyu sünnilik politikasi ve büyük alevi düsmanligi, Güney Zaza Bölgesinde’ki alevi asiretleri de etkilemis ve baskilar sonu-cu bu Zaza asiretlerinin sünnilesmesine yol açarak bugünkü durumun ortaya çikmasina büyük ölçüde sebep olmustur.

Ulusal birlik sorununa gelince, su esasi bilmek gerekir. Gelecegi görmek için geçmisi bilmek lâzimdir. Yukarida bahsettigim kisa misallere baki-lirsa, Zaza halkinin dilbirligi oldugu gibi, bir tarih birligi de vardir. An-cak bizler daha yeni yeni kendi dilimizi, tarihimizi arastirarak, kimligi-mizi arayip bulmaya çalisiyoruz. Eger bütün yurtsever Zaza aydinlari kendi ulusal ve tarih bilincine varirlarsa, öyle inaniyorum ki, bunun sonucu olarak, ulusal kimlik (identite) bas siraya geçerek, dini kimligi ikinci sirada birakacaktir. ortak ulusal kimligin benimsenmesine ise,

alevi-sünni çeliskisini, alevi-sünni hosgörüsüne dönüstürmekle varilir. ortak ulusal kimlik her iki toplumsal kesim tarafindan benimsendikten sonra, ulusal birlik, politik çalismalar sonucu kademe kademe yeni nesillere aktarilarak yaratilabilir. Bunu pek kisa bir zamanda yaratmak elbette mümkün degildir. Özellikle sünni Zaza aydinlari, kardesleri olan alevi kesimin üzerindeki dini baskilarin kalkmasi konusunda destek vermeli ve ulusal birligin saglanmasinda kendi payina düsen görevinin bilincinde olarak, aktif çaba sarfetmesi gerekir. Böylelikle alevi kesim üzerindeki asirlik kuskular kaybolurken, sünni kesimde de, alevi düs-manliginin kaldirilip karsilikli hosgörü ve saygi hakim kilinir.

Bazilari diyorki ‘ne alevilikten, ne de sünnilikten bahsedelim, buna ne gerek var! Bizim sorunumuz ulusal sorundur!’ Bu anlayis kolayci ve sade görünüyorsa da, toplumuzdaki derin tarihi yarayi tedavi etmeyip görmemezlik ve kaçamak yapiyor. Halbuki bu sorun susarak degil, ter-sine üstüne gidip tedavi etmekle, yani yarayi sagaltmak için, tartisma yaratarak insanlarimizin kafa yapisini, toplumuzun ulusal birligine engel olan sorunlari çözmeye çalisarak, karsilikli güven ve saygi bagi yarat-mak vasitasiyla çözülür.

Herseyden önce gerek alevi, gerekse sünni Zaza aydinlarinin, siyasi örgütlenmesi ne ve de nasil olursa olsun, temel bir prensip olarak strate-jik anlamda ortak olarak tek bir ulusal hedef kabul etmesi ve takibede-cekleri politikalarin bu anlayisa ters düsmemesidir. Bu ortak ulusal he-def de, Zaza halkinin kendi kaderini tayin etmesi ve ulusal bagimsizligi-na kavusmasi demektir.

3. Zaza dili ve lehçecilik
3.1 Lehçe iddiasinin siyasi yani

Kimi çevrelere göre Zazaca ayri bir dil olmayip, Kürtçenin bir lehçesi-dir. Bu konunun bir siyasi yani, bir de dilbilimsel yani vardir. Ilkin siya-si yanina degineyim. Iki seyi birbirinden prensip olarak ayirmak gerekir. Bilim ile ideoloji veya bilimle siyaset. Bunu özellikle vurgulamamdaki sebep sudur ki, bilim kesin ispata dayanirken, ideolojide veya siyasette bu gerekmez. Diger bir ifadeyle, ispati bulunmayan bir iddianin bilimsel degeri yoktur. Buna karsi siyasette veya ideolojilerde ise hersey iddia edilebilir. Bu iddialar dogru veya yanlis ta olsa. Mesela dini ideolojide denir ki, ‘gökten melek geldi’ veya ‘Allah böyle dedi’, v. s. gibi iddiala-rin hiçbir ispatinin olmamasina ragmen, bu ideolojiyle sartlanarak be-nimsemis insanlar bunun dogruluguna inaniyor ve herhangi bir süphe

veya ‘acaba?’ ileri sürmüyor. Ideolojiler buna da çare bulmus ve ‘süphe etmek günahtir!’ suçlamasini hemen yapistirip gerçegi ögrenmeye çali-sani, yanlisi belirteni böylelikle hemen mahkûm ederler.

Milliyetçi siyasi ideolojilerde de durum aynisidir. Kürt milliyetçi ideolo-jisinde bazi iddialar yapilmis, dilleri Kürtçe olmayan, Kürtçeyi anla-mayan Zaza, Goran ve Lur halklari haksiz yere Kürt diye ilan edilmis, bu halklarin anavatani ise keyfi olarak ‘Kürdistan’ diye gösterilmistir. Bu ideolojiyle sartlanmis kisiler, körükörüne buna inanmaktadirlar. ‘Acaba?’ diye soran ve bilime merak duyarak gerçegi bulmaya çalisan-lara ise, ‘günahtir’ yerine ‘hainliktir’, ‘bölücülüktür’, ‘devletçiliktir’ vs. deyip suçluyorlar. Böyle bir milliyetçi ideoloji ile sartlanmis kisiler yakasini kolay kolay bu fikir hapishanesinden kurtaramazlar.

Bununla genel bir durumu anlatmak istiyorum. Çünkü inkâr etmeye gerek duymadan belirteyim ki, birçogumuz gibi ayni süreçten kendim de geçtim ve bu iddialari ileri süren Zaza ve Kürt kökenlilerin içinde bu-lundugu çikmazi bilip gayet iyi anladigim için izah etmeye çalisiyorum.

Kendim de henüz Kürt milliyetçiliginin etkisinde bulunurken (Zaza kimligimi savunup korumaktan taviz vermeden), ‘bilim mi, ideoloji mi’ veya ‘lehçe mi, ayri dil mi’ çeliskisiyle daima karsi karsiya idim (1981e kadar). o dönemde, Zazacayi inceleyerek ayri dil oldugu sonucuna varan meshur iranî dilbilimcilerden Oskar Mann ve Karl Hadank’i ideoloji geregi tereddütle karsiliyordum. Çünkü tespitleri, etkisinde oldugum Kürt milliyetçi ideolojisine ters düsüyordu. Daha sonra, yillarca harca-digim bütün karsi çabalara ragmen, Kürt örgütlerinin Zaza halkinin ulu-sal ve kültürel kimligini kararli olarak yok edecegini kesin olarak tespit ettikten sonra, ortak çalismayi redederek siyrildim.

Bundan sonra Berlindeki Technische Universität ve Freie Universi-tät’de genel ve iranî dilbilimi üzerine ögrenim görmekle, dilbilim düny-asini tanidim. Zerdüstün dili Avestçe, Eski Farsça gibi eski irani diller ile Partça, Orta Farsça, vs. gibi orta irani dilleri ve yeni irani dilleri taniyarak bunlarin dil-tarihi bakimindan siniflandirilmasini ve nihayet yeni Farsçayi ögrendim. Dar ve kisa görüslü, ideolojik düsünce hapis-hanesinden kurtulup, engin ufuklu bilim dünyasina geçmek çok ferahla-tici ve ayni zamanda çok ta ögretici oldu. Böylelikle bilim adamlarinin ömür tüketerek, canla basla ürettikleri eserleri, zevkle okuyarak serbest ve tenkidçi düsünmeyi, lenguistik çalisma metotlarini ögrenmis oldum. Ancak bundan sonra bilimcilerin neden ‘Zazaca Kürtçe degildir’ tespi-tini tam anlamiyla kavrayabildim. Daha evvel bu eserleri okuyordum, fakat anlamiyordum. Çünkü bunu emin olarak kavramanin önsarti dilbi-limi egitimini görmek veya yeterli önbilgiye sahip olmaktir. Böylelikle

milliyetçi dar kafayla engin bilim deryasi arasindaki büyük farki yasaya-rak ögrenmis olduktan sonra daha evvel tereddütle karsiladigim dilbi-limcilere artik derin bir baglilik ve büyük bir saygi duymaya basladim.
Bunlari anlatmamdaki maksadim, Kürt milliyetçi ideolojisini halen benimseyip lehçe iddiasini savunanlari basitçe suçlamak degil, onlarin içinde oldugu çikmazi ve kördügümü anlatmaya çalisiyorum. Gerek Zaza, gerekse Kürt kökenli lehçe iddiacilarinin, ideoloji hapishanesin-den siyrilip bilimsel gerçekleri görmesine, bazilarinin yaptigi gibi seviy-esiz biçimde sahsina saldirmakla degil, bilgilendirme vasitasiyla kur-tulmalarina yardimci olmaliyiz.

Bilim ile ideoloji farkinin izahindan sonra gelelim lehçe iddiasinin siya-si yanina. Sunu belirtmek gerekir ki, lehçe iddiasi siyasi amaçli bir iddi-adir. yani bilime dayali olmayip, sadece siyasi bir amaç güderek politik çikar saglamaya dayaniyor. Çünkü bunu ileri sürenler hiçbir dilbilimsel çalisma yapmadan ve buna hiçbir gerek te duymadan kuru kuruya iddia ederken, yapilmis olan bilimsel çalismalari da, ya inkâr ediyorlar, ya da görmemezlikten veya bilmemezlikten gelerek tavus kusu gibi davraniy-orlar. Lehçe iddiaciligi, orta Doguda bilinen eski bir baski ve inkâr poli-tikasidir. Lehçe iddiasi, ezilen halklari inkâr ve imhaya yarayan yanilti-ci, kurnaz ve sinsi bir asimilasyon politikasidir. Bilindigi gibi eski Iran diktatirü Sah Riza Pehlevi Iran’da Fars egemenligini kurarak, Kürtler ve öteki halklarin dilini, Farsçanin birer lehçeleri oldugunu ilan ve propa-gada ederek, hepsinin kardes halklar oldugunu, ulusal-demokratik hak ve esitlik talep etmenin, halki ve memleketi böldügünü, bunun bölücü-lük oldugunu iddia ediyordu. Bilmeyene veya anlamayana bu sözler tabii hos gelir. Bakin ‘iste hepimiz kardesiz’, ‘dilimiz birdir’ diyor. Ne güzel! Fakat bu tür sözler aldaticidir. Çünkü öldürücü bir tuzaktir, amaç önce kandirarak susturup, sonra yok etmektir.

3.1.1 Türk lehçeciligi

Ayni seyi Türk yönetimleri de 1992 nin basina kadar söylemiyormuy-du? Bu iddiaya göre Kürtçe ve Zazaca Türkçe’nin birer lehçeleri imis güya. Daha da genisleterek, Zaza Türkleri, Kürt Türkleri terimlerini devlet iddia ediyordu. Bu iddia dilbilimsel gerçeklere degil, tamamen siyasi amaçli bir propagandaya dayaniyordu. Güdülen siyasi amaç ta, bu ezilen halklarin ulusal ve demokratik taleplerini baski altina alip Türklestirmek, yani asimile etmektir. Türk yönetimi, Türkiye ve dünya kamuoyu karsisinda gülünç duruma düsünce bu lehçe idiasini ve hepsi-nin Türk oldugu gioüsünü geri almak zorunda kaldi. Daha sonra öteki

halklar eskisi gibi inkâr edilmeyip ulusal varligi yarim agizla da olsa tanindi.

3.1.2 Kürt lehçeciligi

Ne kadar gariptir ki, Kürt siyasetçileri ve milliyetçileri de Türk ve Fars yönetimlerinin bu inkârci ve baskici lehçe politikasini kendi halki gibi ezilen Zaza halkina aynen uygulamaya kalkmislardir. yani Kürt siyasi güçleri daha kendileri asimilasyoncu baski altindayken bile, Zaza halki üzerinde asimilasyon politikasi uyguluyorlar. ya bir de iktidara gelmis oldugunu düsünürsek, vay Zaza halkinin basina gelenler!

Zamanimizda artik gülünç duruma düsmüs olan lehçe politikasi’ndan Türk milliyetçileri nasil vazgeçmek zorunda kaldiysa, Kürt milliyetçileri de eninde sonunda vazgeçmeye ve Zazalarin ulusal kimligine saygi göstermeye mecbur kalacaklardir. Çünkü inkârciligin sonu yoktur. Za-alarin bununla ilgili bir atasözü vardir ki derler:


Ciyê binê vor’e, r’ew vo herey vo, vez,ino.
‘Karin altindaki pislik, er geç ortaya çikar.’
Onun için Kürt aydin ve siyasetçileri, eger demokrat iseler, Kürtlerin Zazalar üzerinde üstünlük kurma gibi baskici anlayisini mahkûm edip, bunun yerine Zaza ve Kürt halklarinin esitligini ve kardesligini savun-malidirlar.


Lehçe iddiasina dilbilimsel bakis

Dilbilimciler buna nasil cevap verir, kisaca izah edeyim. Zaza dilinin Türkçeyle olan iliskisi, Almancayla Macarca gibi iken, Kürtçeyle olan iliskisi de Almancayla Ingilizce gibidir. Almanca ile Macarca nasil ayri diller familyasina girerlerse, Zazaca ile Türkçe de ayri ayri dil familya-sina aittirler. Almanca ile Ingilizce nasil cermen dilleri familyasinda iki ayri dil iseler, Zazaca ile Kürtçe de ayni sekilde, 40 dilden ibaret olan iranî diller familyasinda iki ayri dillerdir.

Zaza dili ile Kürt dili, dil-tarihi bakimindan oldugu gibi, fonoloji, mor-foloji, cümle kurulusu ve leksikoloji (kelime hazinesi) düzeyinde de çok farkli bir yapiya sahiptirler. Bu konuda dilbilimciler, dil mukayesesi yaparak dillerin ortak ve ayri özelliklerini tespit edip, tarihi bakimdan oldugu gibi, simdiki dilleri de gramer yapisina göre siniflandirmislardir. Bunun üzerine ciltlerce bilimsel eser vardir.

Kürt lehçecileri asimilayoncu politikalarini propaganda ederken bu te-mel bilimsel eserlerden bahsetmekten titizlikle kaçiniyorlar ve bunun yerine siyasi amaca dayanan ve bu yüzden hiç bir ciddi ve bilimsel de-geri olmayan Kürt açiklamalarini bikmadan kaynak olarak gösteriyorlar.
Iki dil arasindaki iliskiyi merak edenler, her iki dilin, günlük hayatta ençok konusulan temel kelimelerden birkaçini bir araya getirip mukaye-se ederlerse, bunlarin benzerligini veya ayriligini kendileri de kolayca tespit edebilirler. Bunu Zazaca ve Kürtçeye uygularsak, su misali vere-bilirim. Mesela günlük hayatta sik sik kullanilan demek, gelmek, gitmek, yemek, içmek ve istemek fiillerini mukayese edelim:
Zazaca Kürtçe Türkçe Almanca Ingilizce
vatene gotin demek sagen say
amaene hatin gelmek kommen come
siyaene çuyin gitmek gehen go
werdene xwarin yemek essen eat
simitene vexwarin içmek trinken drink
wastene xwastin istemek wollen want

Verilen bu basit misalden anlasiliyor ki, Almanca ile Ingilizce arasinda bile, ayri diller olmasina ragmen en azindan bastaki fonemleri ortak iken, Zazaca ile Kürtçe arasinda böylesi bir benzerlik bile yoktur. Bazi-lari ise benzerligi göstermek için açikgözlük yapip birkaç kelimeyi sira-larken, daha büxük çogunlukta olan ayriliklardan ise katiyen bahset-mezler. Halbuki ayni familyada olan dillerin asgari bir ortak kelime sayisina sahip olmasi gayet normaldir, fakat buna ragmen ayni dil olma-si için de bir gerekçe sayilamaz. Mesela ev kelimesi Almancada Haus, Ingilizce house ise veya ekmek kelimesi Alm. Brot, Ing. bread ise, bu benzerlikten hareket edip diger birçok gramer ayriliklarini hesaba kat-madan, Almanca ile Ingilizce bir dilin iki lehçesidir, veya Ingilizce Al-mancanin bir lehçesidir, gibi iddialarin yapilmasi ne kadar yanlis olursa, ayni sekilde, benzer kelime oyunlariyla Zazacanin Kürtçenin bir lehçesi oldugunu iddia etmek te o kadar saçmadir.

Mesela ‘el’ kelimesi Zazaca dest, Farsça dast Tsd, Kürtçe dest ise, ‘ek-mek’ kelimesi Zazaca ve Kürtçede nan, Farsçada nân Nan ise ve ‘dogru’ kelimesi de Zazaca ve Kürtçede rast, Farsçada râst TsAr seklinde ortak olmasiyla bile, bu dillerin tek bir dilin lehçesi oldugu söylenemez. Sunu da hatirlatayim ki, eski dönemlerde Kürtçenin Farsçanin bir lehçesi ol-dugunu yazanlar da olmustur. Fakat bu, siyasi bir amaca dayanmaktan degil de, diller hakkindaki bilgi eksikliginden kaynaklaniyordu. Buna benzer bir mukayaseyi bir de isaret zamirleri arasinda yapalim:

Isaret zamirleri
Zazaca
(Dersim) Kürtçe Farsça
eril nu ev in bu
yalin disil na " " "
hal çogul ni " inha bunlar
eril ney vi - bunu
oblik disil nae vê - bunu
hal çogul nine van - bunlari

Isaret zamirlerinin Zazaca, Kürtçe ve Farsça dillerindeki bu karsilastir-masina dikkatlice bakilirsa, her dilde tamamen ayri bir sistemin oldugu görülür. Zazacada bütün gramer hallerine göre birer isaret zamiri bu-lunmasina karsi, Kürtçe ve Farsçada bunlar kaybolmustur.

Dillerin tarihi bakimdan birbirleriyle olan alakasini göstermek için isterseniz size iranî diller familyasindan birkaç dil arasinda bir de ufak bir tarihi mukayese örnegi vereyim. Milattan önce 1000-500 yillari döneminden kaldigi sanilan ve iranî dillerin tarihi kaynagini olusturan Avestçe (Zerdüst’ün dili) yazili metinleri ile Zazaca, Farsça ve Kürtçeyi (Kurmanci) karsilastiralim:

Avestçe1
mö.1000 Zazaca
(Dersim) Farsça Kürtçe
gaman- game gam gav adim
naman- name nam nav ad
sar?ta- serd sard sar soguk
dasa des dah ?? deh on
visaiti vist bist ? bist yirmi
v?hrka-2 verg gorg gur kurt e.
vastra vas giyah ? geya ot
vasne- vêsan gusna ? birçi aç
vas- was- xas- ?- xwas- iste-
1 bkz. C. Bartholomae, Altiranisches Wörterbuch
2 Eski Hintçe’de (mö. 1000) v?ka e.


Bu mukayesenin gösterdigi gibi, Avestçe ile olan benzerliginden dolayi Zazaca, Farsça ve Kürtçenin tarihi kökeninin ortak oldugu görülmekte-tir. Bununla beraber her dilin birbirinden farkli bir gelisme gösterdigi de göze çarpiyor. Mesela 1. ve 2. satira bakarsak, Avestçenin /-m-/ fo-nemi Zazaca ve Farsçada eski biçimiyle muhafaza edilmisken, Kürtçede /-v-/ ye dönüsmüstür. 3. satira bakarsak, eski /-t-/ fonemi Zazaca ve Farsçada /-d-/ ye dönüsürken, Kürtçede tamamen kaybolmustur. Dikkat çeken önemli bir nokta da, 4. satirda görüldügü gibi, Avestçenin dasa ‘on’ kelimesi Zazacada des biçimiyle aynen kalmasina ragmen, Farsça ve Kürtçede daha farkli gelismeyle dah [d‰h]/deh sekline girmesidir. Zazaca des : Eski Hintçe dása ‘on’ esitligiyle, demek oluyorki Zazaca, eski iranî dönemden önceki arî dil kademesine kadar uzanan sekli, ki yaklasik 3000 yillik bir geçmis zamani kapsiyor, öteki dillerin degisme-lerine karsi aynen muhafaza etmistir.

5., 6. ve 7. satirdaki karsilastirmada ise bastaki Avestçe /v-/[w-] : Eski Hintçe /v-/[v-] fonemi, Zazacada /v-/[v-] sekliyle aynen kalmasina karsi, Farsça ve Kürtçede /gu-/ seklinde önemli bir degisiklige ugradigi görülüyor.

Sondan 2. satirda ise Avestçenin vasne ‘aç’ kelimesi Zazacadaki vêsan (Dersim), vêsan (Varto, Bingöl, vd.) sekliyle, az bir degisiklige ugrar-ken, Kürtçede birçi ve Farsçada ise gusna? biçimiyle daha büyük degisikliklere ugramistir. Son satirda ise, dillerde köklü biçimde yerlesik olup konusmada sik kullanilan ve bu bakimdan çok önemli olan ‘iste-mek’ fiilinin kökü mukayese ediliyor. Bu fiilin eski kökü Avestçe vas- : Zazaca was- (< was-t-ene) biçimleriyle ayni olmasina karsi (av. /v-/[w-]), Yeni Farsçanin xas- (< xas-t-an ) ve Kürtçenin xwas- (< xwas-t-in) sekillerine fonolojik bakimdan çok uzak kaliyor. Diger bir ifadeyle, Avestçe ve Zazaca [w- : w-] ile ortak iken, Farsça ve Kürtçe /x- : xw-/ ile ikinci bir ortak gurup olusturyor. Bütün bunlar yeni dil kademesinde olusan farklar olmayip, binlerce yillik süreçte meydana gelmis olan tarihi dil farklaridir. Bu küçük tarihi fonoloji mukayesesinin gösterdigi gibi, Zazaca eski dil özelliklerini, Farsça ve Kürtçeden daha güçlü ola-rak muhafaza etmistir. Buna göre her dil kendine göre ayri bir tarihi degisime ugramistir. Bununla beraber o dilin bütün lehçelerinin de ayni tarihi gelisimi göstermesi gerekir. Bazi dil guruplari ise, son Farsça-Kürtçe misalinde gösterildigi gibi, tarihi gelismeleri kismen ortaklasa da yapabilirler.

yukaridaki dil-tarihi misallerinden anlasildigina göre, demekki Zazaca, Farsça ve Kürtçenin farkliligi, yaklasik mi. 1000 yilindan kalma Avestçe ve Eski Hintçe yazili metinlerinin belgeledigi gibi, çok eskiye, binlerce yillik bir geçmise dayaniyor.

Lehçe iddiacilari, Zazaca ile Kürtçe arasindaki bu tarihi dil farkini lehçe farki diye göstererek, kesinlesmis bilimsel tespitleri bilinçli olarak tahrif ediyorlar (bkz. C. Bedirhan, Kürtçe Grameri, §24). Lehçecilerin manti-gina göre hareket edilirse, yukaridaki tarihi misalde sekiz kelime Farsça ile Kürtçe de kismen ortak veya benzerdir (son Tablo):
Farsça : Kürtçe sirasiyla
gam : gav, sard : sar, nam : nav, dah : deh, bist : bist, gurg : gur, giyah : geya, xas-tan : xwas-tin
olduguna göre, kendilerinin deyimiyle Kürtçe Farsçanin bir lehçesi olmuyor mu?

Kürt Lehçecilerin bilimsel temele dayanmiyan metoduna göre, otuzlu yillardaki Günes Dil Teoricilerinin ve yakin döneme kadar diger Türk Lehçecilerinin yaptigi gibi, siyasi amaçlara kilif hazirlamak için herhan-gi bir dili, keyfi sekilde diger bir dilin lehçesi olarak ilan etmek çok kolaydir. Kürt Lehçeciligini ortaya atan K. A. Bedirhan ve c. Be-dirhan’in (bkz. Hâwâr Dergisi, 1932, No. 2, s. 9; No. 3, s. 9) konuya bakisinin ne kadar basit ve bilime ters düstügü açikça görülüyor. Yuka-rida verilen misaller daha da çogaltilabilir elbette. Ancak, derginin çerçevesini astigi için bu konuda simdilik bu kadariyla yetiniyorum.

Zazacanin Gramerini yazmaya baslarken bu soruyla karsi karsiya gel-dim. Zazaca ile Kürtçenin mukayese edilip ayri ve ortak yanlarini tespit etme sorunuydu. Gramer kurallarini teker teker mukayese edip biraz ilerleyince, bir de ortaya çikti ki bu karsilastirmanin sonucundan ner-deyse tamamen bir dil ayriligi ortaya çikiyor. ortaya çikacak olan eser de, Zazaca Grameri degil, bir Zazaca-Kürtçe Farki içerigine sahip bir eser sekline dönüsüyordu ki, benim amacim ise gramer hazirlamakti. Bunun üzerine mukayeseyi ana konu yapmaktan vazgeçerek, sadece dil tarihini ve bazi çok önemli fonolojik, morfolojik gramer kurallarini kar-silastirmakla sinirli kalmayi tercih ettim.

Zazalarin ve Kürtlerin birbirini anlamamasinin sebebi, bir tesadüf ol-mayip, iste dillerin yapisindaki bu büyük gramer farkinin varolusuna dayaniyor.

Gramer çalismamda ortaya çikan sonuçlara göre Zaza Dili ile Kürtçe (Kurmanci) arasindaki en önemli gramer farki su kisimlardadir:
fonoloji, ismin halleri, bütün zamirler, bütün fiil çekimi, gramatik cin-siyet, morfolojik pasif, bütün sahis takilari, sentaks (cümle yapisi) vs.

Bu gerçeklerin ortaya çikmasindan korkan lehçeciler, lehçe propaganda-sini ileri sürerken, en ufak bir gramer misali vermekten veya dilbilimci-lerin yapmis oldugu somut tespitleri aktarmaktan titizlikle kaçiniyorlar. Bunlara sunu söylemek gerekir: Siyasi iddialar bilimsel tespitlere day-anmiyorsa, dogru degildir ve er geç yikilmaya mahkûmdurlar. Bilim siyasetten önce gelir. Bilim siyasete degil, siyasetin bilime uymasi gere-kir. Dilbilimi bir gerçegi tespit etmisse, siyasetin buna saygi duymasi lâzimdir. Siyaset ancak bilime dayaniyorsa sürekli olur ve basariya ula-sir. Gerçege, dogruya ve haklidan yana olanlarin, siyasetteki yanlislari düzelterek bilimsel bir taban üzerine oturtmasi gerekir. Fakat ne var ki, gerçegi görmek istemeyene göstermek para etmez, dogruyu duymak istemeyene de anlatmak para etmez!

.1 Birçok “lehçe”den ortak bir dil çikar mi?

Bir kere bunlar, yani Zazaca, Goranca, Kurmancca ve Soranca bir dilin lehçeleri olmayip, herbiri farkli gramer yapisina sahip bagimsiz birer dildir. Bu bakimdan ayri dillerden yeni veya ortak bir dilin suni olarak türetilmesi mümkün degildir. Bu, Kürt milliyetçi ideolojisiyle sartlanmis kisileri inandirmak amaciyla yapilan aldatici basit bir propagandadir. Bu propagandaya göre “lehçeler” bir çorba misali birbiriyle karistirilip güya yeni ve hepsinin anlayabilecegi bir Kürtçe uydurulur. Pratikte yaptiklari ise Zazacaya, orijinal kelimelerin yerine Kurmancca kelimeler yerlestirip kurmanclastirmak veya kürtçelestirmektir. Ancak bu da sonsuz olarak yapilamaz. Yani kelime düzeyinde belli dar bir çerçevede kismen yapilabilir, fakat genis çapta olamaz. Basit bir misalle bir deneme yapalim:


Üç kelimelik kisa bir Zazaca cümlesindeki mal ’davar’ kelimesini Kurmancca’ya yerlestirip iki ’lehçeyi birlestirme’ye çalisalim:

1.
Zazaca: Ez son mali. ’Ben davara gidiyorum.’
Kurmancca: *Ez terim mal. ’Ben eve gidiyorum.’
Görüldügü gibi Zazaca bir kelimeyi Kurmanccaya yerlestirdigimizde ortaya yeni bir anlam çikiyor: davara gidiyorum yerine eve gidiyorum anlami çikiyor. Yani